Kısmetin böylesi – Bölüm 1

Rıza bey iki yıl üst üste memleketinden miletvekili seçilmişti. Bu sene son görev senesiydi. Partinin ısrarlarına rağmen bir dönem daha aday olmak istemiyordu. Artık ailesi ile birlikte memleketinde sakin bir hayat sürmek istiyordu.

“Ziyacığım biraz da gençlere devredelim değil mi koltukları.” diyerek gür sesiyle anlatıyordu komşusu Rıza beye tavla oynarlarken. Artık görevin sonuna geldikleri için memleketlerindeki eski evlerine geri dönmüşlerdi.

“Ankara hayatı bize göre değil. Biz bualara aitiz Ziya! Bak şu yeşilliğe, denize! Hanımın da benim de ruhumuz karardı betona bakmaktan büyük şehirde!”

“O da vatan görevi işte Rızacığım. Çok şükür Allah nasip etti. Alnının akıyla yaptın görevini. Elbet şimdi dinlenmek senin de hakkın!”

“Sizin yolculuk ne zaman kısmetse?”

“İşte yarın sabah çıkalım dedik biz de Mehtap ve Saime bizimle gelmiyor. Biz ağabeyimle gidip geleceğiz. Bu arsa işi uzadıkça başımızı ağrıtacak gibi duruyor çünkü.”

“Tabi tabi, şimdi sen halletmezsen yarın bu kızın başı çok ağrır. Gidin halledin gelin hayırlısıyla!”

Ertesi gün Ziya bey söylediği gibi ağabeyi Selçuk ile çıktı yola. Mehtap ve Saime  hanım onu yolcu ederlerken, Rıza bey ve ailesi de indiler aşağı beraber.

Rıza beylerin de bir kızı vardı tam da aynı isimde. İyi görüşen iki komşunun kızlarının adı aynıydı tesadüfi bir şekilde. Üstelik çokta iyi arkadaştı iki Mehtap.

Ziya beyi yolculadıktan sonra Mehtap hemen Rıza beylerin evine geçmişti annesinden izin alıp. İki kız sürekli bir o evde bir bu evde buluşurlar. Dışarı da çıksalar hep beraber dolaşırlardı. Aralarında bir iki yaş vardı sadece. Rıza beyin kızının iki adı olduğu için ikisi yanyanayken ona  Mehtap Nur diye hitap ederlerdi. Yine de çoğu zaman iki Mehtap’ı birbirine karıştırırdı herkes. Kızların boyları, renkleri de aynıydı yaş farkına rağman.

“Saime hanımcığım sanki iki ayrı  anneden ikiz doğurmuşuz gibi” derdi Mehtap Nur’un annesi Şükran hanım.

“Vallahi öyle, baksana şunlara aynı elbiseleri de giyince iyice ikiz gibi oldular!”

Çocuklukları boyunca da karıştırılan iki arkadaş Ziya  beyin yeniden eski evlerine taşınmak istemesi ile yine bir araya gelmişlerdi nihayet. Bu yüzden çok mutlulardı.

Mehtap Nur bir  kaç yıldır birlikte vakit geçeremedikleri en yakın arkadaşına o yokken olanları anlatıyordu. Okulda bir kız ile tanışmıştı. İki yıl önce taşınmışlardı buraya. Babasının ne iş yaptığını tam anlayamamıştı ama sık sık onlarda buluşuyorlardı.

“Kapanacağım ben!” dedi birden bire sonra, “Beyza’da  kapanacak. Okula da devam etmeyeceğim liseden sonra”

Mehtap şaşırarak baktı arkadaşının yüzüne, “Tamam kapan o senin gönlünün tercihi ama okulu neden bırakıyorsun onu anlamadım?”

“İstemiyorum okumak. Evleneceğim ben!”

“Oku sen yine evlenirsin, hatta evlensen de okursun. Artık dışarıdan bitirilen okullar da var”

“Yok istemiyorum. Yeter bu kadar okuduğumuz!”

“Emin misin gerçekten?”

“Evet. Çok eminim hem de!”

Mehtap arkadaşının Beyza’dan etkilendiğini düşünmüş olsa da sesini çıkarmadı. Mehtap Nur’un huyunu bilirdi. Bir konuda üzerine gidildi mi tam tersini yapardı. İnatçı bir kızdı.

Tam saate bakıp, artık eve dönme vakti geldiğini düşündüğü sırada  geldi acı haber. Babası ve amcası bir trafik kazası geçirmişlerdi.

