Yalan dünya – Bölüm 4

Akif amcadan başka bir şey öğrenemeyince, biraz rahatlamış olarak döndü eve. Yaşanılan bu kötü olay tüm mahallede duyulmuştu. Eve girer girmez Fatma hanım atıldı “Sen duydun mu olanları?”

“Duraktaki kadını mı?” dedi Yusuf renk vermemeye çalışarak.

“Evet evet, hamileymiş ya bir de! Vah canım ne üzüldüm! Allah belasını versin bunu yapanın!”

Yusuf’un başına bıçak gibi bir ağrı saplandı. Arka cebinde para hâlâ duruyordu. Onu ne yapacağını bilememişti. Odasına yürüdü, “Başım ağrıyor anne, üşüttüm herhalde uzanacağım biraz!” dedi annesine.

Tavana bakarak yattı saatlerce. O bir doktor olmak için eğitim almıştı. İşi hayat kurtarmak iken şimdi bir bebek ve annesinin katili oluvermişti. Bunun vicdan azabıyla nasıl yaşayacaktı.

“Eğer sen hapise girersen annen ve baban mahvolurlar. Hatta annen doğrudan kalp krizi geçirir. Baban öylece kalır hasta haliyle. Kim bilir alıp nerelere yatırırlar adamcağızı. Oğlu doktor çıkacak, bir parça et yiyecek diye beklerken onun da ölüsü çıkar oradan!” dedi içinden bir başka ses.

Teslim olsa mahvedeceği bir kendi hayatı değildi ki. Bir kadının, bir ailenin hayatını mahvetmişti zaten.

Peki ya Serpil ne olacaktı?

O odasında düşünce denizinde boğulurken akşama doğru kapı çalındı. Telsiz seslerini duyunca panikle ayağa fırladı. Demek kameralardan onu görmüşler şimdi de almaya gelmişlerdi.

“Keşke ev yerine dışarıda oyalansaydım da annem ile babam görmeseydi bunları!” dedi kendi  kendine. Belli ki bunu düşünmek için çok geç kalmıştı. Pencerelere kaydı gözü, atlayıp kaçabilir miydi acaba? Kaçsa nereye kadar kaçacaktı, bu her şeyi daha kötü yapmaz mıydı?

Odanın kapısına doğru yürüdü elini kapı koluna uzattı. Telsiz sesleri devam ediyordu evin içinde, sanki onu arıyorlardı oda oda. O kadının ailesinin yüzüne nasıl bakacaktı altı yüz lira için karnında bebeğiyle o kadını öldürdüğünü nasıl açıklayacaktı. Yüzük ayaklarına yuvarlandığından kadının gülümseyerek yüzüğü yerden alarak ona uzatışı canlandı gözünde. O zaman da farketmemişti kadının karnındaki bebeği. İsteyerek olmamıştı ki zaten hiç bir şey. O yüzüğün fırlayıp gitmesi gibi, bir kazaydı kadını itmesi. Alkolün etkisiyle para cazip gelmişti bir an için ama ayılınca geri vermek istemişti zaten. Anlamıştı yaptığının hata olduğunu. Kapının ağzında yaşadığı bu git geller devam ederken açıldı odanın kapısı. Annesinin korkudan kocaman olmuş gözleri kaldı sahnede bir tek.

“Polisler geldi kamerada görmüşler seni?” dedi kadın endişe dolu sesiyle.

“Anne ben..” dedi kendini tutamayıp.

“Mahalleden dört kişi geçiyor gözüküyormuş  o saatte oradan, durağı görmüyormuş kamera. Gidip ifade vermen gerekiyormuş!” diye devam etti Fatma hanım aynı endişeyle.

“Durağı görmüyormuş kamera!” dedi beyninin içinde çakan şimşek. Neredeyse sevinçten oynayacaktı. Dört kişiden biriydi sadece o şimdi hatta o dört kişinin hiç biri suçlanamazdı bu durumda.

“Arkadaşlarla gitmiştim ya!” dedi hemen kendini toparlamaya çalışarak.

“İyi haydi git bakalım bekliyor memur beyler!”

Böylece memurların yanına katılıp gitti karakola Yusuf. Arkadaşları ile çamlıkta takıldıklarını sonra evdekiler merak etmesin diye erken kalktığını anlattı polislere. O geçerken durakta kim olduğuna dikkat etmemişti. Arka cebinde kadının altı yüz lirası dururken anlattı bütün bunları polislerin gözünün içine baka baka.

Biraz daha hafiflemiş eve dönerken gördü Serpil’i dükkanın önünde. Hüngür hüngür ağlıyordu kızcağız. Önce kendine sandı bu göz yaşlarını. Meğer Nermin hanım da dükkanı kapatmış geçmişti o saatte oradan, polisler onu da alıp götürmüştü.

