Kabak çiçeği – Bölüm 2

“Ben yokken kabak çiçeği gibi açılıp, saçılma! Evin ihtiyacını karşıla dön eve hemen! Beş gün kalıp geleceğim! Bak annenle kardeşine de bunları aldım hediye” diye elindeki torbayı gösterdi Çağrı ama içinde ne olduğunu söylemedi giderken.

Çağrı evde olmayınca daha rahat ediyordu aslında Süreyya, onu yolculadıktan sonra uyku tutmadı. Biraz hayal kurdu önce, uykusu iyice açılınca da biraz kitap okudu. Hazır Çağrı yokken yarın uzaktaki markete gitmeyi planlamıştı. Artık sınırları biraz aşması lazımdı. Annesi ile kız kardeşi gelince o öğretecekti buraları onlara. Berna yazılırdı bir kursa belki, ablasına o öğretirdi Almanca’yı. O da etrafı öğretirdi onlara. Bu beş günü keşif yapmaya ayırdı o yüzden. Çağrı’ya laf yetişterecek dedikoducu komşular da yoktu burda nasılsa. Kaybolmaktan biraz korkuyordu ama birden bire çok uzaklaşmayacaktı zaten. Her gün bir parça.

Üç beş blok ötelerinde büyük bir cadde vardı. Aslında aynı Türkiye’ye benziyordu Hamburg. Çok yabancı ülkedeymiş gibi hissetmiyordu insan sokaklarına bakınca. Otobüsler, kaldırımlar hepsi benziyordu biraz. Türk’te çoktu burada ama “Onlar yaramaz!” diyordu Çağrı hepsi için. Süreyya’nın aklına saçmalıklar sokarlardı. Burada bozulmuşlardı hepsi. Saftı Süreyya inanırdı. Çağrı gibi kurnaz değildi. Kötülüğün nereden geleceğini bilemezdi, ne bilsindi zaten. Öyle bir şey mi görmüştü ki?

Üçüncü gün cesaretlenip caddeye kadar yürüdü, mağazalar cadde boyunca dizilmişti. Hepsinin vitrinlerine bakmak için bir istek duydu içince. Böyle çarşı gezmeyeli çok uzun zaman olmuştu. İlla almak şart değildi ki, eskiden annesi o Berna üçü çıkar gezerlerdi dükkanlardı. Bazen bir kaç şeyi denerlerdi hatta. Birer dondurma alır güle oynaya dönerlerdi sonra eve. Alışveriş etmiş kadar olurdu o gün, gördükleri, beğendikleri, dokundukları yeterdi onlara.

“Burada da yaparız beraber! Hele ben bir öğreneyim nerede ne var?” dedi kendi kendine. Her dükkanı bellmeye gayret ederek ağır ağır yürümeye başladı caddede, hiç birinin içine girmedi. Şimdi bir şey söyleseler anlamam diye korkuyordu biraz. Türkiye gibi değildi burası. Berna Almanca’yı sökünce içeri de girer sorarlardı fiyatları, bedenleri. hatta denerlerdi de.

“Süreyya kızım sen misin?” diyen sese kaldırdı başını telaşla.

“A Hüsniye teyze!” dedi şaşkınlıkla. Annesinin alt kat komşusuydu Hüsniye teyze, burada görmeyi beklediği en son kişiydi.

Tam eğilip elini öpmeye davrancaktı ki “Bırak! Bırak! Sen ne vefasız bir kız çıktın böyle!” dedi kadın ters ters elini çekerek, “Burada vitrin bakıyorsun demek!”

“Ne vafasızı Hüsniye teyze! Ben..”

“Sus terbiyesiz! Ne umutlarla yolladı anacın seni buraya, ne aradın, ne sordun o insancıkları!”

“Ben.!”

“Sus bak arsız arsız anlatma bana! Ben de ne çok severdim seni. O Berna olmasa perişan olurdu o kadın. İyi ki onu doğumuşta Allah sana muhtaç etmemiş onu!”

“Ne diyorsun Hüsniye teyze. Annemlere ne oldu?” dedi bu defa Süreyya telaşla.

Kızın suratındaki endişe ve korkuyu görünce affallayan kadın, gözlerini kısarak baktı ona, “Kızım senin haberin yok mu bir şeyden?”

“Neyden haberim yok Hüsniye teyze gözünü seveyim anlat!” dedi Süreyya sesi titremişti. Zaten annesinin komşusunu görmek titretmişti yüreğini bir de şimdi kadının söylediklerinden bir şey anlamamış telaşlanmıştı. Kadın kızın koluna yapışıp ağaçların altındaki banka çekti onu.

“Gel bakayım sen şuraya!” dedi. Gerçekten severdi Süreyya’yı elinde büyümüştü iki kızda. Şaşırmış kalmıştı kızın çekip gitmesine annesini kardeşini terketmişti resmen!

