Yalan dünya – Bölüm 1

Serpil ve annesi Nermin hanım sabah çorbasını içmeye gelenler kalkınca, öğlen gelecekler için hazırlıklara başladılar. Günün en yoğun zamanı oluyordu sabah saatleri her zaman. İnsanlar ya evlerinden acele ile çıktıklarından ya  yıllardır aynı şeyleri yemekten bıktıklarından ya da sabahları midelerine sıcak bir şey gitmesinden hoşlandıklarından koşa koşa geliyorlardı bu minicik dükkana.

Aslında Nermin hanımın rahmetli kocasının dükkanıydı burası. Onun çorbaları çok meşhurdu civarda. Memduh bey hayata erkenden gözlerini yumunca anne kız çaresizlikten kendileri işletmeye başlamışlardı dükkanı. Memduh bey zamanında da çorbaların bir kısmını yapan Nermin hanım, mevcut müşteriyi kaybetmemek için sıvamıştı kolları hemen. Babasının erken vefatı ve annesine ondan başka yardımcı olacak kimse olmaması yüzünden Serpil’de liseyi bitiremeden başlamıştı çalışmaya dükkanlarında.

Yinen rahmetli Memduh bey zamanında alınmış bir küçük evleri ve bu dükkan sayesinde iyi kötü geçinip gidiyorlardı. Güzel mahalleydi burası, insanları iyi niyetli ve  sevecendi hâlâ. Dükkan hemen evlerinin paralel sokağındaydı. Yol masrafı da olmadan kolayca gidip geliyorlardı bu yüzden. Havalar ısınıp, okullar tatil oldu mu çocuk cıvıltıları sarardı sokakları. Kendileri işteyken çocukları bırakacak yerleri olmayanların bazıları Nermin hanımdan rica ederlerdi sokakta oynayan çocuklarına göz kulak olmalarını. Hatta çoğunu öğle yemeğini gelir Nermin teyzelerinin çorba ve yemekleriyle yerlerdi. Akşam olunca da anne ve babaları öderdi hesaplarını.

Herkesin birbirine sahip çıktığı bu güzel sokakta yaşayanların maddi durumları da hemen hemen birbirlerinin aynıydı zaten. Orta halli bile sayılamayacak kadar yoksul, nefesleri kokmayacak kadar zengin. Yine de bir tas çorba için paraları her zaman vardı. Nermin hanım ve kızının dükkanı döndürebilmesi için o bir tas çorbanın öneminin de hepsi farkındaydı.

Fatma hanımlar dükkanın hemen iki yanındaki küçük apartmana taşındıklarında farketmişlerdi dükkanı. Bütün gün eşya taşıma, temizlikti derken yemekle ilginecek vakit olmamıştı. Yakında doktor çıkacak oğulları ile birlikte ailecek dükkana gelip yemişlerdi akşam yemeklerini. Böylece tanışmışları o meşhur çorbalar ve dükkan sahibi anne kız ile.

Fatma hanımın oğlu Yusuf daha o akşam beğenmişti Serpil’i. Günler ilerledikçe dükkana daha sık uğrar olmuş, hâl hatır sormak, bir tas çorba içmek derken çalmıştı Serpil’in de gönlünü. İki gencin arasındaki elektiriği farkeden Nermin hanımda Yusuf’un efendiliğini çok beğendiği için sesini çıkarmamıştı hiç.

Hatta kendi apartman komşusu Gülizar hanım bir  keresinde “Nermin hanım bu çocuk iyi  hoş diyorsun da, bak biz burada kaç yıldır birbirimizin her şeyini biliyoruz. Mahalleye geleli dahabir yıl olmamış bir ailenin iyiliğinden nasıl emin olacaksın. Sonra üzmesinler kızını!”

“İyi insanlara benziyorlar Gülizar hanımcığım. İçlerini elbette Allah bilir! Kızımın kıymetini bilsinler. Yusuf oğlum kızımın gözüne bakıyor şimdilik gördüğüm!” demişti gülümseyerek.

Elbette kimse kimsenin içini bilemezdi. Hatta yıllardır komşu olanlar bile. Beş yıl önde iki sokak ötede iki genç evlenmişti böyle mahallede tanışıpta, delikanlının şizofren olduğu  ancak nikahtan sonra anlaşılabilmişti kız şikayete başlayınca. Aile teşhisi konan oğullarının hastalığını gizlemişti. Şimdi Gülizar hanıma bunu söylese kadın belki bozulurdu o yüzden hiç sesini çıkarmadı.  Şans işiydi evlilik biraz ona inanırdı. Kendisi görücü usulü evlenmişti Memduh beyle. Hiç görmemişti bile nikah olmadan. Babası “Askerlik arkadaşımın oğlu Memduh’a vereceğiz seni biz aramızda konuştuk” deyiverince ona söz düşmemişti. Eskiden ne mümkündü babalara itiraz etmek. Hele ki evlilik meselesi olunca.