Mehtap geçen bir kaç günü neredeyse hatırlayamıyordu. Her şey çok ani olmuştu. Haber gelir gelmez Rıza amcanın arabasıyla hemen babası ve amcasını kaldırdıkları hastaneye gitmişlerdi. Dört beş saatlik yoldaydı hastane. Annesi yol boyunca sinir krizi geçirmişti. Hastaneye vardıklarında amcasının olay  yerinde can  verdiğini, babasının da komada olduğunu öğrendiler.

Annesi orada kendinden geçince onu da hastaneye yatırmak zorunda kaldırlar. Rıza bey, Şükran hanım ve Mehtap Nur  bu süreç boyunca onları bir dakika olsun bırakmadılar. Ziya bey iki gün dayanabildi. İki gün sonra o da ağabeyi gibi veda etti hayata.

Saime hanım ondan sonra kendine gelemedi bir türlü. Cenazeydi, yedisiydi, kırkıydı rüyda gibi yaşadılar ana kız. Sonunda kadıncağız toparlanamayınca dayısı onları yanına çağırdı. Mehtap’ı aklı başında olmayan kız kardeşiyle tek başına orada bırakmak içine sinmemişti adamcağızın.

Evi toparlayıp dayısının yaşadığı şehire taşınmaları bir hafta sürdü. Rıza bey ve ailesi bu süreçte de yanlarında oldular ve her şeye yardım ettiler.

İki arkadaş tam yeniden kavumuşken bir kez daha ayrılmak zorunda kaldılar böylece. Mehtap’ın dayısı Osman bey kendi evlerine yakın bir ev tutmuştu onlara. Saime hanım kocasını toprağa verdikten sonra hiç konuşmaz olmuştu etrafındakilerle. Arada bir kocasının geldiğini söylüyor ve onunla konuşuyordu kendi kendine. Mehtap annesinin haline çok üzülse de elinden bir şey gelmiyordu. Gittikleri doktorlar bir şok geçirdiğini ve bu şoktan nedense çıkmayı kendi istemediğini söylemişlerdi. Bu yüzden ne ilaçlar, ne de telkinler işe yaramıyordu. O kocasının hâlâ hayatta ve yanında olduğuna inanıyordu. Ölümü reddettiği için de eski haline geri dönemiyordu bir türlü.

Her gün masaya üç tabak koyuyordu mutlaka. Yemek boyunca kocası ile sohbet ediyor. Kahvaltıda akşama ne pişireyim diye soruyordu. Mehtap başlangıçta annesinin alışmadığı bu halinden biraz ürksede sonunda alımıştı. Bütün bu koşullara rağmen derslerine iyice asıldı ve her zaman olmak istediği dişçilik fakültesini kazanmayı başardı. Onun eğitimini dayısı ve  Rıza amcası üstlenmişti. Bir an önce işe girip ikisine de borçlarını ödemek istiyordu diplomasını aldığında.

Mezuniyet törenine üç ay kala annesinin giderek bozulan sağlığı, onu hayatta tutmaya yetmeyecek duruma geldi ve kadıncağız kocasına kavuşuverdi bir gece uykusunda. Mehtap annesini de kaybedince kendini iyice yanlız ve kötü hissetmeye  başlamıştı ama yine de kendini bırakmadan planladığı gibi bir muayenehane  açmak için gerekli çalışmaları yaptı annesinin ardından. Dayısı da annesi hayattan ayrılınca çok yıkılmıştı. Ailesini de alıp köye gideceğini söyledi ve Mehtap iyice tek başına kaldı yaşadıkları şehirde.

Rıza bey ve Şükran hanım Mehtap’ı sürekli arayıp soruyor ve davet ediyorlardı. Annesi öldükten sonra işlerini yavaş yavaş yoluna koyan Mehtap son bir kaç aydır rüyasında sürekli türbeler görmeye başlamıştı. Bu türbelere gidiyor ve oradakilere şeker dağıtıyordu. Rüyalar sıklaşmaya başlayınca arkadaşı Mehtap Nur’a telefonda bahsetti rüyalarından.

“Bak burada ne kadar çok türbe var biliyorsun. Haydi bırak şu işi gücü de gel biraz buraya. İkimiz türbeleri gezer, şeker dağıtırız. Ruhları rahmet istiyor demek annenle babanın!”

Mehtap Nur böyle söyleyince içi iyice kötü olan Mehtap kabul etti arkadaşının teklifini ve yeni açtığı muayenhanesini bir kaç günlüğüne kapatıp, babasının memleketine arkadaşı ve ikinci ailesi olan Rıza babalara ziyarete gitti.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s