Motel Portakal Çiçeği – Bölüm 3

Sinan valizi bırakıp ikisine de sarıldı sıkıca, “Gidip denize girelim. Dertlerimizi, üzüntülerimizi deniz alsın olur mu?” dedi yumuşak bir sesle, “Sonra İnci hanım hakkında konuşuruz yeniden!”

“Tamam!” dediler çocuklar burunlarını çekerek, deniz fikri dikkatlerini dağıtmıştı yeniden.

Sinan çocuklar yeniden hüzünlenmeden hızlıca giydirdi ikisinide, “Kremleri plajda süreriz haydi bakalım!” diyerek çıkardı onları odadan. Çocuklar plaja gidince unuttular göz yaşlarını.  Sinan derin bir “Oh!” çekti.

İki aydır zavallı çocukları nasıl teselli edeceğini şaşırmıştı. Öyle küçüklerdi ki henüz ölümün bile ne olduğunu tam kavrayamamışlardı. Dikkatleri dağılsın diye götürdüğü her yerde anne-babalarıyla vakit geçiren çocuklar görüp ağlıyorlardı. Aslında bir süre bekledikten sonra buraya gelmeyi planlamıştı, yani çocuklar olanları biraz kabullendikten sonra ama onlarla baş edemeyince gezinin tarihini öne almak zorunda kaldı. Çocuklarla denizde oynarken onun da kafası dağılmıştı. Buranın kendisine de iyi geleceğini düşünüyordu. Tabi eğer işler yolunda giderse.

Şükran hanım Erkan’ı sahile çocukların öğlen için istedikleri özel bir şey var mı diye sormaya gönderdi. Henüz dolu olmadıklarından sadece müşterilerin istedikleri yemekleri yapıyorlardı. Sezonda bir sıcak ana yemek ve soğuklardan oluşan açık büfe ile hizmet vermeye devam ediyorlardı. On beş güne kalmaz doluluk artınca öyle çalışmaya başlarlardı muhtemelen.

Çocukların ikisi de köfte makarna istediler. İki aydır amcalarının yaptığı yemekleri yiyorlardı. O da çocuklar sağlıklı beslensin diye düşünerek internetten bulduğu sebze yemeklerini pişiriyordu sürekli. baştan pek lezzetli olmasalarda son zamanlarda epeyce düzeltmişti aslında. Burada çocukların yediklerine karışmayacağına söz vermişti onlara. Sadece asitli içecek  yasaktı. Dondurma da günde bir tane. Doğu’nun hemen alerjsi azıyordu yoksa.

Hayatının en zor iki ayı olmuştu Sinan için. Ağabeyinin çocuklarına en iyi şekilde bakabilmek için komşularından yardım istemek zorunda kalmıştı. Ne yedirmeli, ne yapmalı? Apartmandaki bütün anneler seferber olmuştu ardından. Bir de onlarla uğrşıyordu şimdi. Sağolsunlar yardım ediyorlar, ellerinden geleni yapıyorlardı ama Sinan hiç nefes alamaz olmuştu gelen giden yüzünden. Bazen hepsi başka bir şey söyleyip aklını iyice karıştırıyorlardı üstelik.

“Keşke annem hayatta olsaydı!” diye çok içlenmişti o da. Annesi ve babası öleli de epeyce olmuştu Hayatta bir ağabeyi ve onun ailesi varken, onlar da yitip gidivermişti işte. Şimdi yeğenleri ile o kalmıştı geriye ve bu çocukların şimdilik ondan başka kimsesi yoktu.  Gözleri dolacak gibi oldu düşününce, hemen toparladı kendini.

“Çocuklar haydi güneş çok yükseldi, duşumuzu alıp yemeğe gidelim!” diye seslendi onlara.

“Amca kova ve kürek alabilir miyiz?” dedi Suna dönerken.

“Soralım yakınlarda bakkal falan var mı?” dedi Sinan  onun elini tutarak.

Şükran hanım çocukların istediği gibi kocaman iki tabak hazırlamıştı onlara, “Yemeğinizi hiç kalkmadan bitirip, biraz öğlen uykusuna yatarsanız size bir süprizim var akşama” dedi gülümseyerek.

Daha önce de motele küçük çocuklar gelmişti ama Şükran hanımı hiç birine bu kadar yakın davranırken görmemişlerdi.

“Öyle çok kötü şey geliyor ki çocukların başlarına, anneleri babaları tedirgin olacak diye çocukları sevemez olduk!” diyordu sürekli.

Gerçekten de çocuklarına dokunulmasından hoşlanmayan bir sürü aile vardı, iyi niyetle olunsa bile.

“Haklılar anne! Çocuklar kendi bedenlerine anne ve babaları dışında kimsenin dokunmaması gerektiğini öğrenmeliler. Biz yetişkinlerde öğrenmeliyiz. Biz ne yapıyoruz hemen çocukları elliyoruz, öpüyoruz. Hasta da olabilirler ayrıca bizim yüzümüzden hiç düşünmüyoruz!”

