Yalan dünya – Bölüm 2

Yusuf’un heyecanla Nermin hanımla konuştuğu dakikalarda, annesi Fatma hanım eski mahalleden gelen eski komşusu ile hasret gideriyordu.

Aysel hanım Fatma hanımlar ayrıldığından beri mahallede olanı biteni arada bir gelip anlatıyordu uzun uzun. Fatma hanımda eski komşularını ziyarete gidiyordu sık sık. Ne de olsa yirmi yıl geçirmişlerdi o mahallede. Yusuf orada doğmuş büyümüştü. Sonra ev sahipleri vefat edip çocukları evi satmaya kalkınca mecburen çıkıp buraya gelmişlerdi. Kira evleri zordu tabi ama eski ev sahipleri öyle iyi bir insandı ki yirmi yıl boyunca bir kez olsun kırmamışlardı birbirlerini. Keşke çocukları da onun kadar anlayışlı olabilselerdi ama olmamıştı işte. Yusuf işine başlasın hele bir, o zaman ayakları düze çıkacaktı elbet. Koskoca doktor çıkmıştı oğlan, sırtlarını yere getirmeyecekti elbette annesi ve babasının.

İki kadın Yusuf’un askerlik işini konuşarak balkonda kahvelerini içerken, arka taraftaki binaya taşınanlar çekti dikkatlerini. Yusuf’ların evi giriş katı arka taraf olduğu için doğrudan bahçeye açılıyordu balkon. Arka sokakta Yusuf’ların evine sırtı bakan apartmanın ikinci katına taşınıyordu yeni ailede. Eşyaların bir kısmını arka bahçeye getirmiş, balkondan sallandırdıkları iple çekiyorlardı yukarı. Balkondan sarkan evin hanımına benziyordu. Aşağıda eşyayı sepete koyanlarda çocuklarıydı herhalde. Yirmilerinde güzeller güzeli bir genç kızla on dört, on beş yaşlarında bıyıkları yeni terlemiş bir oğlan.

“Kolay gelsin komşu!” diye seslendi Aysel hanım, eski komşusunun yeni komşularına. Eski mahallede de bilinirdi meraklılığı. Balkondan eşyaları çeken kadın başını kaldırıp baktı kahve içen kadınlara ve “Allah razı olsun!” dedi o da.

“Ben burada oturmuyorum ama arkadaşım komşunuz olacak! Hayırdır nereden geldiniz?” diyerek işten nefes nefese kalmış kadını soru yağmuruna tuttu Aysel hanım. Arkadaşının huyunu bilen Fatma hanım ise kahvesini içip dinledi sadece konuşulanları. Onun merak ettiği her şeyi soruyordu nasılsa Aysel hanım. Burada da oturmadığı için o gidince normal komşuluk yapardı Fatma hanımda güzelce.

Yeni komşular başka şehirden gelmişlerdi. Kızları avukat çıkacaktı onlarında bu sene ama stajı da vardı. Yurt biteceği için eve çıkması gerekeceğinden onlarda tası tarağı topayıp onun peşine  gelmişlerdi. Oğlan liseye gidiyordu zaten. Burada bir liseye yazdırıp, üniversite sınavına girsin, ablası ile aynı şehirde okusun istiyorlardı.

“Hayırlı olsun komşum!” diye seslendi Fatma hanım en son muhabbet bitince. Kadıncağız başıyla selamladı ve işine döndü.

“Vallahi kadının bütün seceresini döktün iki dakika da Aysel hanım! Bir alemsin gerçekten!” dedi sonra eski komşusuna dönüp fısıltıyla.

“Kız bana boşuna muhtar demiyorlar mahallede!” diye kocaman bir kahkaha attı Aysel hanım, “Fena mı oldu bak! Kızı da avukatmış ne güzel, senin oğlan da doktor çıkacak. Sana gelin buldum bana dua edersin sonra!”

Böyle bir düşünce aklının ucundan geçmeyen Fatma hanımi “Yok Aysel anlattım ya sana var oğlanın burada görüştüğü bir kız!”

“Aman ne o öyle çorbacı mı? Garson mu nedir? Sen oğluna böylesini mi layık görüyorsun Allahaşkına. Lise mezunu bile değil diye kendi ağzınla demedin mi? Bak kız avukat çıkacakmış. Çift maaş girecek evlerine. Sen de rahat edersin buradan bile kutulur şöyle iyi bir mahalleye bile çıkarsın belki! Gelinim garson demek var bir, bir de avukat!”

Fatma hanım iyice şaşırmıştı arkadaşının sözlerine, “Vallahi hiç böyle düşünmemiştim. Kızcağız çok iyi biri, helal süt emmiş, büyüğünü küçüğünü biliyor falan diye.. Hem gelip her işime de yardım ediyor sürekli!”

