Yalan dünya – Bölüm 7

Şirketin finans müdür Ekrem bey de öyle çok konuşmayı seven bir adam değildi. İşkolik olduğu söyleniyordu. İnsanlarla fazla samimi olmaktan hiç hoşlanmaz, gereksiz sohbete girme gayretinde olanları bakışları ile terslerdi.  Çay ocağında o güne kadar görev yapan Halime hanım köyüne taşınmaya karar verdiği içiin ayrılacaktı. Ondan yeni kız başlayana kadar kalıp, ona şirket kurallarını öğrettikten sonra ayrıması rica edildiğinde kabul etmişti. Ekrem beyi tüm sertliğine rağmen severdi. Adamın aslında insanların sandığı kadar ters biri olmadığı anlamıştı o çoktan.

İşe başladığı gün “Kimin kimsen yok mu? Evli misin?” ve benzeri sorularla epey eşelemişti Serpil’in hayatını. Kızdan doğru dürüst bir şey öğrenemeyince “Tam patron gibisin sende. Doğru yerdesin, seni sevecek!” demişti gülerek.

İlk gün çay ocağına gelen personelin çaylarını yenilerken bir yandan da Halime hanım her giren çıkan hakkında söylediklerini dinledi can kulağıyla.

“Ben yarın sabah bir fatura işimi halledeceğim için geç geleceğim. Ekrem bey dokuz gibi gelir. Sen o gelmeden odasını silip içeceğini bırakırsın!” dedi çıkarken Serpil’e.

O da tamam diyerek ayrıldı şirketten. Zaten bütün ofislerdeki masaları silecekti sabah olunca. Önce müdürün odasından başlardı.

Sabah erkenden geldi, bir hata yapmaktan korkarak temizledi Ekrem beyin odasından başlayarak tüm masaları. O sırada çayın altına çektiği su kaynayınca hemen çayı demledi. Ekrem beye de annesinden öğrendiği bol köpüklü sütlü kahveden hazırladı ve götürüp masasına bıraktı. Çalışanlar yavaş yavaş gelip çaylarını almaya başladılar, birgün önce Serpil’i farketmeyenler de ona tanıştırdılar kendilerini.

Ekrem bey o sabah biraz gecikince Halime hanım gelmişti o ofisine girmeden.

“Asansörde gördüm Ekrem beyi gelirken! Hazır değil mi odasında her şey!” dedi nefes nefese Serpil’e

“Hazır Halime ablacığım merak etme!” dedi Serpil. Kadının patrondan epeyce çekindiği belli oluyordu. Artık ayrılacağı halde bir şey demesinden çekiniyor gibiydi.

“Titiz adamdır Ekrem bey!” dedi Halime hanım Serpil’in ne düşündüğünü anlamış gibi.

Ekrem bey sabah annesi ve babasının bir doktor işini halletmiş öyle gelmişti ofise. Karısı öldüğünden beri hayatında sadece onlar kalmıştı. Karısının ailesi de görüşmüyordu artık onunla, ölümünden sorumlu tutuyorlardı adamcağızı. Bu yüzden kimseyle konuşmuyordu artık bu konuyu. Kendi ailesine de bahsetmiyordu. Sadece içinde bir sızı olarak dolaşıyordu onunla birlikte.

Ofisine girip ceketini her zamanki yerine astıktan sonra odadaki kahve kokusunu farketti ilkin. İçinden garip bir duygu gelip geçti. Dönüp kokunun geldiği yere masasına baktı. Arada bir geçmişe dair bazı hatırlarar o andaymış gibi canlansada gözünde şu an yaşadığı gerçekti. Masasının üzerinde karısının ona her zaman hazırladığı o güzelim sütlü kahve duruyordu. Bubun bir hayal olmamasını Asuman’ın az sonra gülümseyerek kapıdan girmesini dileyerek oturdu masaya. Fincana dokundu, sıcaktı. O gittiğinden beri sütsüzünü bile içmemişti kahvenin. Hiç bir yerde, hiç kimse hazırlayamıyodu böylesini çünkü.

Fincanı tutarak dudaklarına götürdü. Damağına yayılan o tanıdık lezzet sonunda yine bir duygu seli gelip geçti içinden, ardından da yoğun bir göz yaşı saldırısı. Birisi onunla dalga mı geçiyordu acaba?

“Tanrım bu lezzeti ne kadar özlemişim!” dedi sonra kendi kendine yeniden gevşeyerek. Belki de Asuman ona bir mesaj yolluyordu şimdi, “Seninleyim!” diyordu belki.

Sonra durdu. Halime hanım onun kahve içmediğini bilirdi.

Telefonu kaldırıp çay ocağının numarasını tuşladı. Halime hanım açtı telefonu.