Anası gözü yollarda ağlamıştı ardından aylarca. Bir mektup yazar belki diye posta kutularını kontrol ederdi her gün on defa.

Süreyya katılarak ağlamaya başladı daha derdini anlatamadan. Sonra tek tek anlattı her şeyi Hüsniye hanıma, kocası para yolluyordu her ay onlara, buraya geleceklerdi.

“Kızım ne parası sefil oldular onlar sen gidince. Yollasa benim haberim olmaz mıydı. Ananın sağlığı iyice bozuldu. Berna ona bakabilmek için işten çıkınca iyice dara düştüler. Kızcağız evden pasta börek yapmaya başladı ele güne. Bazen de ütü işte artık ne bulduysa!”

“Yanlışın var Hüsniye teyze! Çağrı dedi ki!”

Hüsniye hanım durup ters ters baktı yine Süreyya’nın yüzüne önce, sonra toparladı kendini, “Kızım aç gözünü kocan seni kandırmış!”

“Ama daha iki gün önce gittik vekalet için, o şimdi annemlerin yanına Türkiye’ye gitti hatta!”

Hüsniye hanım koskocaman bir kahkaha attı birden, kadıncağızın da iyice siniri bozulmuştu Süreyya’nın saflığına.

“Ne vekaleti verdin ki sen kocana şu TOKİ için mi yoksa!”

“Yok işte oradaki evin işi falan dedi bana! Bir de telefon alacak bana!”

“Ben niye buradayım biliyor musun?” dedi Hüsniye hanım.

“Hayır bilmiyorum niye?” dedi Süreyya. Kafası iyice allak bullak olmuştu.

“Bizim binalar yıkılacak TOKI büyük bloklar dikecek, her daireye de en az üç daire düşecek diyorlar. Kız kardeşim burada yaşıyor biliyor muydun bilmiyorum. Ondan vekalet almaya geldim ben de. Babamgilin evi için. Üst sokakta onların da evi.”

Süreyya şaşkın şaşkın bakmaya devam etti kadının suratına bir şey anlamamıştı.

“Kızım anlamıyor musun? Kocan senin vekaletle iş daireleri alacak gidip!”

Panikle ellerini ağzına kapadı Süreyya.

“Berna ile anan da avucunu yalayacak muhtemelen! Puh senin aklına!” dedi Hüsniye hanım öfkeyle.

“Yok!” dedi Süreyya birden telaşla doğruldu, “Kusura bakma Hüsniye teyze, seni gördüğüme çok sevindim!” diyerek koşarak uzaklaştı kadının yanından.

“Bu kızın aklı gitmiş iyice, Allah yardımcı olsun bu aileye!” diyerek arkasından bakakaldı Hüsniye hanım.

Emlak işlerinde fotoğraf istedikleri için konsolosluk vekaleti vermemişti hemen. Süreyya bir yere çıkmadığından hazırda fotoğrafı yoktu. Beraber çektirmişlerdi fotoğrafı o gün, gidip teslim etmişlerdi. Dört beş gün sonra Türkiye’ye kargolarız demişlerdi konsolosluktan.

Daha Çağrı’nın eline geçmemişti yani. Annesi onu buraya yollarken bir zarf içinde para da vermişti yanına. Kocana söyleme, bu hep elinin altında dursun elin memleketinde insanın başına ne geleceği belli olmaz demişti. Alman parasıydı hem de zarftaki. Süreyya’da onlar gelince vermek için saklamıştı parayı hep. Buraya gelir gelmez işe girecek hali yoktu Berna’nın. Hemen eve döndü nefes nefese, gardroptan çektiği küçük valize aceleyle bir şeyler doldurdu. Zarfı da yanına alıp fırladı evden bir taksi çevirdi. Neyse ki hava alanı demeyi biliyordu. Türk Hava Yollları görevlilerinden birini görünce hemen koştu yanına, dil bilmediği ülkesine acilen dönmesi gerektiğini annesinin ölüm döşeğinde olduğunu anlattı ağlayarak. Zaten sinirleri iyice bozulmuştu, ağlamak hiç zor olmadı. Adamcağız öyle üzüldü ki haline her işini kolayca halletti, uçağa binene kadar eşlik etti ona.

Yol boyu dinmedi gözyaşları Süreyya’nın. Üç yıldır bir yalanla yaşamıştı, Çağrı’ya inanamıyordu. Annesi ve Berna’yı ne şekilde bulacağını bilmiyordu. Panikle kalkıp gitmişti Hüsniye teyzenin yanından. Asıl sorması gerekenleri soramamıştı.

“Şimdi gidip gözümle göreceğim!” dedi sonra kendi kendine içinden.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s