Yalan dünya – Bölüm 5

Serpil günlerce kendine gelip açamadı dükkanı İç elvermedi, ayakları gitmedi. Sonunda faturalar yağmaya başlayınca mecbur kaldı. Açtı bir sabah yeniden göz yaşları içinde hazırladı çorbaları.

Nermin hanım söz verdirtti son ziyaretinde Yusuf ile evlenip mutlu olacaktı. Serpil mutlu olunca Nermin hanım nerede olsa mutlu olurdu. Torunlarını da getirip gösterirlerdi ona. Ana-kız ağlaştı durdular. Yusuf gelmemişti bu son ziyarete. Askerdeydi.

Fatma hanım Nermin hanımın yaptıklarını duyunca men etmişti oğlunu Serpil’den. Yusuf zaten on gün sonra gitmişti askere. Böylelikle uzaklaşmıştı olayların göbeğinden. Serpil ile telefonla konuşuyorlardı şimdi sadece. O da giderek seyrekleşiyordu.

“Acemilik bitince yoğunluk artıyor” demişti Yusuf. İki ay geçtiğinde artık tamamen kesilmişti telefonlar. Yusuf anne ve babası da hiç arayıp sormamıştı Serpil’i annesi hapishaneye düşdükten sonra. Nermin hanımın davası devam ediyordu ama en az yirmi beş yıl diyorlardı. Kadıncağızın ömrü vefa etmezdi o kadar cezayı çekmeye muhtemelen.

“Kızım sen beni unut kendi hayatını yaşa!” diyordu Nermin hanım da bu gerçeği bildiğinden sadece.

Şimdi annesi yoktu yanında, Yusuf yoktu, Yusuf’un ailesi yoktu iyice yanlızlaşmıştı Serpil. Dükkanı ilk açtığı o gün dahil bir Allah’ın kulu girmemişti kapıdan ertesi günlerde.

“Sonuçta ortada iftira yok!” diyordu mahalleli, “Kadın apaçık öldürdüm diyor! Melek yüzlü şeytanmış haberimiz yokmuş! Bebek katili!”

Sonunda Serpil mahallede barınamayacağını anlayınca kapattı dükkanı, devretmek istedi ama alan olmadı. Herkes çorbasını evinde içmek istiyordu artık. Satabildiğini sattı dükkandan. Başka bir mahallede bir oda bir salon ev buldu kendine. Evden alacağını aldı gitti yerleşti oraya. Baba evini kapatırken göz yaşlarına boğuldu yeniden. Mahalleden kimse kapıya, cama dahi çıkmadı o giderken.

Ellerinde büyüdüğü, ne dertleri olsa yardımlarına gittiği insanlar bir anda sırtını dönüvermişti ona. Yine de Yusuf’un ailesinin kapısını çaldı giderken. Helallik istedi. Yusuf aramadığından ona diyememişti taşındığını İstese arar bulurdu nasılsa her yerde. Sadece haber vermek istemişti.

“Yusuf’un peşini bırak artık!” dedi Fatma hanım tükürür gibi yüzüne, “Oğlum karşı komşunun avukat kızı ile evlenecek döner dönmez! Seni de bir daha görmek istemiyor. Beni arayıp sormasın dedi!” diyerek çarptı kapıyı.

Öylece kaldı kapıda Serpil bir süre, az kalsın yığılıp kalacaktı.

“Yusuf mu söyledi bunları?” dedi kapanmış kapıya bakarak. Kapı cevap vermedi.

Mahalleden olmasa da ona ve Nermin teyzeye inanan bir  kaç arkadaşı vardı çok şükür, bir çay ocağında iş buldurlar Serpil’e hemen. Ellerinden geldiğince ardından durup, dert ortağı oldular ama hamile bir kadını öldürmek yenebilecek en kötü damgalardan biriydi ne yazık ki. Çokta bir arada olmak istemediklerini belli ettiler ister istemez. Yine de uzaktan uzağa ellerini çekmediler Serpil’den.

Dava sonuçlandı ve Nermin hanım tam otuz beş yıl yedi kasıtlı adam öldürmek ve hırsızlıktan. Tam bir yıl geçmişti olayın üzerinden. Zavallı kadının kocası hiç bri davaya gelememişti acısından. Sürekli ağladığını söylüyordu avukatı.

Serpil böylece annesi ile ilgili duyduklarından rahatsız olan biri çıkana kadar çalıştı bulduğu işlerde. Ağzını sıkı tutup hayatı hakkında kimse ile konuşmamayı da öğrendi böylece. Sessiz, işinde gücünde kendi halinde bir kız olarak devam etti yaşamaya. Başlangıçta yanında olan dostları da çevrelerinin baskısı ile bir bir uzaklaştılar yanından.

