Kısmetin böylesi – Bölüm 2

Rıza baba ve Şükran hanım Mehtap’ı  görünce çok sevindiler.

“Kızım senin orada yanlız olmana pek gönlümüz elvermiyor bizim. Kimsen de kalmadı zaten oralarda. Şu muayenhaneyi de yeni açtın. Gel kapat, burada açalım sana bir tane. Babanın eski dükkanına yakın bir yerim var benim. Orayı sana veririm. Sen de kazandıkça kira verirsin. Çevremizde var burada işsiz de kalmazsın!”

“Rıza baba, bana zaten o kadar iyilik yaptınız ki, size olan borcumu nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum!” dedi Mehtap ağlayarak.

“Kızım biz seni kendi evladımız bildik. Kızımız Mehtap Nur’da ayırtetmedik hiç bir zaman. Rahmetli annen baban da bizim kardeşimiz gibiydiler. Mekanları cennet olsun. Sen onların emanetinisin bize ayrıca. Gel  şurada bir aile olalım yeniden!”

“Aslında ben de düşünmedim değil Rıza baba çok sağol!” diyerek adamın eline sarılıp öğtü Mehtap.

Mehtap Nur’da çok sevinmişti arkadaşının yeniden dönem ihtimaline. Söylediği gibi lise bitmeden kapanmış, ünversiteyi okumamıştı. Ancak henüz gönlüne göre birini bulamadığı için bekardı. Dert ediyordu bunu da kendine. O lise biter bitmez evlenebileceğini düşünmüştü oysa. Babası milletvekili ve sevilen bir adam olduğu için kısmeti çıkıyordu çokça ama Mehtap Nur’un bazı huyları vardı. Öyle herkesle kolayca birlikte olmaya uygun yapısı yoktu.

Gelen adayların çoğunu, kapıdan sağ ayağı ile girmedi uğursuzve benzeri tuhaf bahanelerle reddetmişti. Rıza bey ve Şükran hanım bir tanecik kızlarını üzmek istemedikleri için ısrarcı olmuyorlardı. Rıza bey Mehtap gittikten sonra yanlız kalmasın diye kendi köyünden annesi, babasını kaybetmiş bir kızcağızı alıp  evine getirmişti. Onu da nüfuslarına geçirmişler, kendi kızlarından ayırt etmemişlerdi. Ayşe’de çok  saf iyi niyetli bir kızdı. Hem Şükran hanıma yardım ediyor, hem de Mehtap Nur’a arkadaşlık ediyordu.

Mehtap’ta çok  sevmişti Ayşe’yi tanışınca. Çocuk gibiydi Ayşe. Tatlı ve şekerleme gördü mü dayanamıyordu. İki kızın türbeye gidip şeker dağıtacaklarını duyunda “Ben de geleyim ne olur?” diye tutturmuştu.

“Gel tabi beraber gideriz!” demişti Mehtap’da ona gülümseyerek.

Şükran hanımın da sağlığı eskisi kadar iyi değildi. Rahminde yer alan bir kitle yüzünden tedavi aşamasına geçmek üzereydiler ama biyopsi sonuçları bir kaç gün içinde çıkacaktı. Tamüç kızın türbeye gitmeye karar verdikleri gün hastaneden biyopsi sonuçlarının çıktığı ve doktorun onlarla görüşmek istediğine dair haber geldi.

“A ama biz türbeye gidecektik o gün!” dedi Mehtap Nur üzüntüyle.

“Kızım gidin siz planınız bozmayın. Biz annenle gideriz doktora!” dedi Rıza bey onlara bakıp.

“Yok olur mu hiç!” dedi Mehtap arkadaşının dirseğine vurarak, “Bu önemli, sağlık konusu, annenin yanında ol sen! Biz Ayşe ile gideriz, sonraki gün de seninle başka yere gideriz olmaz mı? Hem ben buranın yabancısı da değilim ki zaten!”

“Emin misin?” dedi Mehtap Nur çaresiz bir şekilde baktı arkadaşına. Hem onunla gitmek istiyor, hem de söylediği gibi annesini yanlız bırakmak istemiyordu.

“Tabi ki eminim!” dedi Mehtap ona güvev vermek isteyen bir sesle konuşmaya çalışarak. Böylece ertesi günü Mehtap ve Ayşe şeker alıp türbeye, Rıza bey, Şükran hanım ve Mehtap Nur hastaneye  gittiler.

Rıza baba yine de içine sinmediği için Ayşe ile Mehtap’ı geçerken bırakmıştı türbenin önüne. Dönüşte ararım buradan alırım yine ikinizi diye de tembihlemişti giderken.

