Kısmetin böylesi – Bölüm 3

Zaten çok büyük olmayan ilçede çarşıda karşılaşmamak imkansız gibi bir şeydi. Ertesi günü erkenden çarşıya inip kızları yeniden görmeyi bekledi. Bu arada Ayşe ve Mehtap Nur bir eşarp bakmak için ilk dükkana dalmışlar. Mehtap’ta Rıza babanın bahsettiği dükkanın yerine bakmak için onlardan ayrılmıştı. Sonra yeniden buluşup gezmeye devam edeceklerdi. Mehtap o akşam yola çıkıyordu zaten. Eğer dükkanın yerini beğenirse dönünce geri gelmek için hazırlıklara başlayacaktı hemen.

Bu arada Şükran hanımın sonuçları da temiz çıkmıştı ama kadıncağızın başka hastalıkları vardı onu içten içe yıpratmaya devam eden.

Mustafa Mehtap’ı yeniden görünce heyecanlandı iyice, hemen hızlı adımlara yanına gitti. Tek başına gelmiş olmasına da çok sevinmişti. Demek ki onunda gönlü vardı konuşmaya.

“Merhaba beni hatırladın mı?” dedi karşısına aniden çıkıp.

Mehtap dükkanın yerini bulmaya çalışırken bir anda karşısına çıkan adamın yüzüne bakınca hatırlardı onu. Dün kalbini yerinden çıkacak kadar çarptıran çocuktu bu.

“Evet!” dedi utanarak, “Türbede çarpışmıştık!”

“Evet!” dedi Mustafa neşeyle, hatırlanmaktan çok memnun olmuştu, “Ben sizin bu gün buraya gelceğinizi öğrendim, konuşmak istedim!”

“Fakat nereden?” dedi şaşkınlıkla önce ama sonra hatırladı Ayşe ve onu konuşurken gördüğünü “Ayşe?” dedi Mustafa’ya bakarak.

Tam o sırada Mehtap Nur ve Ayşe yanlarında Rıza babayla köşeden görününce Mehtap telaşla “Şimdi gitmeniz lazım Rıza babam geliyor” deyince, Mustafa telefon numarasını yazdığı kağıdı avucuna sıkıştırıverdi.

“Adım Mustafa, mutlaka arayın! Yeniden görüşeceğiz!” diyerek hızla uzaklaştı Mehtap’ın yanından. Kızı zor durumda bırakmak istemiyordu en başından. Nasılsa gideceklerdi istemeye. Bir ömür olacaktı önlerdinde daha konuşmak için.

Neyse ki üçüde görmemişlerdi Mustafa’yı.

“Kızım beğendin mi dükkanı, bende geleyim de açayım, içine bak diye geldim.”

Gerçektende dükkan Mehtap’ın umduğundan bile iyiydi.

“Çok güzelmiş Rıza baba, gelirim ben buraya” dedi sevinçle, az önce gördüğü kalbini hoplatan adamla da aynı yerde olma fikri hoşuna gitmişti zaten.

Bu arada Rıza baba  görmesin diye kağıdı nereye soktuğunu bulamıyordu bir türlü yola çıkmadan. Heyecan ve panikle oralarda düşürüvermişti elinden. Çok üzülse de yapacak bir şey yoktu.

“Nasılsa geri döneceğim, kısmetse yine karşılaşırız!” dedi içinden. Mehtap Nur dahil kimseye bahsetmedi Mustafa’dan.

Mustafa ve ailesi ertesi gün haber yolladılar Rıza babalara, Mustafa kızı türbede görmüş beğenmişti, uygun görürlerse önce bir tanışmaya gelmek istiyorlardı.

Rıza baba karısına konuyu açtıktan sonra “Kızın da fikrini soralım bakalım o ne diyecek?” diyerek çağırdı Mehtap Nur’u.

Yıllardır kimseleri beğenmeyen Mehtap Nur “Gelsinler bakalım babacığım” dedi kibarca. Her zaman olduğu gibi kapı aralığından bakacaktı. Eğer beğenirse kahveleri o getirecek, beğenmezse Ayşe çıkacaktı. Rıza bey de mesajı oradan alıp öyle konuşacaktı dünürcülerle.

Mustafa kocaman bir çiçek ve çikolata yaptırmıştı, evin kapısına geldiklerinde heyecandan dizleri titriyordu. Annesi yıllardır oğlunu ilk kez böyle gördüğü için mutluluktan uçmak üzereydi. Nihayet bir tanecik evlatlarının gönlünü çalan bir kız çıkmıştı. Kızı da merak ediyordu sırf bu yüzden.

Mehtap Nur kapı aralığından dalyan gibi delikanlıyı görür görmez vuruldu ona.

“Kahveleri ben götüreceğim dedi Ayşe’ye”

Ayşe’de sevindi ablasının nihayet birisini beğendiğini duyunca, bu kez kapı aralığından o baktı gelenlere.

