Ayrık otu – Bölüm 6

Ayça artık yeniden toparlanacak gücü kendinde bulamadığını hissediyordu. Günler geçtikçe daha iyi olması gerekirken, vücudu sanki artık isyan eder gibi onu zorluyor, sürekli uyumak istiyor ve midesi bulanıyordu. Tezgahını kapattıktan sonra yine o yamaca çıkıyor iyice bitkin düşene kadar ağlıyor ama yine de rahatlayamamış bir şekilde gidip yatağına atıyordu kendini. Günlerdir doğru dürüst bir şey de yemiyordu, içinden gelmiyordu çünkü. Onu bir kez de yamaçta ağlarken uzaktan gören Kaan iyice üzülmüştü haline ama “Benim derdim bana yeter!” diyerek yürüyüp gitmişti evine, “Ayağı kayıp yuvarlanacak oradan!” diye geçirmişti sadece içinden.

On gün kadar sonra yien gelip Ayça’nın tezgahını kapalı görünce, bu sefer başına bir şey mi geldi yine diye düşünmeden edemedi kendi kendine. Dursun amca hemen arkasından geldi yine her zaman ki gibi.

“Dursun amca yok yine bu kız?” dedi merakla ona. Dursun amca ile arası iyi olduğunu biliyordu Ayça’nın.

“Bilmiyorum ki!” dedi Dursun amca, o da merak etmişti, “Bir türlü topalanamadı ki büyükannesi öldüğünden beri! Başına bir iş gelmiş olmasın!”

“Ne gelecek?” dedi Kaan bu kez endişeyle, onu yamaçta ağlarken gördüğü gün geldi aklına, “Sakın yuvarlanıp düşmüş olmasın!” dedi içinden.

“Ne bileyim evlat! Kötü görünüyordu kaç gündür! Evine gidip bir baksak mı?”

“Nerede evi söyle! Gidip ben bakayım!” dedi Kaan. Zaten kıza karşı bir vicdan azabı hissediyordu. Bir yandan da merak ediyordu gerçekten, o yüzden kendi gözüyle görmek istiyordu neler olduğunu.

“Şurada sahildeki küçük kulübelerde yaşıyor, bak şu önünde kırmızı kova olan var ya oydu sanırım!”

Kaan gözlerini kısarak Dursun amcanın gösterdiği yöne baktı. Bu uyduruk kulübelerde mi yaşıyordu bu kız gerçekten. Orada nemden hayatta kalması mucizeydi zaten. Eskiden yazlıkçılara kiralanan bu evlere yıllardır bakım bile yapılmıyordu. Çatıları akıp, içlerinin koktuğunu söylerdi kasabalılar.

Sonra hızlı adımlarla oraya doğru yürümeye başladı, “Allah vere de orada olsa bari! Şu yamaçtan yuvarlandıysa ancak parçalarını toplarız!” dedi içinden yine.

Kapıya geldiği zaman kız açıverirse ne diyeceğini düşündü bir anda, “Neyse ya balık alacağımı söylerim” diyerek çaldı kapıyı. Bir adım geri çekilip beklemeye  başladı sonra. Yandaki kulübelerde kimse yaşamıyor gibi gözüküyordu. Muhtemelen bir bu kız vardı bu sahilde. Ondan başkası de bağenip gelmezdi zaten.

İçeriden ses gelmeyince bu defa daha hızlı vurdu kapıyı, “Allahım ne olur içeride olsun, yamaca gitmek zorunda bıraktırma beni!” dedi sonra içinden yeniden.

Biraz sonra içeriden bir ses duyuldu ve kapı açıldı ardından. Ayça’nın yüzü bembeyaz olmuştu, ayakta zor duruyordu. Kaan tam “Ben balık..” diyecek oldu ki kız kapının ağzına yığılaverdi birden.

Telaşla kucakladı onu, ateş gibi yanıyordu zavallı, hemen yola çıkıp bir araba çevirdi. Kasabada herkes tanırdı onu, kucağında balıkçı kızla yolun kenarında görünce durdu birisi ve sağlık ocağına götürdüler Ayça’yı.

“Çok zayıf düşmüş bünyesi” dedi doktor, “Bir süre gerçekten iyi beslenmesi ve iyi bakılması lazım. Siz yakınımısınız?”

“Hayır değiliz!” dedi iki adam birden.

“Yok mu bir yakını?”

Yine başlarını salladılar.

“O zaman siz bir şekilde sağlayacaksınız bakımını sanırım” dedi doktor gözlerini kısarak.

“Ben yarın İstanbul’a gidiyorum” dedi yolda durup onları arabasına alan adam Kaan’a bakarak. Kaan bunu kendi yapması gerektiğini anlamıştı.

“Tamam” dedi doktora. Evde biri kızına bakan, bir de ev işleri ile ilgilenen iki çalışanı vardı. Onlardan rica etse bir kaç gün de bu kıza bakarlardı herhalde.

Aynı arabayla Kaan’ın evine götürdüler Ayça’yı. Ayça kendine gelmiş olsa da, ne konuşacak, ne yürüyecek hali olmadığı için kendi kulübesi yerine Kaan’ın evine getirildiğini farketmedi bile. Doktorun yaptığı iğnenin etkisiyle gevşeyen kasları yüzünden daha yatağa yatırılır yatırmaz derin bir uykuya daldı.