Yusuf ne aradı, ne sordu Serpil’i bir daha. Nermin hanıma o gün yalvar yakar verdiği sözlerin hepsini unuttu. Serpil’de onu arayıp sormadı bir daha ama o avukat kız ile evlendiğini tahmin ediyordu. İki yıl dayandı Nermin hanım hapishane köşelerinde yaşamaya. Hele ki Yusuf’un kızını ortada bırakıp çekilmesine hiç dayanmadı yüreği ama bir şey diyemedi Serpil’e. Artık yapacağı da bir şey yoktu. Bu saatten sonra çıkıp ben yapmadım dese kimse inanmazdı ona. Dava devam ederken bir ara cinayeti Nermin hanımın değil bir erkeğin işlediğine dair bir görgü tanığı oldu lafı çıksada sonradan kapandı gitti o konu. Zaten Nermin hanım ben yaptım diye ısrarlı bir itirafta bulununca başka tanığa da gerek duyulmamıştı. Pişmanlıklara, acılara, kızının düştüğü durumlara dayanmadı yüreği iki yıl sonra uykusuna vedalaştı hayatla.

Serpil annesinin ölümünün ardından iyice küstü hayata. Artık kimsesi kalmamıştı. Bazen yaşamak için bile sebep bulamıyordu kendisine ama Nermin hanıma söz vermişti. Ne olursa olsun, dik duracak, yaşamdaki yerini koruyacaktı.

Annesinin eşyalarını almak için hapishaneye gittiğinde annesinin koğuş arkadaşlarından birinin onunla mutlaka görüşmek istediğini söylediler. Ziyaret odasına geçip bekledi.

Daha gözlerine bakarken hayatın sillesini yemiş olduğu anlaşılan annesi yaşlarda bir kadın geldi karşısına.

“Sen beni bilmezsin ama ben seni annenden çok dinledim kızım” dedi doğrudan, “Beni bilmende gerekmiyor zaten. Bir daha ne sen beni, ne ben seni göreceğim. Annene kimseye söylemeyeceğime söz vermiştim ama bunu bilmek senin hakkın şimdi. Annen kimseyi öldürmemiş kızım. Yüreğini rahat tut. O tertemiz bir kadındı.”

Serpil gözlerini kocaman açtı birden “Peki ama neden?” dedi hayretle.

“Orasını bana söylemedi ama o kadını ben öldürmedim, ölmesi içinde yardım etmedim. Aksine hayat kurtarmak için öldürdüğümü söyledim dedi. Senin hayatını kurtarmak için. Haydi kal sağlıcakla.” diyerek kalkıp gitti kadın adını bile söylemeden.

Serpil göz yaşları içinde kaldı masada biraz daha “Anne! Sen ne yaptın böyle?” diyerek ağladı. Kadının ne demek istediğini anlamadı uzun süre. Sonunda düşünmekten vazgeçti. Önemli olan annesinin vicdanı rahat gittiğini bilmesiydi şimdi. O annesinin birini hele ki hamile bir kadını incitebileceğine asla inanmamıştı zaten.

Annesinin vefatından sonra oturduğu evden de taşındı. Burada da iyi kötü bir şeyler duymuşlardı onun hakkında. Bu defa şehrin iyice ters tarafında bir yere yerleşti. Yine küçücük bir evdi tuttuğu. Eskisine göre tek farkı bu evin bir bahçesi vardı. Gecekondu bölgesinde bir oda bir göz bahçe içinde küçük şirin bir evdi. Böylece kimseyle komşuluk etmesine gerek yoktu. Evin çok yakınından geçen tren ile şehire kolayca ulaşılabiliyordu.

İki yıldır çay ocağı ve yemek konusunda çalışarak tecrübe kazanmıştı. En son çalıştığı yerden de taşınmasını bahane ederek ayrıldı. Artık kimseyi tanımadığı bir yerde yaşamak ve çalışmak istiyordu. Tek başına sessiz, sözsüz bir hayat kuracaktı kendine.

Bir şirkete kadın çaycı arandığını okudu gazetede. Hemen gitti başvurdu. Maaş öyle çok iyi değildi ama bilinen büyük bir şirketti en azından. Küçük ofislerde işlerde kimin kim olduğu pek belli olmadığı için tedirgin oluyordu. Burada gönül rahatlığı ile çalışabilirdi.

Onu şirketin finans müdürünün çalıştığı kata verdiler. Her birim müdürünün kendi çay ocağı ve görevlisi vardı. Geleni gideni olunca, toplantılar yapıldıkça bu görevliler hizmet ediyorlardı. Birimde görev yapan herkeste ayrıca çaydan kahveden faydalanabiliyordu ama onlara servis yapılmıyordu. Ayrıca ilgili birimin sabah  masalarının silinmesi ve akşam çöplerinin alınması işine de bu çay ocağının görevlisi bakıyordu. Kalan tüm temizlik işleri zaten temizlik şirketi elemanlarınca yapılıyordu.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s