“Aman tamam abartma sende! Eskiden öper severdik hiç bir şey olmazdı. Şimdiki çocuklar uzaydan mı gediler. Olmaz bir şey! Ben aileleri tedirgin olmasın diye ellemiyorum!”

Doğu ve Suna’ya farklı davranıyordu oysa şimdi. Onların annesiz ve babasız kalmış olmalarına çok üzülmüştü belli ki.

“Yani acımak değil bu Kenan !” demişti kocasına, “Neden bilmiyorum ikisini de içime sokasım geliyor, öyle sevdim bu ufaklıkları!”

“Bence başlarında seni tedirgin edecek anne-baba olmadığından içinden geldiği gibi davranma şansı buldun ondan!” dedi Kenan bey gülerek. Karısının ne kadar çok torun istediğini biliyordu.

“Siz baba kız beni anlasanız şaşardım zaten!”

Çocukların motele yerleştiğinin hemen ertesi günü Şükran hanımın merakla beklediği delikanlılar motele giriş yaptı. İnci hemen resepsiyona çağırıldı yeniden.

“Bu defa kesin onlar geldi!” dedi içinden giderken. Gerçekten de üç delikanlı babasıyla oda kaydı yapıyorlardı.

“Acaba hangisi?” diye üç delikanlıyı da inceledi yürürken. Şükran hanıma baktı sonra. Arkada telefonu ile oynayanı süzüp durduğuna göre Nusret o olmalıydı.

İnci’nin geldiğini görünce, “Kızım geldin mi? Sen Nusret oğluma göster odasını. Ben de diğer arkadaşlarına. Haydi bakalım!” diyerek kaş göz etti ona.

“Zaten adını söyledi anladım o olduğunu, daha bir de niye kaş göz yapıyor! Rezil olacağız çocuklara!” diye hemen arkasını dönüp odalara yürümeye başladı yine. Nusret olan annesinin bu sözünün ardından peşinden gelirdi herhalde.  Arkasından gelen ayak sesi var mı diye dinledi, evet biri geliyordu. Adımları hızlandırdı odaya doğru.

“Buyurun odanız burası!” dedi sonra arkasını dönüp delikanlıya baktı. Esmer güzeli bir çocuktu gerçekten. Şakaklarında ki, hafif beyazlıkta bir hava katmıştı yüzüne.

“Kirpikleri de nası uzun ve güzelmiş” dedi sonra içinden, “Ay İnci napıyorsun! Allah sahibine bağışlasın!” diyerek anahtarı uzattı genç adama.

Genç adam kadınları etkilemeye alışık olduğunu gösteren bir edayla gülümsedi İnci’ye. Gülerken ağzı sağ tarafa doğru çekiliyordu.

“Yamuk ağızlı!” dedi içinden. Nusret anahtarı alır almaz hızla uzaklaştı yanından.

“Bir de parmaklarıma dokunuyor anahtarı alırken. Her kuşun eti yenmez Nusret bey! Buraya bunu öğrenmeye geldiniz!” diye homurdanarak resepsiyona dönüyordu ki Sinan’a rastladı.

Sinan çocukları uyutmuş, odanın önünde kitap okuyordu. İnci Nusret ile geçerken onu farketmemişti.

Hazır çocuklar ortalıkta değilken onunla konuşmak için uygun bir zaman olduğunu düşünen Sinan dönüşünü bekleyip, hemen çıkmıştı karşısına. Çocukların uyanma ihtimallerine karşılık odadan çok uzaklaşmak istemiyordu.

“Çok pardon vaktiniz varsa sizinle iki dakika bir şey konuşabilir miyim?” dedi kibarca.

“Odadan bir şikayetiniz mi var?” dedi İnci ona bakarak.

“Hayır odamız, yemekler, her şey çok güzel. Başka bir şey konuşacaktım sizinle. Özel bir konu. Çocuklar duysun istemiyorum!”

“Anlamadım?” dedi merakla İnci. Yoksa annesi bunu da mı ayarlayıp motele çağırmıştı.

“Yok artık Şükoş!” dedi içinden, “Bir tane yetmedi iki tane birden mi?”

“Şöyle odanun önüne doğru gitsek, buradan çocukların sesini duyamam da uyanırlarsa!” dedi Sinan eliyle odanın önündeki verandayı göstererek.

İnci isteksizce yürüdü oraya doğru. Her odanın önünde bir küçük veranda, iki sandalye bir masa, bir de çamaşırlık duruyordu. Kenan bey her verandanın önüne çiçekler ekmişti. Böylece müşteriler kendi odalarının küçük bahçesi ve veranda da istedikleri gibi vakit geçirebiliyorlardı. Ortak alanlara gerek kalmadan.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s