Yalan dünya – Bölüm 3

Annesi ve Aysel hanım balkonda kendi dünyalarında iken babasının titreyen eli avucunda düşüncelere dalan Yusuf cep telefonunun sesiyle irkildi birden. Arayan çocukluk arkadaşı Sami’ydi.

“Haydi gel çocuklarla çamlığa gidip içeceğiz biraz!”

“Oğlum beş para yok cebimde ne içmesinden bahsediyorsun?” dedi dertli dertli.

“Kim diyor sana paran var mı diye dostum. Askere yollayacağımız arkadaşımızdan para mı alacağız bir de? Çık gel hadi! Vedat ile Osman’da burda, aldık biz biraları!”

Dönüp babasına baktı Yusuf. Adam kendi dünyasında karşı dıvara düşen gölgeleri seyrediyordu. Annesi ile çıkıp yeniden Serpil meselesini konuşmak istiyordu ama şimdi Aysel teyzenin da ona arka çıkacağını tahmin ediyordu.

“Tamam geliyorum!” diyerek kapattı telefonu. Nereden çıkmıştı bu yeni komşular şimdi. Bu et meselesi nereden çıkmıştı bir de. Hiç bahsetmemişti annesi daha önce.

Çamlığa vardığında güneş yeni batıyordu. Günün kızıllığna karşı dört arkadaş arabanın teybinden yükselen dertli müziğin eşliğinde biralar bitene kadar içtiler. Yusuf’un aklı evdeydi çoğunlukla. Saat dokuz buçukta “Ben gidiyorum!” dedi arkadaşlarına.

“Nereye oğlum erken daha! Uykun mu geldi yoksa?” dedi Vedat.

“Yokta babam iyi değildi gidip bakayım merak ediyorum!”

“Ayakta zor duruyorsun oğlum, baban sana bakar bu halde ancak. Şuna bak dik bile duramıyorsun ki daha?” diye kahkahayı bastı Osman.

“Hadi oradan!” dedi Yusuf dik durmaya çalışarak ama fena halde başı dönüyordu gerçekten. Ayağa kalkınca iyice artmıştı baş dönmesi, “Gidiyorum haydi eyvallah! Ararım!” deyip bayır aşağı bıraktı kendini. Sokağa yakın durağın önüne geldiğinde hava iyice kararmıştı. Durakta genç bir kadın bekliyordu. Kadın uzaktan sallanarak gelen gölgeyi görünce tedirgin olmuş çantasının kapağını kapatmaya uğraşırken çanta elinden düşüp içindekiler yere saçılmıştı. Yusuf’ta refleks olarak eğilip kadına yardım etmek istemiş, eli ilk önce  cüzdana uzanmıştı. Cüzdanın içinden gözüken mavi yüzlüklere takıldı gözü. Babasının et isteyen sesi çınladı kulaklarında.

“Sarhoşsun sen!” dedi kendi kendine.

Cüzdanı alıp doğruldu ve tedirgin gözlerle ona bakan kadına doğru uzattı önce Kadın adamın kötü niyetli olmadığını anlayınca gevşedi biraz. Sonra gülümsedi birden, “Siz o çay  bahçesindeki adamsınız!” dedi Yusuf’un yüzüne dikkatlice bakarak.

Yusuf’ta kadını tanıdı o sırada, Serpil’e evlenme teklif ettiği gün yüzük yuvarlanıp bu kadının ayakları dibine  gitmişti. O zamanda gülümsemişti böyle.

“Evet” dedi şaşkınlıkla. Kadın tam elini uzatıp cüzdanı alacaktı ki, Serpil, babası, annesi doluştu gözünün önüne. Annesi sırf para için istiyordu o avukat kızı. Haksız da sayılmazdı durumlarına bakınca. Oturdukları ev kiraydı. Et sayıklayan bir babası vardı. Cüzdanı geri çekti kendine doğru.

Genç kadının eli havada yüzündeki gülümseme dondu baktı Yusuf’a.

“O paraya ihtiyacımız var bizim” dedi fısıldar gibi ve yeniden uzandı almak için.

“Bizim de var!” dedi Yusuf ve ona doğru bir adım atıp cüzdanı çekmeye başlayan kadından kurtulmak için bir eliyle itti onu. Alkolün etkisiyle kadını ne kadar güçlü ittiğinin farkına varamamıştı. Kadın birden geriye doğru savrulup düştü ve başını durağın demirlerine çarptı. Yusuf şaşkın şaşkın bakıyordu yerde yatan kadına. Net göremediği için gözleri açık mı kapalı mı anlayamıyordu. Cüzdanın içindeki parayı çıkarıp arka cebine yerleştirdi zorla. Sonra eğilip kadının yanına çömeldi. Doktorluk içgüdüsüyle doğrudan bileğini yakalayıp nabzına bakmak istedi ama bulamadı. Öbür bileğine, boynuna baktı sonra nabız için. Yoktu.