Şimdiki gençler hiç değilse kendileri görüşüp anlaşabiliyorlardı. Serpil’de aklı  başında bir kızdı zaten. Ona güveniyordu. Yusuf’un kendisine, ailesine veya çevresine  bir  hatasını görse muhakkak ki temkinli olurdu. Yusuf’un annesi Fatma hanım da iyi bir kadıncağıza benziyordu. Bakkala, pazara giderken selam vermeden geçmezdi. Eski mahallesini özlediğini söylüyordu biraz ama buraya da alışacaktı elbette zamanla.

Onunda kocası rahatsızdı biraz. Aslında zaman geçtikte birazdan da fazla olduğunu anlayacaklardı. Kadıncağız kocasını evde pek tek başına bırakmak istemediği için onu da yanına alır ağır ağır sokak boyunca geçip giderdi gideceği yere. Nermin hanımlardan daha iyi değildi onlarında maddi durumları. Bir tanecik oğulları Yusuf’u babasının emekli maaşı  ile okutmaya çalışıyorlardı işte. Fatma hanım eski mahallelerinde arada bir konu komşuya dikiş dikiyordu ama burada henüz çok insan tanımadığı için müşterisi olmamıştı.

Serpil dükkanın camına bir ilan yapıştırabileceklerini söylemişti bir keresinde Fatma hanımın eşinin ilaçlarını yukarı çıkartırken. Yusuf okuldayken her zaman kocasını  çıkaramadığından bazı şeyleri Serpil’den  rica ediyordu kadıncağız. O da kırmıyordu elbette hoşlandığı delikanlının annesini. Hoş Yusuf olmasa da kırmazdı, güzel yürekli uyumlu bir kızdı Serpil.

Yusuf’ta arada bir Serpil’i alıp şöyle bir çay bahçesinde oturmak istediklerinde gelip önce Nermin hanımdan izin alıyordu. Oğlanın bu ince düşünceliliğini çok beğeniyordu Nermin hanım. Delikanlı her şeyden önce güven veriyordu insana. Yarın bir gün gözünü kapadığından böyle güven veren, mesleği elinde bir eşe teslim etmek istiyordu Nermin hanım kızını. Gözü ardına baksın istemiyordu bu dünyadan giderken. Yusuf’un da şimdiye kadar çizdiği profil tam olarak böyleydi.

Böylece hem iki aile, hem iki genç güzelce geçinip gitmeye başladılar ve  aradan bir buçuk yıl geçip gidiverdi çabucak. Yusuf’un okulu bitmiş, sıra askere gitmeye gelmişti. Serpil ile konuşmadan  evvel yine onun dükkanda olmadığı bir zaman gelip Nermin hanımla konuşmuştu ilkin.

“Nermin teyzeciğim biliyorsunuz kızınızla bir buçuk yıldır görüşüyoruz. Benim niyetimin ne kadar ciddi olduğunu size başından beri hissettirebildim sanırım. Gelecek hafta askere gideceğim ama merak etmeyin kısa dönem olacak!”

Oğlanı ilgiyle dinleyen Nermin hanım “Hayırlı tezkerelerin olsun evladım” dedi gülümseyerek.

“Amin Nermin teyze. Gelince inşallah nikahımızı kıyalım istiyorum Serpil ile ama izin verirseniz gitmeden de kendi aramızda şöyle gümüş bir yüzük taksak sizin için sıkıntı olur mu?” diyerek cebinden çıkardığı gümüş alyans benzeri yüzükleri gösterdi.

Nermin hanım mutlukla baktı yüzüklere.

“Elbette Serpil çok daha iyilerine layık. Askerden geleyim, işime başlayayım o zaman ona altın, tek taş ne istiyorsa alacağım ama şimdilik yapabileceğim bu kadar. Sözüm altındır.” diye ekledi Yusuf mahcup bir sesle.

“Ah evladım olur mu? Ne Serpil ne ben parada pulda gözü olan insanlar değiliz. Artık sen de tanıdın bizi! Hayırlısı ile git gel sen yeter! Serpil ile de çıkın konuşun kendi aranızda. Benden müsadeniz var!”

Yusuf hemen  atılıp öptü kadıncağızın elini.

“Sağ olun Nermin anne! Ben konuşurum Serpil’le!” diyerek sevinçle ayrıldı dükkandan.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s