“Allah Allah bu ağabeyi bir yerden çıkaracağım ama nereden?” dedi kendi kendine.

“Saçmalama nereden tanıyacaksın?” dedi Mehtap Nur, kahve tepsisini alıp girdi salona. Başı önde dağıttı kahveleri, en son Mustafa’nın önüne gelince baktı onun gözlerine. Mustafa’da kaldırdı başını kahvesini alırken, az kalsın düşüyordu fincan elinden.

Oğullarının birden bire renginin bembeyaz olduğunu gören ailesi telaş ediverdi, “Ne oldu oğlum iyi misin?” dedi babası hemen.

Artık peygamberin kavliyle diye başlayan cümle kurulmuş, Rıza babanın ağzından “Gençler birbirlerini görmüş beğenmişse bize laf düşmez!” cümlesi çıkıvermişti kızı salona girince.

Mustafa bir kıza bir ailesine bir Rıza babanın yüzüne bakıyordu şaşkınlıkla. Bu türbede gördüğü kız değildi.

“Mehtap?” dedi şaşkınlıkla.

“Evet!” dedi Mehtap Nur. O da anlamamıştı ne olduğunu? Oğlanı çok etilediğini düşünmüştü sadece. Dili tutulmuştu çocuğun neredeyse ona bakınca.

Mustafa sonunda öksürmeye başlayıp lavoboya gitmek için izin istedi. Ne  yapacağını şaşırmıştı. Şimdi bu kız o kız değil dese, durumu nasıl açıklayacaktı. Ailesini kendi kaldırıp getirmişti buraya.

“Acaba kızın adını mı yanlış anladım?” derken Ayşe’yi gördü kordidorda.

“Ayşe?” dedi hemen ona seslenip, Ayşe dönüp baktı şaşkınlıkla.

“Tanıdın mı sen beni?”

“Tatlıcı ağabeysin değil mi sen türbedeki?  Bak ben dedim inanmadı ablam!” dedi gülümseyerek. İçeride ağzına attığı tatlıyu yutmaya çalışıyordu bir yandan.

“Bu içerideki kız kim?” dedi Mustafa hemen heyecanla

“Mehtap ablam” dedi Ayşe saf saf.

“Peki benim türbede çarptığım kız kimdi?”

“Mehtap ablam” dedi gene Ayşe, sonra durdu “Ama o bu Mehtap ablamın arkadaşı Mehtap ablam”

“Kızım ne diyorsun sen kafamı karıştırma, Rıza babanın kızı demedin mi?”

“Dedim”

“E hangisi kızı o zaman?”

“İkisi de! Biri öz, biri manevi” dedi Ayşe yine saf saf.

“Öbür Mehtap nerede o zaman?”

“Gitti!”

“Yandım ki ne yandım ben şimdi” dedi Mustafa eliyle başına vurarak, “Nasıl çıkacağız bu işin içinden. Bana bak şimdi bu içerideki Mehtap ablana de ki yarın mutlaka çarşıda buluşsun benimle. Çok önemli bir diyeceğim var ona.”

“Tamam söylerim Rıza babam izin verirse geliriz” dedi Ayşe

“Sana tatlıcı dükkanındaki tüm tatlıları alırım. Mehtap ablanle senden başka kimse bilmesin tamam mı?”

“Tamam!” dedi Ayşe iyice kocaman gülümseyerek. Çok beğenmişti bu teklifi.

Mustafa’nın aşkından böyle davrandığını sanan Mehtap Nur, ertesi günü gitti Ayşe ile çarşıya.

Mustafa onu görür görmez hızlıca anlattı olanı biteni, “Bakın çok özür dilerim amacım sizi rencide etmek asla değil. Şimdi babamlara ben bu kızı istemiyorum dersem olmaz. Ben arkadaşınız Mehtap hanıma aşığım. Siz bu çocuk bana göre değil derseniz bu iş kendiliğinden biter. Siz de sizi sevmeyen bir adamla birlikte ömür tüketmekten kurtulursunuz. Ne dersiniz?” dedi yalvarır gibi sonra.

Mehtap Nur öyle bozulmuştu ki Mustafa’nın söylediklerine. Mehtap onun en yakın arkadaşıydı ona kızmıyordu tabi ki. Bu oğlanın densizliğiydi bu. Doğru dürüst anlamadan dinlemeden ne gelip onun umutları hayalleri ile oynamıştı.

Sesini çıkarmadı, kalkıp gitti masadan. O akşam yüzükler takılacaktı. İki aile aralarında öyle anlaşmışlardı. Mustafa’nın planına göre Mehtap yüzükler takılmadan babası ile konuşursa işin adı konmadan bu iş burada kapanır o da diğer Mehtap’ın peşinde düşerdi.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s