Sac ayakları – Bölüm 1

Umut, Elif ve Sultan aynı yaşlarda üç sıkı arkadaştılar. Aslında yetimhanede büyüyen bu üç gencin arasındaki ilişkiyi arkadaşlık, kardeşlik gibi tanımlara sığdırmak pek mümkün değildi.

Üçü de doğumlarının hemen ardından getirilmişlerdi. Sultan’ın anne ve babası evleri yanınca hayatlarını kaybetmişler. Bir tek Sultan kurtarılabilmişti. Bu yangının izleri hâlâ vücudunun belli yerlerinde bir  mühür gibi duruyordu. Bebekliğinden kalan bu izlerin bazen sızladığını söylerdi Sultan. Yüreği acıdığında bu yaralar da acıyordu örneğin. Anne va babasını hiç hatırlamıyordu. Henüz altı aylık olduğu için yangını da hatırlamıyordu. Bazen arkadaşlarına annesi ve babasının çok zengin olduğunu ve bir gün gelip onu bulacaklarını anlatıyordu sadece. Çocuklar Sultan’ın bu hikayesini gülümseyerek dinliyorlardı sadece. Bu hikayenin onun hayata karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması olduğuna karar vermişlerdi.

“Böylece geleceğe dair bir umudu oluyor belki de!” diyordu Elif, Umut ona  kızdığı zaman, “Biz sac ayaklarıyız unuttun mu? Ona kızmamalısın!”

Umut Sultan’dan önce neredeyse iki aylık olmadan bırakılmıştı yetimhaneye. Anne ve babasının kim olduğu bilinmiyordu. Onu kapıya bir battaniye içinde bırakıp kaçanlar sadece muska şeklinde bir kolye bırakmışlardı battaniyenin içine. Adını yetimhanedekiler vermişti onun. Çekingen ve ürkek bir çocuktu, heyecanlandığında kekeliyordu. Erkek olduğu için diğer iki kızı koruma görevini üstlenmişti kendince. Kendinden çok onlar için yaşıyor gibiydi. Özellilke de Elif için. Sultan daha çok Umut’un tabağına konulan tatlılarını yiyip, olursa elindeki parasını alıyordu.

Oysa Elif onun dert ortağıydı. Onun kızları kolladığı kadar Elif’te onu kolluyordu her zaman. Hatta Sultan’a kızdığı zamanlar onu sakinleştiren yine Elif oluyordu. Aralarındaki en yumuşak yürekli kişi Elif’ti. Onu da Umut gibi üç aylıkken getirmişlerdi yetimhaneye. Onun da anne ve babasının kim olduğu bilinmiyordu ve adını yetimhane çalışanları vermişti. Umut ne kadar koruyucu ve baba gibi davranırsa, Elif’te o kadar anaç ve anne gibi davranıyordu diğerlerine. Grubun isyankar ve huysuzu hep Sultan’dı. Daha yetimhanedeyken bile işlediği suçları Elif veya Umut’un üzerine atar. Vücudundaki yaraların sızladığından yakınır kendini acındırdı. Hatırlamasa bile anne ve babasının o yangındaki çığlıklarının kulaklarından gitmediğini söylerdi sık sık. Elif ve Umut onun hem koruyucusu, hem bakıcısı gibi davranıyorlardı. Yine de Sultan’ı idare etmek ve zaptetmek gerçekten zor bir işti.

Son derece başına buyruk, giyim ve süs meraklısıydı ve elbette gezme. On sekiz yaşlarını doldurup yetimhaneden ayrılmak zorunda kaldıklarında onlara sahip çıkacak kimse olmadığından yan yana  iki gecekondu tutmuşlardı Birinde Umut kalıyor, diğerinde Elif ve Sultan kalıyorlardı. İki gecekonduda küçük birer bahçe içinde bir oda bir gözdü. Hepsine de yetiyordu bu büyüklük. Yetimhane müdür onlar daha ayrılmadan üçüne de farklı yerlerde işler bulmuştu. Böylece dışarı çıktıklarında ceplerinde biraz harçlık ve kiralarını ödeyebilecekleri gelirleri hazırdı.

Gecekonduya geçmelerinin ardından Sultan girdiği işte sadece iki ay durabilmişti. Söylemesine göre patronu olacak kadın çok şirret biriydi ve onun hakkını yiyordu. Bir kadın kuaföründe çalışıyordu. Müşterilerin onu çok sevmesini kıskanmıştı cadaloz kadın. O da dayanamamış ayrılmıştı. Şimdi elbette başka iş bakıyordu. Kendisi bulabilirdi. Elif Umut’un tepkisine rağmen yine ses çıkarmadı.

