Motel Portakal Çiçeği – Bölüm 4

İnci duymak istemediği şeyleri duymak üzere olan her insan gibi yüzünü buruşturarak beklemeye başladı Sinan’ın söyleyeceklerini.

“Şey! Size bunu söyleyen ben olmamalıydım belki ama ne yazık ki hayat buna mecbur buraktı”

İnci kaşlarını kaldırıp şaşkınlığını belli ederek bakmaya devam etti adamın yüzüne, cevap vermedi. Ona yardımcı olmaya hiç niyeti yoktu zaten. Ne saçmalıyordu acaba  şimdi tam olarak böyle ?

“Ağabeyim eşini bir trafik kazasında kaybettiğimizden bahsetmiştir anneniz sanıyorum?”

Başıyla onayladı İnci, yine cevap vermedi.

“Aslında onlar buraya geliyorlardı kaza geçirdiklerinde, yani bu motele”

İçi cız etti bu kez İnci’nin, adama bir kez haksızlık etmişti zaten.

“Çok üzüldüm!” dedi çaresizce.

“Teşekkür ederim. Çocuklara iki aydır ben bakıyorum. Onlarıın henüz bir şeyden haberi yok.”

“Nasıl yani anne-babalarının öldüğünü bilmiyorlar mı?”

“Hayır biliyorlar. Kastettiğim o değildi. Anne ve babalarının  neden buraya gelmek için yola çıktıklarını bilmiyorlar.”

İnci’nin iyice kafası karışmıştı, iki ay öncesini düşündü. Motel henüz açık bile değildi o zaman, zaten kimse de rezervasyon için aramamıştı. Laf nereye gidiyordu acaba böyle?

“Neden yola çıkmışlardı?”

“Sizinle tanışıp, konuşmak için!”

“Ne? Benimle mi? Peki ama neden?”

“İşte sizinle konuşmak istediğim konu da tam olarak bu İnci hanım.”

Sinan hızlıca Bundan üç dört ay önce ağabeyinin eşi Sedef’in annesini kaybettiğini anlattı. Kadıncağız kocasını çok uzun yıllar önce kaybetmişti ve Sedef tek çocuğuydu. En azından o zamana kadar onlar Sedef’in tek çocuk olduğunu sanıyorlardı. Sedef’in annesi Melike hanım öleceğini anlayınca kızına tüm gerçeği anlatmak istemişti. Sedef onun öz kızı değildi. Onu evlat edinmişlerdi.

“A tıpkı benim gibi!” dedi İnci hayretle, hikayenin sonunu öyle merak etmişti ki can kulağıyla dinliyordu Sinan’ı. Sinan çocuklar duymasın diye neredeyse fısıldıyordu, onu duyabilmek için iyice  öne eğilmek zorunda kalmştı.

Evlat edindikleri ailenin dört kızları vardı. Son ikisi peş peşe doğmuşlardı ve ailenin dördüne birden bakacak paraları yoktu. İlk çocuklar ikiz doğmuşlardı. Biraz zayıf bünyeliydiler. O yüzden çocukların annesi onlara kendisi bakmak istiyordu. Karı koca düşünüp sonradan doğan iki kızı evlatlık vermeye karar vermişlerdi. Sedef henüz üç aylıktı diğer kız ise on bir aylık.

İnci Şükran hanımın onu on bir aylıkken evlat edindiklerini anlattığını hatırlayınca gerildi birden.

“Yok canım buna bağlanacak değildir herhalde!” dedi içinden kendi kendine ama zihni “O zaman bunları sana niye anlatıyor?” diye sordu hemen. Dikkatini zorla Sinan’a vermeye çalıştı yeniden. Kuruntu yapmak istemiyordu.

“Diğer kız sendin!” dedi Sinan hemen bunun üzerine.

İnci donup kaldı birden.

“Yani ölen benim kız kardeşim miydi?” dedi kendine bile yabancı bir sesle.

“Evet tam olarak!” dedi Sinan.

“O zaman bu içerdideki çocuklarda?”

“Evet onlar senin öz yeğenlerin. Tıpkı benim olduğu gibi.”

“Yok artık!”

Sinan sakince bekledi İnci’nin duyduklarını sindirmesini. Kızın yüzü şekilden şekile giriyordu ama mimikleri gözleri aynı Sedef’e benziyordu gerçekten. Hatta ses tonu bile benziyordu.

“Peki ya diğerleri?” dedi sonra İnci birden, “Yani o ikizler?”

“Onlar üç yaşlarına gelmeden ölmüşler ne yazık ki, ailede çekip gitmiş bir yerlere!”

“Yaşayan tek kardeş benim öyle mi?”

“Evet, Sedef seninle tanışmaya geliyordu. Melike hanım ona verildiğin ailenin bilgilerini vermişti, gitmeden önce öz anne babanızdan aldığını söylemişti onları. Bir gün lazım olursa diye. Gerçekten de lazım oldu.”

