Sığınacak tek liman – Bölüm 1

Balta Holding’in piyasaya çıkacak yeni ürünü için yapılan toplantı saatlerdir devam ediyordu. Yönetim kurulu başkanı Tamer bey ve kız kardeşi Oya hanım pazarlama bölümü ile birlikte ürünün tanıtımında yer alacak genç ve yeni yüzün kim olabileceği konusu üzerinde tartışıyorlardı.

“Atakan Gürsu bu iş için en uygun kişi bence!” dedi Oya Balta, “Tıpkı bizim ürünümüz gibi yeni parlayan bir  yıldız. Üstelik en iyi erkek yüzü olarak seçileceği söyleniyor. Bu en iyi yüz olmanın arkasında bizim traş ürünümüz olursa harika bir sinerji olur.”

“Ancak Atakan çok yeni bir model, ürünü daha tecrübeli biri tanıtırsa holdingin tecrübesini de yansıtmış olmaz mı?” dedi Pazarlama Birimi Müdürü Füsun hanım.

Atakan Gürsu’yu şehirdeki reklam panolarında gördüğü ilk günden beri kafasına takmış olan Oya Balta ters ters baktı Füsun hanıma. Her sabah uyandığında yatak odasının tam karşısındaki reklam panosundan ona bakan ve neredeyse ateş saçan o iki siyah gözden daha etkili nasıl olabilirdi ki tecrübeli bir model? Ayrıca modelin tecrübesi holdingin tecrübesini nasıl yansıtabilirdi? Onlar zaten adı bilinen piyasada güven kazanmış güçlü bir markaydılar. Füsun hanımın pazarlama müdürü olarak bu gerçeği göz ardı etmesi hayal kırıklığı yaratmıştı.

Füsun hanım yönetim kurulu başkanı ve holding sahibi Tamer beyin kız kardeşinin neredeyse nefes almadan söylediği bu sözler karşısında sessiz kalmayı tercih etti. Şirketin hiyerarşisinde resmi olarak yer almadığı halde Tamer bey onu her toplantıya dahil ediyordu. O da kararların hepsine müdahale ediyordu. Babaları öldükten sonra iki kardeş neredeyse hiç ayrılmadan birlikte hareket eder olmuşlardı. İnsanlar Tamer beyin kız kardeşi yüzünden evlenemediğini konuşmaya başlamıştı. Oya hanım ağabeyi nereye giderse mutlaka yanında oluyordu.

Tamer şirketin bu kadar büyümesinden çok çok önce, kız kardeşinin doğumundan neredeyse dört yıl sonra annelerinin intihar ettiğini kimse ile paylaşmamıştı. Babaları işte ve Tamer ise okuldayken kadıncağız Oya’nın gözü önünde kendini asmıştı. Minik Oya ağabeyi okuldan gelene kadar saatlerce annesinin tavandan sarkan cenazesi başında ağlamıştı.

Sonraki yıllarda bu travmayı atlatabilmesi için uzun bir tedavi süreci yaşamış, babası ve ağabeyinin desteği ve sevgisi ile atlatabilmişti. Annelerinin genetik bir akıl sağlığı problemi olduğunu sonradan öğrenmişlerdi. Hüsnü bey, oğlu ve kızında da aynı problemin tekrar etmesinden korktuğu için onları uzun süre psikoloğa taşımış, sonunda ikisinde de bir sorun olmadığı sonucuna varılınca rahatlamıştı. Yine de Oya’nın annesini kaybettikten sonra yaşadığı ağır travma ve annesine benzer karakteristik özelliklerinin fazla olması nedeniyle onu göz önünden ayırmamışlardı.

Hüsnü bey karısı öldükten sonra kendini işlere vermiş ve şirketi bu gün var olduğu haline getirmişti. Onun ölümünün ardından Tamer görevi devralmış ve kız kardeşini de tıpkı babasının yaptığı gibi gözünün önünden hiç ayırmamıştı. Elbette iyi olduğunu söylemesine rağmen ağabeyine sürekli ihtiyacı olduğu duygusunu yaratan da Oya’ydı. Ancak Tamer kız kardeşi konusunda çok hassas olduğu için bunu farkedemiyor, onu mutu etmek için elinden ne geliyorsa yapıyordu.

Toplantıda kız kardeşinin Atakan Gürsu hakkında söyledikleri aklına yatmıştı. Füsun hanım konusunda düşüncelerine de katılmıyor değildi ama pazarlama müdürünü çalışanların yanında rencide etmemek için bu konuda bir şey söylemedi. Sadece “Atakan Gürsu ile bağlantıya geçin bakalım ne diyecek?” diyerek konuyu bağladı.