Bu arada Feride hanım oğlunu çekiştire çekiştire ilerliyordu kalabalığın içinde. Mustafa elinde kocaman iki baklava kutusuyla annesinin peşinden ilerlemeye çalışıyordu hızla. Feride hanımın  yeğeni yıllarca uğraştıktan sonra nihayet hamile kalınca adağını yerine getirmek için gelmişti türbeye. Camiinin önüne varıp, iki kutu baklavayı dağıtacaklar. Sonra dualarını edip gideceklerdi. Oğluna öyle söylemişti Feride hanım ama aslında otuz beş yaşına gelmesine rağmen bir türlü evlenmek istemeyen Mustafa için de adak adayacaktı gelmişken.

Baklavalar yarım saat içinde sahiplerini buldu, herkes kısmetini alıp hayır duası ettikten sonra bu  defa anne oğul türbeye doğru geldiler.

“Bana bak içinden dua et bir hayırlı kısmetin çıksın diye. Bak Allah kabul etti, izin verdi kuzenin Ayla hamile kaldı nihayet. Sende bir evin bir oğlusun Allah  mürüvetini görmek nasip etsin bize de sağlıkla!”

“Anne burada da mı bu konu şimdi!” dedi Mustafa ters ters, “Bak şuram var ya şuram!” diyerek elini göğsüne kalbinin üzerine koydu, “Daha kimse için titremedi anneciğim! Titresin sana söz veriyorum evleneceğim!”

“Nikahta keramet vardır oğlum. Bak biz babanla evlendik öyle titredi yüreklerimiz. Görmedik bile birbirimizi baştan!”

Mustafa annesinin huyunu bildiği için cevap vermedi annesine, içinden duasını edip hızla çıkmak için geri döndüğü sırada çarpışıverdi biriyle. Onun annesine hırsla dönmesiyle çarptığı kız öyle bir sendeledi ki tutmasa taşların üzerine doğru düşüverecekti.

“Çok özür dilerim!” dedi kızın dengesini toparlamasını sağlamasını beklerken. Onu iki kolundan tutmuş gözlerine bakıyordu şimdi.

“Yok ben özür dilerim sizi görmedim” dedi Mehtap’ta ona bakarak, sonra delikanlının kollarından kurtulup karıştı kalabalığa. Ayşe az önce caminin önünde almıştı Mustafa’nın baklavalarından. Hem de epeyce almıştı. Mustafa gülümseyerek izin vermişti onun almasına.

Gözlerine baktığı sırada az önce annesine tarif ettiği gibi içi titretiveren Mustafa, Mehtap’ı bir anda kalabılığın içinde kaybedince peşinden gittiğini gördüğü Ayşe’yi takip etmişti. Sonunda kıza yetişip tuttu kolundan. Onlar da şeker dağıtmayı bitirmiş dua etmeye türbeye gelmilşerdi. Rıza baba telefon etmiş işleri uzadığı için kızları alıp hastaneye getireceğini söylemişti. Türbede dualarını edip hızla dışarı çıkmaya çalışmalarının nedeni buydu aslında Bu sırada çarpışmılardı Mustafa’yla.

“Ayşe’ydi değil mi senin adın?” dedi Mustafa kızı kolundan yakalayınca. Kalabalıkta Mehtap’ı kaybetmemek için ardından bakmaya çalışan Ayşe, “Evet, sende tatlıları veren ağabeysin!” dedi gülümseyerek. O sırada Rıza bey de arabasından inmiş kalabalıkta kızlara bakınırken gördü Mehtap’ı. Ayşe ve Mustafa’da biraz ilerilerinde duruyorlardı. Ayşe onu bir erkekle konuşurken görüp yanlış anlayacaklar diye acele dince.

“Kim o kız adı ne?” dedi Mustafa hızlıca

“Mehtap!” dedi Ayşe bir çırpıda.

“Peki o adam kim babası mı?”

“Evet Rıza baba o, milletvelili!” dedi ve onlara doğru koşmaya başladı Ayşe.

Mustafa o kadar etkilenmişti ki az önce içeride yaşanılan andan, o akşam hemen babasına anlattı olanları. Annesi türbeye gider gitmez oğlunun aşık olduğunu duyunca güldü onlara göstermeden.

“Ya bir de inanmıyordun!” dedi içinden.

“Tanımaz mıyım Rıza beyi oğlum. Buralarda çok sevilen bir insandır. Onun kızını gördün beğendin demek! Gördün mü hanım oğlan kedi olalı bir fare tuttu nihayet! Hemen gidip isteyelim kızı!”

“Ben bir konuşayım izin verin de!” dedi Mustafa babasına. Ayşe’den iki arada bir derede ertesi günü çarşıda olacaklarını da öğrenmişti.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s