Kaan evdeki kadınlara gerekli talimatları verip, kızının odasına geçti. Evde olduğu süre boyunca sadece kızıyla vakit geçiriyordu. Ayça toparlanıp kendine gelene kadar da bir kaç gün odasına hiç girmedi, kadınlardan bilgi aldı sadece sağlığı hakkında.

Ayça’nın yataktan çıkması bir haftayı bulmuştu. Kendi evi yerine bir başka evde bakıldığını farketse bile kalkıp gidecek hali olmadığı için bir şey yapamamıştı. Evin işlerinden sorumlu olan Dürdane hanım ona kendi kızı gibi özenerek baktı bir hafta. Hikayesini öğrenince o da çok üzülmüştü Ayça’nın haline.  Ateşi düşüp kendine geldikten sonra Zeynep’i de getirmişlerdi onun yanına. Kız Ayça’yı görür görmez gülümsemişti ona. Ayça’da  çok sevmişti bu minik meleği. Onun annesiz kalmasına çok üzülmüştü o da. Dürdane hanımın kızı Ayşe bakıyordu Zeynep’e onunda dört yaşında bir oğlu vardı. Toparlanana kadar ona o kadar iyi davrandılar ve baktılar ki, Ayça gerçekten çok sevdi bu anne kızı ve minik Zeynep’i.

Sonunda toparlanıp ayağa kalkınca artık kulübesine dönmek istediğini söyledi. Bu insanlara yeterince yük olmuştu zaten. Dürdane hanım ona Ayşe’nin kıyafetlerinden getirmişti burdayken giymesi için. Kaan onun odadan çıktığını görünce kızını kucağına alıp yanına gitti hemen. Daha o bir şey söyelmeye fırsat bulamadan Zeynep kollarını açıp uzandı Ayça’ya doğru. Ayça’da gülümseyerek aldı onu kucağına. Çocuk hemen başını onun boynuna yasladı ve minicik elini saçlarına dolayıp kapadı gözlerini.

Kaan kızının kimseye yapmadığı bu davranışı görünce şaşırdı önce, “Daha önce Zeynep’in kimseye böyle sokulduğunu görmemiştim, hatta Ayşe’ye bile”

Ayşe Ayça’nın toparlanmasına yardım edip, çıkmıştı odadan onun arkasından.

“Dün ‘anne!” dedi Ayça ablaya!” diye gülümsedi Zeynep’in minik başını okşayarak.

“Anne!” dedi Zeynep yeniden.

Kaan’ın yüzünden bir gölge gelip geçti, “Nereden biliyor Zeynep bu kelimeyi?” dedi Ayşe’ye bakıp.

“Ben anneme seslenirken duymuş olmalı!” dedi Ayşe ve altını değiştirmek için aldı Zeynep’i Ayça’nın kucağından. Çocuk Ayça’ya doğru uzanıp ağladı yendiden ama Ayşe alıp götürdü onu içerideki odaya.

Kaan kızının bu kızda ne gördüğünü anlamak ister gibi baktı dikkatlice Ayça’nın yüzüne.

“Kusura bakmayın size çok yük oldum. Borçlandım. Bu iyiliğinizi nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum!” dedi Kaan yine ters bir şey söyleycek sanıp.

“Neden gelip Zeynep ile vakit geçirmiyorsun arada bir!” dedi Kaan bir anda boş bulunup, kendisi bile şaşırmıştı bu söylediğine.

“O kadar sevinirim ki gerçekten! O çok tatlı bir çocuk!” dedi Ayça gülümseyerek. Bu adamdan hiç beklemediği bir teklifti bu.

“Zeynep’e benim tuttuğum balıkları da pişirirsin belki burada!” dedi sonra Kaan, “Ben de sana ona göre ödeme yaparım.”

Bir kez daha gülümsedi Ayça “Olur! Neden olmasın!”

“O zaman şimdi bir aylık ödemeyi yapayım ben sana! Sen de tezgahtaki işlerini ona göre ayarla bundan sonra!”

Kaan’ın verdiği toplu paraya, ona davranışına şaşkın bir şekilde ayrıldı Ayça evden. Dursun amcanın dediği gibi gerçekten iyi biriydi aslında bu adam.

Böylece Ayça gündüz Dursun amcanın telkinleri, Zeynep’in tatlı güzel enerjisi ile kısa zamanda toparlandı ve kendine geldi. Zeynep ile vakit geçirmek ve ona balık pişirmek için Kaan’ın evine her gün uğruyordu. Onu rahatsız etmemek için evde olmadığı saatleri tercih etmeye çalışsada yine de karşılaşıyorlardı. Dürdane hanım ve Ayşe’de çok sevinmişlerdi bu yeni düzene. Ayça’yı kendi ailelerinden biri gibi benimsemişlerdi ana kız. Hatta Ayşe’nin Zeynep’e bakmak için gelemediği bir kaç gün Ayça gelmişti çocukla ilgilenmeye. Kaan’ın da bir itirazı olmamıştı bu duruma.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s