“Halime hanım günaydın! Bu sabah odama siz mi servis yaptınız?”

Serpil’in yanlış bir şey yaptığını düşünüp panikleyen kadın hızlıca bir bakış attı Serpil’e ve sonra cevap verdi Ekrem beye, “Yeni çaycı başladı dün Ekrem bey, sabah bir işim vardı geciktim. Kusura bakmayın? Ne olmuş acaba?”

“Sütlü bir kahve vardı masamda bu sabah!”

“Tüh! Tüh! Affedin lütfen. Henüz acemi bu kız, ben de söylemeyi unutmuşum sizin kahve içmediğinizi! Ben şimdi konuşurum onunla, limonlu çayınızı da getiririm sıcak sıcak!”

O arada eliyle telefonun konuşulan yerini kapayıp Serpil’e döndü, “Kızım ne yaptın sen? Sormadan etmeden?”

Serpil’in şaşkın bakışları devam ederken konuştu Ekrem bey, “Sorun  değil Halime hanım, kahveyi beğendiğimi söyleyecektim.”

Halime hanımın gerilen kasları gevşedi hemen, sesinin tonu değişti, “Ha öyle mi? Pardon söylerim her sabah getirsin  o zaman size!”

“Evet lütfen teşekkür ederim!”

Serpil hâlâ bakıyordu kadının yüzüne neyi yanlış yaptğını anlamak için.

“Ekrem bey beğenmiş kahveni! Her sabah yapsın dedi!” dedi ters ters Serpil’e bakıp ve tepsideki bardakları alıp çıktı çay ocağından.

Serpil hiç bir şey anlamamıştı olanlardan, sesini çıkarmadı. Halime hanım da tuhaf bir kadındı gerçekten. Neyse ki bir hafta sonra ayrılacaktı. O yüzden Serpil sesini çıkaramdan kadına uyum sağlamaya karar verdi.

Aradan bir ay geçtiğinde halime hanım çoktan ayrılmış, Serpil işi çözmüştü. Yine de Haliem hanımın Ekrem beyden çekinmesini dikkate alarak sabahları o gelmeden odasına girip çıkıyor, misafirleri gelip bir şey istediğinde de hiç yüzüne bakmadan bardakları bırakıp çıkıyordu. Adam sabah kahvesi ve misafirleri dışında çay ocağını neredeyse hiç kullanmıyordu zaten. Gelirken getirdiği suyunu içiyordu akşama kadar.  Böylece çok az karşılaşıyorlar ve neyse ki de bir sorun yaşanmıyordu.

Ekrem bey odasına çay bırakıp çıktıkça o güzel sabah kahveleri yapan kızın yüzüne dikkat etmeye çalışıyordu ama kız başını öyle bir yere eğiyordu ki bir daha görse simasını seçecek kadar bile bakamıyordu yüzüne. Her sabah kahvesini yudumlarken Asuman ve bu kahveyi yapan kızı düşünüyor sonra işlere dalınca unutuyordu her şeyi.

Annesinin evine uğradıkça kahve istemeye başlaması kaçmamıştı Nurten hanımın gözünden.

“Oğlum hayırdır seni kahve içerken görmemiştim epeydir?” diye sordu kadıncağız sonunda dayanamayıp.

Sadece gülümseyerek cevap verdi Ekrem bu soruya. Artık bu kahveleri Asuman’ın ona gönderdiğine inanıyordu içinden ama neden o kızı seçtiğini anlayamadığı için merak ediyordu.

Bir gün genel müdür şehir dışından gelecek olan büyük patronların mesai dağıldıktan sonra başlayacak olan toplantı için tüm müdürlerle toplantı yapmak istediklerini söyleyince, Ekrem de çay ocağındaki kızın da kalması için bilgi verdi insan kaynakları müdürlüğüne. Toplantı mali konularda yapılacağından onların katında gerçekleştirilecek, yeni sözleşme döneminde ne kadar personel istihdam edileceği konusu enine boyuna görüşülecekti. Bu yüzden çalışanların olmadığı bir saat tercih edilmişti.

Serpil’i zaten evde bekleyen kimse olmadığı için memnuniyetle kabul etti bu isteği bir Ekrem beyin bir de genel müdürlüğün çay ocağı açık kalacaktı toplantı bitene kadar.

Böylece iki katın ışıkları yanık kaldı sadece gece yarısına kadar. Artık uykuları gelip yorulan yöneticiler, son kararları gözden geçirdikten sonra dağılmaya başladılar. Bu saatte personel servisi olmadığından kalan çalışanlar kendi imkanları ile evlerine döneceklerdi.

(devam edecek)

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s