Sac ayakları – Bölüm 2

Sultan’ın her gidişinin ardından, dönüşleri oldukça masraflı olmaya başlamıştı her defasında farklı bir hikaye uydurup Elif’ten para sızdırıyor. Sonra yeniden ortdan kayboluyordu.

Bir keresinde işe girdiğini ancak işte birinin kasadan para çalıp onun üzerine attığını ve eğer ödemezse hapse gireceğini söylemişti. Elbette yanık izleri sızlamaya devam ediyordu bu  sırada yine de. O kadar çok ağlayıp yalvarmıştı ki Elif dayanamamış vermişti elindeki parayı ona. İki gün sonra kaybolmuştu yeniden ortadan.

Son seferinde ise bir adama aşık olduğunu ancak adamın onu hamile bırakıp ortadan kaybolduğunu söylemişti. Karnındaki çocuk onlar gibi sahipsiz büyüsün istemiyordu. Bu yüzden onu aldıracaktı ama kürtaj için yine para gerekiyordu. Elif’in elindeki para yetmediği için Umut’dan yardım istemiş. O kabul etmeyince yalvarıp onun elinden de parasını almış Sultan’a vermişti.

“Lütfen!” demişti Umut yalvararak, “Ne olur artık onu korumaktan vazgeç! Bak bu ay kirayı bile ödeyemiyorsun. Üstelk bu defa benimde sana destek olacak param yok. Gel şu evin birini kapatalım ve boş yere kira ödemeyelim iki eve birden. Sultan geldiğinde de ya karşımıza alıp konuşalım, ya da geri çevirelim doğrudan!”

“Evet aslında geçen ay da veremedim ben kirayı. Sana söylemeye utandım!” dedi Elif başını öne eğerek.

“Yine Sultan yüzünden mi?” dedi Umut çaresizce.

Başını salladı Elif.

“Tamam şimdi hemen bu akşamdan başlayarak sizin evdeki eşyaları benimkine taşıyoruz ve o evi boşaltıyoruz!”

“Etraf ne der?”

“Ne derlerse desinler ya! Gerekirse evleniriz!” diye çıkıverdi Umut’un ağzından.

Elif gözlerini süzerek baktı ona. Umut’da birden bire ağzından böyle bir şey çıktığı için utanmıştı. Hemen konuyu değiştirdi.

“Sizin bahçedeki fideleri de benimkine taşımamız gerekecek!”

Böylece ikisi işe gitmedikleri zaman boyunca iki gece konduyu birleştirip diğer evi boşalttılar. Birilen kira borcu içinde bir iki ay izin istediler. Ev sahibi anlayışlı bir kadın olduğu ve Elif’i çok sevdiği için kabul etti. Umut salonda, Elif ise odada uyumaya başladı. Sultan’dan bir kaç haftadır ses çıkmıyordu yine.

“Yakında düşer!” dedi Umut.

Tam da tahmin ettikleri gibi bir kaç gün sonra ikisi de işteyken çıkıp geldi Sultan. Hem parasız hem de sokakta kalmıştı yine. Yaşadıkları gecekondunun boşaldığını görünce önce ikisinin taşınıp başka yere gittiğini sandı. Sonra Umut’un perdeleri ve bahçedeki salatalıklarını görünce en azından onun kaldığından emin olup işten dönmesini beklemeye başladı.

Bu sırada gece kondu bölgesine hiç de uygun olmayan siyah ve pahalı bir araç gelip gecekondunun önünde durdu. Kendisine sevgili yaptığı zengin çocuklarından biri ona aşık olduğu için geri geldiğini zanneden Sultan, kibirli bir edayla ayağa kalktı ve arabaya doğru yürüdü.

Arabanın koyu renk camlarından içerisi görünmüyordu, arka kapı açıldı ve içeriden orta yaşlı bir adam indi.

“Merhaba kızım!”

“Merhaba!” dedi onu baştan ayağı süzen Sultan, “Bu  zengin adamla bizimkilerin ne işi var acaba?” diye geçirdi içinden.

“Ben yetimhaneden ayrılan üç arkadaşı arıyorum. Bana burada yaşadıklarını söylediler!”

“Neden arıyorsunuz onları!” dedi merakla Sultan. Eğer başlarını belaya sokmuşlarsa onları tanımadığını söylemek üzere hazırlamıştı kendini. O aptal bir kız  değildi. Sokakta çok şey yaşamış öğrenmişti.

“Bir miras konusu yüzünden!” dedi adam nazikçe.

Sultan miras kelimesini duyunca gözleri parladı hemen.

“Ben onlardan biriyim ne mirası?” dedi yeniden merakla.

