Kabak çiçeği – Bölüm 3

Daha sokağa geldiğinde boğazında düğümlendi tüm acısı yeniden. Bşr yandan evine, mahallesine, ailesine kavuşmanın heyecanı, bir yandan neyle karşılaşacağını bilmemenin korkusu ve farkında olmadan terkeden olmanın utancı.

Sabahın erken saati olduğundan kimseye rastlamadan apartmanın önüne kadar geldi. Bunca yıl sonra kendi kapısını açacacak bir anahtarı bile olmaması düşüncesi göz yaşlarını sicim gibi indirdi yanaklarından. Tam elleri titreyerek zile uzanıyordu ki kapı açıldı ve karşısında Berna’yı buldu.

“Abla?!” dedi Berna sevinçle şaşkınlık arası bir sesle.

“Berna canım kardeşim!” dedi Süreyya sımsıkı sarıldı kardeşine elindekileri yere bırakıp.

Berna hâlâ şaşkınlığını atamamıştı, Süreyya göz yaşları içinde hızlıca Hüsniye teyze ile karşılaşmalarını ve onunla konuştuklarını anlattı.

“Haydi gel yolda konuşuruz!” dedi Berna sesi titreyerek. Ablasının haline kızsa mı üzülse mi bilememişti, “Anneme gidiyordum ben de hastanede, ben de sana yolda anlatırım olanları!”

Süreyya’nın icinden ince bir sızı aktı geçti. Anlattıklarından sonra Berna’dan her şeyin yolunda olduğunu Hüsniye teyzenin artık yaşlandığını ve abarttığını duymayı umut etmişti.

Berna’nın Çağrı’nın anlattığı gibi bir arabası yoktu elbette, hatta kızcağızın elinde avucunda hiç bir şey yoktu. Çağrı söylediği gibi ne aramış ne sormuş ne de bir yardımda bulunmuştu. Ailesi de bu mahalleden taşınmıştı zaten. Onlarında Hamburg’a geldiklerinde anlattıkları her şey yalandı.

Kızının yokluğu, durumlarının bozulması annelerine çok ağır gelmişti, kadıncağız bir yıl umutla beklemişti önce.

“Daha yeni evlendiler, biraz zaman lazım. Kız ne desin kocasına!” diyerek kendini avutmuştu. Dünürlerinden haber almak için kapılarına gittiğinde de hoş karşılanmamıştı. Berna’nın “Anne yeter gitme şu insanlara artık!” demesine rağmen ayda bir kez uğrayıp, Süreyya’sından haber almaya çalışmıştı.

Sonunda onlarda taşınıp gidince iyice umutları kesilmiş hastalığı hızla ilerlemişti. Berna annesine bakabilmek için işten ayrılmak zorunda kalmıştı. Küçük işlerle idare ediyordu şimdi evde.

Hastanenin önüne geldiklerinde Süreyya’nın artık konuşacak hali kalmamıştı. İki gündür üst üste yaşadığı şoklari yol yorgunluğu, hava değişimi bir de otobüsün havasızlığı derken iner inmez bacakları birbirine dolandı, yığılıp kaldı olduğu yere.

Gözlerini açtığında hastanenin bahçesinde bir banktaydılar, Berna elindeki suyla yüzünü siliyordu sürekli. Başında bir kaç kişi daha vardı. O bayılınca buraya kadar taşımışlardı önce. Berna “Biraz yüzünü ıslatalım, belki kendine gelir!” deyince beklemişlerdi.

İnsanları seçmeye çalışarak doğruldu bankta, Berna’nın yüzünü seçince rahatladı. Bir an için her şeyin bir kabus olduğunu düşünmüştü aslında, uyanacaktı ve hepsi sona erecekti. Hatta Hamburg’a gitmeden önceki hayatına uyanmayı dilemişti en çok.

Yine de en azından kardeşinin yanında kendi şehrindeydi şimdi. Yardım edenlere teşekkür etti tek tek. Kardeşine “Merak etme iyiyim ben!” dedi gülümseyerek. Kızın üç yıldır çektiği kendine yeterdi zaten. Bir de şimdi Süreyya ile uğraşacak canı kalmamıştı muhtemelen. Buraya onlara sahip çıkmaya gelmiş, ayılıp bayılmaya başlamıştı ilk andan. Hastaneye girene kadar kendine telkin yaptı sürekli. Bu düşünceler biraz iyi geldi. Annesinin yanına güçlü girip ona moral vermek istiyordu.

Makbule hanım kızını görünce hayal gördüğünü düşündü önce, Süreyya yanına kadar gidip “Anam!” diyerek sarılınca anladı hayal görmediğini. Kadıncağızın elleri titremeye başlamıştı hemen.