“Sarhoşluktan nabız sayamıyorum!” diye söylendi. Sonra çevresine bakındı birileri var mı diye. Yoktu. Telefonunun şarjı çoktan bitmişti. Birilerine haber vermek için kalkıp yürümeye başladı. Kadın hâlâ durakta kıpırdamadan yatıyordu. Öyle sarhoştu ki on adım sonra ne parayı ne de kadını hatırlıyordu. Zorla eve gidip kendini yatağa attı ve derin bir uykuya daldı.

Uyandığında çoktan öğlen olmuştu. Fatma hanım odadaki leş gibi kokudan oğlunun içtiğini anlayınca sabah hiç ilişmemişti ona. Akşam gelince üzerindekileri sağa sola fırlatıp atmıştı odanın içinde. Arka tarafında çamaşırının içindeki bir şey yüzünden sürekli kaşınmaya başlayınca elini oraya attı ve eline gelen bir tomar para ile akşam olanları aniden hatırladı. Sarhoşluğun etkisiyle parayı arka cebi yerine çamaşırının içine sokmuştu. Toru topu altı yüzliraydı hepsi. Sonra kadını yerde bıraktığını hatırladı. Hemen kalkıp duşa girdi elleri titreyerek. Kadının nabzını bulamadığını hatırlıyordu.

“Allahım ne olur bir şey olmamış olsun!” diye dua etti duş alırken içinden.

Annesinin “Oğlum nereye kahvaltı etmeyecek misin?” diye seslenmesini duymamış gibi yapıp fırlayıp çıktı evden. Durağa doğru yürüdü. Durağın hemen ilerisindeki polisleri görünce durdu. Kadın elbette orada değildi şimdi. Yerde kan veya benzeri bir şey var mı diye kontrol etti gözüyle. Öyle bir şey görünmüyordu.

“Günaydın Yusuf!” diyen sesle irkilip döndü arkasını.

“Günaydın Akif amca” dedi mahallenin bakkalını arkasında görünce.

“Dün akşam bir kadın öldürülmüş burada, hırsızlık diyorlar” diye devam etti Akif amca, Yusuf’un dün burada olduğundan habersiz.

Yusuf kireç gibi bembeyaz oldu birden.

“Kameralara bakacağız demişler. Durağı tam çeken yokmuş herhalde ama!”

Yusuf yutkundu yine nefesi kesilecek gibi olmuştu, “Allah’ım ne yaptım ben!” dedi içinden. Kadının parası cebindeydi hâlâ. Onun iyi olduğunu ummuştu. Bulup parasını verecek, özür dileyecekti. En azından evden çıkarken böyle olacağını hayal etmişti. Şimdi eğer o kameralar kadını Yusuf’un öldürdüğünü çektiyse bütün hayatı sona erdi demekti. Annesi ve babası bu sefil hayattan hiç kurtulamaycak, o Serpil ile asla evlenemeyecek ve hiç bir zaman doktorluk yapamayacaktı.

Akif amcanın biraz daha anlatmasına fırsat vermeden hızlı hızlı geri dönüp sokağa doğru yürümeye başladı.

“Ne yapacağım ben şimdi?” diyip duruyordu içinden. Serpil’lerin dükkanının önüne gelince Nermin teyzeyi gördü içeride. Kadıncağız sabah çorba içenlerin tabaklarını kaldırıyordu masalardan. Serpil’de yardım ediyordu annesine. Onlara görünmeden hızla geçti önlerinden. Eve de dönemedi. Polis gelip sorar mıydı acaba evden? Bir kaç saat sokaklarda amaçsızca dolandı durdu ne yapacağını düşünerek. Hiç bir şey bulamadı. Yeniden durağın oraya gidip, polisin ne bulduğunu öğrenmeye karar verdi. Belki de onu hiç bulamayacaklardı.

Akif amca gene dükkanın önündeydi.

“Merhaba Akif amca!” dedi ona adamdan yine bilgi alacağını umarak.

“Merhaba oğlum, sabah dönüp gittin öyle?” dedi alınmış bir ses tonuyla.

“Ya kusura bakma Akif amca bir şey unuttuğumu hatırlardım. Birde çok üzüldüm bu olanlara tabi. Aklım şaşmış. Ne oldu var mı bir gelişme?”

“Sorma kadın hamileymiş evlat! Kocası geldi bakmaya kamera görüntülerine. Durak yok ama yoldan geçenleri çekmiş alet. Kim bilir kim tabi?”

Derin bir “Ohh!” çekti Yusuf.

Akif amca gözlüklerin üzerinden baktı ona, “Off! çok zor demek hamileymiş!” dedi hemen. Gerçekten de çok üzülmüştü zaten ama ister istemez kendini düşünüyordu önce.

(devame decek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s