Ayrık otu – Bölüm 1

“Peki gerçek baban nerede?” diye sordu Soner gözlerini kocaman açarak. Birlikte büyümüş olmalarına rağmen Yaşar beyin Ayça’nın öz babası olmadığını ilk kez duyuyordu.

“Bilmiyorum, söyledim ya! Ben annemin karnındayken gitmiş o kadınla!”

“Kadın çok mu güzelmiş peki?”

“Annemin dediğine göre büyükmüş babamdan” diyerek kıkırdadı Ayça, nedense komik geliyordu bu fikir ona, “ama parası çokmuş!” diye tamamladı sözünü sonra ciddileşerek.

Soner bir yandan Ayça’yı dinliyor, bir yandan anlamaya çalışıyordu hikayenin tamamını. Babası yıllardır Yaşar beyin şoförlüğünü yapıyordu. Yaşar beyin annesi, kız kardeşi, kocası ve çocukları bir de Soner’in ailesi aynı bahçenin içinde oturuyorlardı. Ailenin üyeleri büyük evde, Soner ve ailesi de bahçedeki ve adını bir türlü söyleyemediği küçük evde.

“M-ü-ş-t-e-m-i-l-a-t” diye defalarca ezberletmeye çalışmıştı Ayça ona ama bir türlü aklında tutamıyordu.

“Ne o öyle reçel adı gibi!” diyerek kahkaha atmıştı ilk duyduğunda.

“Marmelat o!” diye gülmüştü Ayça’da bu benzetmeye.

“Olsun ha müştemilat, hem marmelat!”

“Tamam sizin evin adı Marmelat ev olsun bundan sonra o zaman!”

Böylece marmelat ev kalmıştı ikisinin arasında Soner’lerin oturduğu küçük evin adı. Soner’in annesi Yaşar beyin ve ailenin şoförlüğünü yaparken, annesi de büyük evin temizliği ve yemeğine bakıyordu. Yaşar beyin durumu iyi sayılırdı. Bu yüzden annesi ve kız kardeşininin ailesini o geçindiriyordu.

Kız kardeşi Gülay hanımın eşi Selami bey biraz aylak bir adamdı. Girdiği hiç bir işte üç aydan fazla durduğu görülmemişti. Ona göre kıymetini bilmiyordu patronlar. Yaşar bey de yanına almıştı onu bir kez ama sonra kız kardeşi ile kötü olmamak için apar topar başka iş bulup yollamıştı. Adam hem beceriksiz gem de çalışmayı sevmeyen cinstendi. Konuşmaya gelince her şeyi o biliyordu ama. Üç tane de çocukları vardı. Onlar da aynı evde ve bahçede olmalarına rağmen hiç biri ne Ayça ile ne de Soner ile oynamazlardı.

“Büyükannen yüzünden!” diyordu Soner Ayça’ya, “Sana ve bana sürekli bağrıyor ama onlar ne yaparsa gülümsüyor! Gerçek torunları olmadığımız için belki de!”

“Neden gerçek torunu olmayayım ki Yaşar babam onun oğlu, ben de onun kızıyım işte!” diye düzeltirdi her defasında Ayça. Bu kan bağı meselesini aklı almazdı bir türlü.

Yaşar bey onun babasıydı. Doğduğunda annesi ile evli olan oydu ve onun nüfüsuna kayıtlıydı. Başka ne olması gerekiyordu ki? Herkesin öyle değil miydi?

Evet Ayça’nın babası annesinin karnındayken annesi ve onu terkedip gitmişti ama Yaşar bey görür görmez aşık olmuştu annesi Nermin hanıma. Karnındaki çocuğuyla birlikte evlenmek istemişti onunla. Fakat Yaşar beyin annesi Muzaffer hanım şiddetle karşı çıkmıştı hamile bir kadın ile evlenmesine. Bunun üzerine Yaşar bey annesine resti çekmiş ve evlenmişti Nermin hanımla. Sonra Ayça dünyaya gelmişti işte. Böylece Yaşar beyin kızı olmuştu doğrudan. Çekip giden babası ile bir ilgisi kalmamıştı onun. Adamcağız üzerine titriyordu kızının her zaman.