“Süreyyam! Döndün mü kızım? Bizi bırakmayacağını biliyordum!”

“Annem seni hiç suçlamadı!” diye mırıldandı Berna. Belli ki o içten içe hırslanmıştı. Haklıydı o yüzden bir şey demedi Süreyya.

“Geldim anacığım merak etme! Bundan sonra hiç ayrılmayacağım sizden!”

“Kocan nerede? Torunum var mı?” diye sordu Makbule hanım hemen ardından.

“Anne yorma kendini ablam yeni geldi, tek başına gelmiş. Anlatırız sonra sana olanları!” diye araya girdi Berna. Kadıncağız zaten üzüntüden bu hale gelmişti, daha da üzülmesini istemiyordu şimdi.

Annesi ile bir iki saat geçirdikten sonra TOKİ’nin verdiği daireler konunsunda konuştular Berna ile. Çağrı’nın avukatı gelip onlardan da vekalet almıştı. “Biz Süreyya ile  hepinizin yerine hallederiz” diye haber yollamıştı. Ancak vekaletin verilmesinin verilmesinin ardından kimse arayıp sormamıştı. Çağrı’nın avukat aracılığı ile bıraktığı numara da sürekli kapalıydı.

“Yürü gidiyoruz!” dedi Süreyya öfkeyle. Kendi vekaleti buraya ulaşmadan gidip imzaları kendileri atacaklardı. O yalancı kocasının haklarına el koymasını istemiyordu.

“Abla neler oluyor, eve gidelim önce!” dedi Berna, “Elinde valizle oradan oraya gidilir mi böyle?”

“Gidilir gidilir, kaybedecek vakit yok, bak bakayım telefonundan neredeymiş bu TOKİ merkezi”

İnternetten bir telefon numarası bulup nereye gideceklerini öğrendiler önce sonra hiç vakit kaybetmeden doğruca oraya ulaştılar. İmzalanacak bütün evrakları kendi adalarına imzaladılar ve vekalet ile gelecek olan olursa onların geçersiz olduğunu bildirdiler ilgili müdürlüğe Anneleri için de heyet raporu getirip yerinde imza atılmasını talep edeceklerdi.

“Yani enişten hepimizi dolandıracaktı mı diyorsun sen şimdi?” dedi Berna tiksintiyle.

Süreyya üç yıldır koynuna girdiği adamın başından beri nasıl yalanlar söylediğini düşündükçe zaten tiksiniyordu. Gözlerini devirerek baktı sadece kardeşine. Şimdi bunları düşünüp kurban rolüne geçmek istemiyordu. O zaman kendini güçsüz ve zayıf hissediyordu. Bir an önce boşanma davası açacaktı o pisliğe.

Kısa süre içinde planladığı her şeyi yaptı. Ailesinin payı en kısa zamanda banka hesaplarına geçirildi. Annesini hemen özel bir hastaneye aldırdılar ve kadıncağız kızına kavuşmanın moraliyle çabucak toparlandı orada. Berna yeniden mesleği ile ilgili bir işe girdi. Süreyya annesi toparlanana kadar onunla evde kaldı ve ona baktı. Sonra o da kendine uygun bir iş buldu. Artık bir daireleri bankada paraları ve iki kardeş düzenli bir işleri vardı.

Ha bu arada elbette Çağrı’dan boşandı. Öyle sessiz sedasız bir ayrılık olmadı bu. Çağrı defalarca kapılarına dayandı. Süreyya’nın herşeyi öğrenip, kalkıp buralara gelmesi ve bütün planlarını bozacak cesareti göstermesini hazmedemişti. En sonunda karakolluk oldular.

İş adamı olarak mahkemelik olup rezil olmaktan korktuğu için sonunda dönüp gitti Hamburg’a.

Süreyya yeniden kedini bulmuştu. İki yıl sonra Berna’yı nişanladılar. Annesi hayata gözlerini yumana kadar Süreyya onunla yaşadı ve  annesini ne üzecek ne de yoracak bir şey olmasına izin vermedi. Bir daha da evlenmedi. Berna’nın bir kız bir oğlan iki evladı onun için hayat amacı oldu kalan yaşamında.

Etrafındaki genç kızlara, kız annelerine kendi yaşamından örnekler vererek nasihatlarda bulundu daima.

“Bir kadının her zaman kendi başına ayakta duracak donanımı olmalı! Aman kızlarınızı ev kadını olarak yetiştirmeyin. El versin Allah ki rahat mutlu bir hayat yaşasınlar ama bir zorlukla karşılaştıklarında da tek başına ayakta kalacak her donanıma sahip olsunlar!”

SON

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s