“Ben Müyesser Tokgöz hanımın avukatıyım. Kendisi yıllar önce kaybettiği torununu arıyor.”

“Müyesser Tokgöz mü? Hani şu çok zengin olup iki büklüm yürüyen kadın mı o ?”

“Evet ta kendisi! O üç arkadaştan birinin Müyesser hanımın torunu olduğundan şüpheleniyoruz. İkisi kız biri erkek dediler bizi. Zaten kızlardan birinin ailesinin yangında vefat ettikleri bilinyormuş. Bu durumda diğeri bizim aradığımız kız olabilir.”

“Aman Tanrım!” dedi ellerini ağzına götürerek Sultan. Rol yapmakta oldukça iyiydi, “Benden bahsediyorsunuz, benim ailem yangında ölmedi! Bir gün beni bulacaklarını biliyordum!”

Avukat gülümserek baktı ona ve aracın arka kapısını açarak binmesini rica etti yine nazikçe “Sizi Müyesser hanıma götüreceğim izniniz olursa!”

“Peki ya annem ve babam?” dedi Sultan heyecanla arabaya binerken. İnsanların ilk bakışta kendi çocuklarını bile tanıyabileceklerini sanmıyordu bunca yıl sonra ama yine de tedirginlik yaşıyordu.

“Aman neyse onlar durumu çakana kadar zenginliğin tadını çıkarırım ben de! Görüyor musun sen Elif’i. İyi ki bu gün gelmişim buraya!” dedi içinden.

“Anneniz ve babanız ne yazık ki hayatta değiller!” dedi Avukat.

Gözlerinden yaş dökmek için kendini çok kastı Sultan ama en çok çenesini titretip, burnunu çekebildi. Avukat ilgiyle onun tepkilerini izliyordu.

“Yani şimdi sadece büyükannem mi var?” dedi üzüntüyle Sultan.

“Evet korkarım öyle!” dedi avukat.

Araç kocaman ve ağaçlı bir bahçenin demir kapısından girdi içeri. Bir süre ağaçlı ve bakımlı bir yolda ilerledikten sonra. Taştan yapılmış harika bir evin önüne durup parketti.

Sultan’ın hayatında gördüğü en güzel yerdi burası. Her şey beklediğinden bile fazlaydı. heyecandan az kalsın küçük dilini yutacaktı. Ömrü boyu hayal ettiği zenginlik şimdi pat diye çıkmıştı önüne. Ne yapıp edip o kadının torunu olduğuna inandırmak zorundaydı herkesi. Bu servet nesiller boyu yeseler bitecek gibi durmuyordu. Büyükanne eninde sonunda ölecekti nasılsa.

Avukat Cumhur bey önden yürüdü ve Sultan’dan onu takip etmesini rica etti. Kapıyı açan hizmetçi onları geniş bir koridorun sonundaki büyük odaya aldı.

“Müyesser hanım birazdan burada olacak” diyerek yanlız bırakıp çıktı onları.

Evin içi dışından da güzeldi. Sultan merakla eşyaları inceliyordu. Bunlara benzer şeyleri daha önce bir otelde görmüştü. Antika olmalıydı hepsi. Bulundukları odanın geniş ve yüksek camından arka bahçe görünüyordu.

“Neredeyse bir futbol sahası kadar!” diye mırıldandı şaşlınlıkla.

O sırada telefonunda bir şeylere bakan avukat başını kaldırıp “Bir şey mi dediniz?” deyince “Hayır hayır, size öyle gelmiş!” diyerek sağı solu incelemeye devam etti.

Ortalama beş dakika sonra Müyesser hanım yanında yardımcısı ile girdi içeri. Cumhur bey hemen ayağa kalkarak Sultan ile tanıştırdı onu. Yaşlı kadın solgun yüzündeki iki siya boncuk gibi duran gözleriyle baştan ayağı süzdü onu.

“Demek torunum sensin!” dedi sonra soğuk bir sesle.

Sultan hemen koşup sarıldı kadının boynuna “Büyükanneciğim! Bir gün beni bulacağınızı biliyordum! Keşke annem ve babam da burada olsaydılar!” diye hıçkırmaya başladı.

Kadın bir anda üzerine atlayan bu genç kız yüzünden nefes alamadığı için onu iterek uzaklaştırdı kendinden. Müyesser hanımın fiziksel temastan fazla hoşlanmadığı bile bakıcısı hemen cebinden bir ıslak mendil çıkararak kadına uzattı.

Müyesser hanım mendiller yüzünü temizlerken “Fazla samimiyetten hoşlanmam!” dedi Sultan’a bakıp, “Görüyorum ki senin de iyi bir aile terbiyesi alacak koşulların pek olmamış”

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s