“Annem biliyor mu bunları, onunla konuştunuz mu?”

“Hayır hayır Şükran hanımla kesinlikle konuşmadım ben!” dedi Sinan savunmaya geçerek, “Önce seninle konuşmamın doğru olacağını düşündüm!”

Sinan’ın sesi yükselince Doğu uyanıp geldi yanlarına gözlerini ovuşturarak, arkasından da Suna.

“Amca denize gidecek miyiz yine?”

“Gideceğiz çocuklar haydi mayolarınız kurumuş mu bakın bakalım. Biz de İnci ablanızla sohbet ediyorduk.”

“İnci abla biliyor musun sen aynı anneme benziyorsun!” dedi Suna. Yine gözleri dolmuştu. Amcasının ona baktığını görünce kaçıp girdi içeri.

İnci ne söyleyeceğini bilememişti  çocuğun sözlerinden sonra ama elinde olmadan onunda gözlerinden yaşlar inmeye başladı.

“Onlara nasıl söyleyeceksin?” dedi çocuklar içeri girdikten sonra Sinan.

“Ben mi söyleyeceğim?”

“Elbette sen onların tezyesisin, anne yarısı!”

“Benim bunları biraz sindirmem gerek! Lütfen!” diyerek hızla kalktı oturduğu yerden İnci ve şuursuzca plaja doğru yürüdü.

Zihninde düşünceler uçuşup duruyordu.

“Onları bana bırakmaya mı gelmiş bu adam?” dedi kendi kendine, “Aman Tanrım benim kardeşlerim mi varmış? Hem de yeğenlerimle birlikte!”

“İnciiii! Nereye kızım gelsene!” diye seslendi Şükran hanım, resepsiyonun önünden hızla geçip kızının arkasından çıkmıştı.

Annesinin sesini duymadı bile İnci, kafasının içindeki sesler iyice yükselmişti.

“Nesi var bu kızın?” diye merakla peşinden gitti Şükran hanım da, “”Acaba Nusret ile mi konuştular? Kesin tersledi oğlanı!”

Ana kız peş peşe kafalarında ayrı düşüncelerle yürüdüler bir süre ardarda. Sonra sahile gelince durdu İnci, Şükran hanım da ona yetişti biraz sonra.

“Kızım ne yapıyorsun burada, sesleniyorum duymuyorsun!”

“Anne!” dedi bir anda sıçrayarak İnci. Onun geldiğini duymamıştı dalgaların seslerinden.

Kızının yüzündeki göz yaşlarını gören Şükran hanım iyice telaşlandı .

“İnci ne oldu kızım?” dedi merakla.

“Anne!” diyerek sarıldı ona İnci.

Sinan’ın anlattığı her şeyi anlattı sonra ona.

Şükran hanım da çok şaşırmıştı. İnci’nin kardeşleri olduğunu biliyordu ama aileler birbirlerini bir daha hiç görmeyeceklerine söz vermişlerdi. Kardeşlerin bir araya gelme ihtimali olsun istememişlerdi.

“Demek hepsi ölmüş ha?” dedi hüzünlü bir sesle Şükran hanım. O çocuklar senin kanını taşıyor İncim. O yüzden bu kadar yakın hissettim belki de onları kalbime!”

“Anne dur öyle söyleme. Ya onları burada bırakıp gitmeye geldiyse amcaları.”

“Olsun kızım! Ölmedik ya! Bakarız ikisine de!”

“Ah melek annem!”

Şükran hanım olanları duyduktan sonra Nusret’i tamamen unutmuştu. Sinan’ın tavrına ve söyleyeceği diğer şeylere göre hareket etmeye karar vermişlerdi. Olur da çocukları onlra bırakmaya geldiyse. Onlar için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardı.

“Hep senden torun istedim! Bak ne geldi başımıza!” dedi Şükran hanım hüzün ve sevinç birbirine karışmıştı içine.

“Anne, çok özür dilerim benim yüzümden başına geldi bunlar!” dedi İnci suçlanarak

“Kızım ben kötü bir şey mi diyorum. Allah’ın armağanı o çocuklar bize. Dualarım kabul oldu.”

“Annem!”

Öğleden sonra çocuklar hep yanında olduğundan Sinan onlarla bir daha konuşamadı.”

Sadece Şükran hanım delikanlının sırtını okşayıp gülümseyerek bildiğini belli etmeye çalıştı sadece.

Nusret İnci’yi görür görmez beğenmişti. Zaten ailesinin haberi olduğunu bildiğinden kızın peşinden ayrılmadı akşam olana kadar. İnci sürekli işi olduğunu bahane ederek ondan uzak durmaya gayret etti. Kafası zaten çok karışıktı.

“Ay anne bu Nusret bildiğin sırnaşık!” dedi öfkeyle sonunda.

(devam edecek)

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s