“Benim kendisiyle ortak tanıdığım dostlarım var, teklifi götürebilirim” diye atıldı Oya hemen ağabeyinin aldığı karardan memnun.

“Tamam Füsun hanım sözleşmeyi hazırlasın, sen de Atakan Gürsu’yu ikna et o zaman!” dedi Tamer.

Balta Holding toplantı salonunda bunlar yaşanırken, Atakan çocukluk arkadaşı Duru’ların evine gelmişti gizlice. Reklam panolarında yüzü gözükmeye başladığından beri sokakta rahat dolaşamaz olmuştu. Büyüdüğü bu mahalleyi, daha da doğrusu çocukluk arkadaşı Duru’yu çok özlüyordu. Bu nedenle kılık değiştirip ara ara kaçıp onların evine geliyor, can arkadaşı ile dertleşiyorlardı.

Geçmişte yaşanılanları saklayan tek kişi Tamer ve Oya Balta değildi. Atakan’ında çocukluğuna dair pek çok sırrı vardı. Bu sırların tek şahidi ve ortağı ise Duru’ydu.

Duru bu eski mahallede, Atakan’ların eski evlerinin hemen bitişiğinde annesi ile birlikte yaşamaya devam ediyordu. Annesi uzun süredir demans tedavisi oluyordu ve hastalık artık zavallı kadını iyice ele geçirdiği için gündüzleri Duru işteyken bakıcı ile akşamları ise Duru’nun kontrolü altında yaşamını devam ettirebiliyordu. Bakıcıyı Atakan ayarlamıştı. Aslında Duru’nun şimdi çalıştığı şirketteki görevini de o ayarlamıştı ama Duru böyle şeylere çok kızdığı için bunu ondan saklıyordu.

Atakan’ın annesi o daha küçük bir çocukken onları bırakıp kaçmıştı. Babası bir gün onu mahallenin berberi ile yakalayınca, kadın eşyalarını toplayıp evi terketmiş, ne oğlunu ne de kocasını bir daha arayıp sormamıştı. Elbette berber de kaybolmuştu ardından. Atakan’ın babası Muzaffer bey karısının onu aldatıp, sonrada küçücük çocukla tek başına bırakmasının ardından kendini içkiye vermişti. Her akşam kör kütük içiyor sonra da Atakan’a bağırıyordu önceleri.

“Aynı anan gibi bakıyorsun! Kaybol gözümün önünden!” ya da “Anan seni başıma bela diye bıraktı, biliyordu senin kendisi gibi şeytan olduğunu! Allah bilir seni kimden peydahladı!” diyen bağırtısı Duru’ların evinden bile duyuluyordu.

Sonraları çocuğa vurmaya, hatta bazı geceler kömürlüğe kapatmaya başladı. İşin kötüsü alkölün etkisiyle onun kömürlüğe kilitlediğini unutuyor, zavallı Atakan günlerce orada farelerle kalmak zorunda kalıyordu. İşte o zamanlarda yanında olan tek kişi Duru’ydu. Atakan’ın kömürlükten gelen sesini duyar duymaz ona kırık camdan yiyecek ve su taşıyordu. Hava karara kadar camın önünde durup onu bekliyordu. Hatta bazı geceler annesi ve babası uyuduktan sonra bahçeye çıkıyor, Atakan korkmasın diye onunla sohbet etmeye devam ediyordu. Atakan’ın teks sırdaşı ve  dostu Duru’ydu.

Muzaffer bey yine körkütük sarhoş olduğu bir akşam, mahallede korna çalıp eğlenen gençlere camdan bağırmış. O mahalleden olmayan gençler de karşılık verince aşağı inip kavgaya tutuşmuş. Kavga sırasında delikanlılardan biri itince de dengesini kaybedip başını kaldırıma çarpıp hayatını kaybetmişti. Atakan on üç yaşındaydı o zamanlar.

Babası yine onu kömürlüğe kitlediği için olanlardan habersiz korku içinde otururken Duru koşarak cama gelmiş, herkesin sokakta babasının başında olduğunu söyleyerek Atakan’ı kurtaracağını söylemiş. Sonra Muzaffer beyin açık bırakıp çıktığı kapıdan eve girerek kömürlüğün anahtarını bulup, çocuğu dışarı çıkarmıştı.

Atakan kendisini kurtaran kahraman arkadaşına sevgiyle sarıldıktan sonra babasının başına tam olarak ne geldiğinden habersiz karanlıkta koşarak uzaklaşmıştı oradan. Ondan sonra bir süre Atakan’dan kimse haber alamamıştı. Duru hariç.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s