“Ay sen kendine hizmetçi mi alıyorsun, gelin mi? Oğlunla gelinin kazansın sana zaten tutarlar bir hizmetçi. Koskoca doktor çıkmış oğlan yanında ortaokul mezunu kızla mı dolaşacak bir düşünsene?”

“Doğru diyorsun!” diye mırıldandı Fatma hanım. İkna olmuştu söylenilenlere.

O sorada Nermin hanımla konuşup heyecanla eve doğru gelen Yusuf yolda Serpil’e rastlayınca hemen konuşmak istemiş. Onu çekiştirerek mahallenin ilerisindeki çay bahçesine götürmüştü heyecanla.

“Ne oluyor Yusuf? Nedir bu heyecanın?” diye sormuştu Serpil’de gülerek sevdiği adama.

Bir buçuk yıldır görüştükleri halde söz konusu evlilik teklifi olunca Yusuf’un eli ayağı birbirine karışmış cebinden çıkardığı yüzüklari kutusundan çıkarırken bir tanesi elinden fırlayıp tıkır tıkır yan masanın altına kadar yuvarlanmıştı.  Yan masadaki kadın gülümseyerek yüzüğü ayağının yanından alıp eğilmiş yüzüğü arayan Yusuf’a doğru uzatınca Yusuf utancından kıpkırmızı olarak teşekkür etmişti.

Kadının gülüşü niyetini anladığını ortaya koyuyordu zaten. Hemen dönüp Serpil’e annesi ile konuştuklarını ve askerlik meselesini söyleyip onun “Evet!” diyen mutlu çığlığı ile yüzüğü parmağına geçirivermişti.

Sonra ikisinin de annelerinin yanına dönmeleri gerektiği için heyecanla ayrılmışlardı çay bahçesinden. Serpil annesine yüzüğünü göstermeye, Yusuf’ta olanları annesine anlatmaya hevesli ayrılmışlardı birbirlerinden.

Yusuf eve girince balkondan gelen sesleri duyup hemen dışarı koşmuş Aysel hanımı görünce durup “Hoş geldiniz!” demişti önce.

Sonra çocukluğundan beri tanıdığı kadını yabancı saymadığı için bir çırpıda anlatmıştı Serpil’e evlenme teklif ettiğini.

Fatma hanım “Kesinlikle olmaz o kız!” diyerek iki elini beline koyunca neye uğradığını şaşırmıştı bir anda. Ana oğlunu gerileceğini anlayan Aysel hanım daha  çok bilgi toplamak için bahçede sepete eşya yükleyen genç kız ve kardeşine doğru ilerlemişti hemen.

“Anne neyin var senin? Ne demek olmaz? Hani çok seviyordun sen Serpil’i?” dedi Yusuf Aysel teyzesi uzaklaşınca.

“Severim o ayrı, komşu kızı olarak iyi tabi ama ben doktor oğlumu ortaokul mezunu cahil bir kızla mı evlendireceğim.” dediktan sonra Aysel hanımın sohbete giriştiği kızı gösterip, “Bak şu kıza! Yeni komşularımız! Avukat çıkıyormuş o da bu sene! O kız sana uygun Serpil değil!”

Yusuf başını çevirip saçları beline kadar uzun kıza baktı. Gerçekten esmer güzeli spor kıyafeterin içinde bile gösterişli bir kızdı.

“Allah sahibine bağışlasın!” dedi sonra annesine dönüp “Ben Serpil’i seviyorum!”

Az sonra içeriden hasta babasının sesi duyuldu.

“Fatma oğlan et mi almış?”

Fatma hanımın yüzündeki ifade değişti birden, et almayalı neredeyse bir yıl olacaktı. Kocası nereden aklına düşürdüyse son iki haftadır sürekli et sayıklıyor “Bıktım bulgur bulgur! Biraz da et yesek!” diyordu.

“Ne eti?” dedi Yusuf annesine merakla bakıp.

Fatma hanım önce başını içeri uzatıp komşular duymasın diye küçük bir sesle cevap verdi kocasına.

“Erdoğan sabırlı ol bu çocuk daha işe girmedi. Girsin sana istediğin kadar et alacak o zaman!”

Adam annesinin peşinden içeri giren oğluna baktı  hüzünlü gözlerle. Yusuf’un ciğerini söktü birileri o sırada. Yutkundu. Gitti oturdu babasının yanına elini tuttu.

O sırada komşuyla muhabbetten dönen Aysel hanım geçti balkona, Fatma hanımda çıktı o gelince. İki kadın yeni komşuları ve Yusuf ile kızlarının evliliği konusunda fısıldaşıp durdular.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s