“Deli olma!” dedi Serpil’e, “Annen, ben öyle insanlar mıyız? Elbet bulunacak gerçek katil”

Serpil başını dayadı sevdiği adamın omuzuna ağlamaya devam etti.

Sevdiği kızın göz yaşları gömleğini ıslatırken arka cebindeki altı yüz lira yaktı ciğerini yine. Aklına yeni bir plan gelmişti şimdi. Serpil’e asla bahsedemeyeceği ama onları kurtarabilecek bir başka plan.

Önce Serpil’i sonra evde annesini sakinleştirdikten sonra planını detaylıca kurdu kafasında. Oradan geçen diğer iki kişinin kim olduklarını öğrenememişti henüz ama kim olurlarsa olsunlar kendini riske atamazdı.

Ertesi gün öğleden  sonra Nermin hanımın dükkanına uğradı. O saatlerde Serpil’in eve geçip akşama doğru yeniden geldiğini biliyordu. Tam tahmin ettiği gibi Nermin hanım dükkanda tek başına yerleri paspaslıyordu.

“Kolay gelsin Nermin anne!” dedi içeri girerken.

“Gel oğlum gel!” dedi Nermin hanım, dün onu da karakola götürdüklerini duymuştu Serpil’den, “Nedir bu başımıza gelen böyle?” dedi dert ortağı ve damadı gördüğü Yusuf’a.

“Nermin anne ben de seninle bunu konuşmaya geldim! Senden başkasına güvemem!” dedi Yusuf dönüp dükkanın kapısını kapadı ardından.

“Hayırdır oğlum?” dedi Nermin hanım şaşkınlıkla ona bakarken.

Yusuf göz yaşları içinde tüm gerçeği anlattı Nermin anneye. Kadın ağzı bir karış açık dinledi Yusuf’u sonuna kadar. Arada bir “Tüh! Tüh! Vah! Vah!” dedi durdu sadece. Kızına eş bildiği oğlanın alkolün etkisiyle yaptıklarına aklı almıyordu.

“Annemler o avukat kız diye tutturunca ayarı kaçırmışım Nermin anne! Babam da et isteyince koptu bende kayış işte! Serpil’e ne kadar aşık olduğumu sen biliyorsun! Daha  o gün geldim konuştum seninle! Sana yemin ederim kendimde değildim!”

“Peki bana niye anlatıyorsun oğul! Ben ne yapayım senin için?” dedi kadıncağız sandalyeye çöküp kalmıştı öylece.

“Nermin anne! Bunu sadece senden isteyebilirim. Eğer beni içeri alırlarsa anam-babam mahvolurlar. Doktorluğum biter, Serpil’e asla kavuşamam! ”

Doğru der gibi salladı Nermin hanım başını, ne diyeceğini şaşırmıştı iyice. Yusuf hıçkıra hıçkıra ağlıyordu bir yandan.

“Sen suçu üstlenirsen ben hem sana hem kızına çok iyi bakarım. Ömrüm boyu duacın olurum. Senin yaşında var iyi halden çabucak çıkarsın?” deyiverdi Yusuf bir anda.

Nermin hanım gözlerinin içine baktı oğlanın. Doğru duyup duymadığından emin olamamıştı bir an için.

“Nermin teyze hepimizi sadece sen kurtarabilirsin!” dedi Yusuf attı kendini yere yapıştı kadının ellerine.

“Dur oğlum! Sen ne diyorsun! Ben nasıl bebekli bir kadını öldürdüm diyeyim!”

Yusuf o ağladı, hıçkırdı, polislere anlatacağı hikayeye kadar ezberletti Nermin hanıma. Kızına iyi bakacağına, dükkana sahip çıkacağına. İçeride ne ihtiyacı varsa karşılayacağına ve daha bin bir şeye söz verdi yeminler ederek.

Akşam kızına hiç bir şey anlatmadı Nermin hanım. Sabaha  kadar düşündü uzun uzun. Ertesi gün gitti karakola, Yusuf’un ona öğrettiği gibi anlattı hikayeyi, yine Yusuf’un verdiği altı yüz lirayı da çıkardı koydu masaya.

“Ben yaptım!” dedi doğrudan.

Bütüm mahalle sarsıldı bu habere, Nermin hanım gibi düzgün, iyilik sever bir kadın bunu yapmış olamazdı ki? Serpil yıkıldı en çok. Kabul etmedi, ağladı, bağırdı. Nermin hanım bir onu ikna edemedi yaptığına. Yusuf dakika ayrılmadı Serpil’in yanından. Nermin hanıma gözleriyle sözler vermeye devam etti. O da dimdik durdu “Ben yaptım!” dedi. Hiç geri adım atmadı.

“Bir gaflet anıydı amacım öldürmek değildi!” diye bağladı. Tıpkı Yusuf’un başına gelenler gibi olmuştu her şey. Tek fark alkollü değildi Nermin hanım.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s