“Neden kızıyorsun? Bırak mutlu olduğu bir yerde çalışsın!” diyerek onu yine sakinleştirmişti.

Umut hem yetimhane müdürünün bulduğu ütücülük işinde çalışıyor, oradan geldikten sonra da gecekondunun bahçesinde hep birlikte yetiştirdikleri salatalıkları soyup parklarda satıyordu akşamları. Hafta sonlarında yakındaki bir lokanta da komiliğe başlamıştı. Lokanta sadece haftasonları kalabalık olduğu  için sürekli elemana ihtiyaçları yoktu.

Elif bir muhasebe bürosunda çay ve yemek işine girmişti. Evde de üçünün yemeğini pişirme görevi onundu. Temizlik işi Sultan’daydı ama elbette o her seferinde bir bahane  bulup bu işi erteliyordu. Çamaşır ve ütü işi ise Umut’undu. Böylece Elif ve Umut hem evde hem işte aynı şeyleri yapıyorlar. Sultan ise ne evde ne de dışarıda hiç bir iş yapmadan gezip duruyordu. .

Bir süre sonra bir kaç işe daha girdi Sultan ve hepsinde en çok üç ay çalışarak ayrıldı. Bu arada kısa zamanlı aldığı maaşların neredeyse tamamıyla sürekli kendine üst baş aldığı için kirayı da Elif ödemek zorunda kalıyordu. Yine de arkadaşını koruyup kollamaya devam ediyor Umut kızdıkça karşı koyuyordu.

“Bu kız bizi fena halde kullanmaya başladı Elif, bak geçen gün de gelip benden borç istedi!”

“Verseydin, kim bilir ne için ihtiyacı var?” dedi Elif yumuşacık sesiyle.

“Verdim! Kim bilir hangi ayakkabı veya çantaya gitti tabi!” dedi Umut yine ters ters.

“Biz birbirimizin ailesi, sac ayaklarıyız unuttun mu? Bazı insanlar geç olgunlaşır elbet o da anlayacaktır hatalarını bir gün?”

“Sen öyle diyorsan! Hayranım senin bu güzel kalbine!” diyerek yüzüne hayran hayran bakıyordu Elif’in Umut. Küçüklüklerinden beri aşıktı ona ama hep kardeş gibi bir arada olduklarından açılamıyordu bir türlü. Yetimhanede reddedilmek  ve her gün yüz yüze bakmak çok zor olur diye  düşünüp susmuştu. Dışarı çıktıktan sonra eğer beni istemezse hiç değilse çeker giderim diyordu kendi kendine. Yapamıyordu ama çekip gidemezdi onu bırakıp. Bütün hayatını her  gün onu görerek geçirmişti. Bundan sonra o olmadan yaşaması mümkün değildi.

Elif’inde gönlü vardı Umut’ta ama o da arkadaşlıklarını bozmak istemiyordu. Onun bu kollayıcı ve koruyucu tavırlarından umutlanmak istese de, Sultan için de aynı şeyleri yaptığını bildiği için bir türlü emin olamıyordu. İkisi de birbirinin gözlerinin içine bakıyor ve diğeri aşkını anlasın diye  kıvranıp duruyorlardı sadece.

Sultan’ın umurunda bile değildi bu olanlar. Önceleri yetimhanede zengin ailesinin gelip bir gün onu  alacağını hayal etmiş, şimdi de böyle sefalet içinde yaşamayacağını ve zengin bir adamla evlenerek kendini kurtaracağını anlatmaya başlamıştı.  Artık iş aramayı da bırakmış, sürekli gezip tozuyor ve arada bir de eve gelmediği oluyordu.

İlk zamanlar Elif Sultan eve gelmediğinde çok paniklemiş, Umut’u da zorlayarak onu aramaya çıkmışlardı. Birinde bir otelde erkek aradaşı ile bulmuşlar ve şirretçe kovulmuşlardı. Birinde bir barda bulmuşlar yine aynı muameleyi görmüşlerdi. Bu bir kaç kez daha tekrarlanınca Umut artık sinirlenmiş ve Elif’e de “Sen de ben de bir daha  onu aramayacağız!” diyerek resti çekmişti, “Başına bir iş gelirse ilk biz duyarız zaten merak etme! Kötü haber tez yayılır!”

Bunca olaydan sonra Elif Umut’u haklı bulduğu için Sultan’ın kayıplara karışmasına ses çıkarmaz olmuştu. Bunun üzerine Sultan iyice yüz bulup bazen haftalarca ortadan kaybolmaya başlamıştı.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s