Muzaffer hanım “Ne şimdi ne de daha  sonra bu çocuğu torunum, o kadını da gelinim olarak kabul etmiyorum!” demişti baştan. Bu yüzden kızı Gülay hanımın çocuklarını öper sever, “ayrık otu” dediği Ayça ve şoförün oğlu Soner’i azarlardı sürekli. Soner’in annesi de hiç sevmezdi Muzaffer hanımım ama evin büyük hanımı olarak onu dinlemek zorunda olduğu için bir şey diyemezdi.

“Haklı annen!” derdi Ayça her zaman, “Büyükannem çok kötü davranıyor annene. Ne yaptığı yemekleri beğeniyor kadıncağızın, ne yaptığı işi.  Canını çıkarıyor akşama kadar.”

“Annem bir gün paramız olur bu evden kurtulursak bir daha görmek istemiyorum bu aileyi diyor akşam eve gelince. Annenle seni seviyor ama gelini hiç benzememiş kayınvalidesine neyseki diyor. Baban da öyle!”

Evin istenmeyen çocukları olarak Ayçe ve Soner’in sohbet etme yeriydi evi çatısındaki küçük teras. Soner’in annesi orayı çamaşır kurutmak için kullanıyordu. Ay.ça ve Soner’de uçuşan çamaşırların altına gizlenip dertleşiyorlardı beraber.

Bahçede daha çok Gülay hanımın çocukları oynuyordu. Muzaffer hanım Soner ve Ayça’yı bahçede görürse kovalıyordu hemen ağaçlara zarar veriyorsunuz diye.

Yaşar bey defalarca konuşmuştu annesiyle bu konuyu, “Tamam karımı sevmiyorsun, konuşmuyorsun ama bu çocuk daha! Ne günahı var! Ayırıyorsun kuzenlerinden! Onlar Gülay’in evlatlarıysa, Ayça’da benim evladım anne! Bunu böyle kabul etsen iyi olur!”

“Nereden senin evladın oluyormuş o ayrık otu!” diye tersliyordu Muzaffer hanım oğlunu sürekli ve yüz vermiyordu yine Ayça’ya.

Çocuklar alışmışlardı Muzaffer hanımın bağırmalarına ve aksiliklerine. Aldırmıyorlardı bile. İkisi beraber küçük terasta oynuyorlardı akşama kadar. Ödevlerini bile orada yapıyorlardı çoğu zaman. Ayça’nın hem annesi, hem de babası çalıştığı için evde diğerleriyle kalıyordu bütün gün mecburen. Soner’in annesi Gülsüm hanım onu sevse de, Muzaffer hanımdan korkusuna belli edemiyordu zaten.

Ayça’nın annesi fakir bir mahallede büyümüştü, ailesi hayatı boyu sıkıntı çekmişti. Ayça’nın öz babası da evlenme vaadiyle onu kandırıp kaçtıktan sonra Yaşar beyin sayesinde iyi bir hayatı olabilmişti. Bu nedenle kızının kendisi ile aynı kaderi paylaşmasını istemiyordu. Soner’i o da çok seviyordu, gerçekten temiz iyi bir çocuktu ama Ayça’ya sürekli “Kızım kendine fakir bir aşık seçme! Ben seni maddi durumu iyi olan biriyle evlendirmeyi diliyorum her zaman!” diyordu.

Soner bozuluyordu Ayça bunları anlattığı zaman.

“Her şey zenginlik değil ki annen niye öyle söylüyor!” diye asıyordu suratını. Ayça’ya öyle aşıktı ki, onun büyüdüklerinde başkasıyla evlenemsi fikrine çok bozuluyordu.  Henüz ortaokuldaydılar, önlerinde uzun yıllar vardı. Ayça’ya henüz açılamamıştı ama bir gün mutlaka söyleyecekti. Onunla evlenmek istiyordu başkası asla olmazdı.

“Annem öyle diyor akıllım!” derdi Ayça’da o bozulunca.

“Sen ne yapacaksın peki?”

“Annemin sözünü dinlemek zorundayım biliyorsun ama senden ayrılmamak için onunla konuşup evlenirken seni de götüreceğim!” diye kıkırdardı sonra, “Sen olmazsan ben kiminle konuşacağım, sen benim en iyi arkadaşımsın!”

“Benimle evleneceksin zaten!” derdi içinden Soner’de hayran hayran Ayça’ya bakarak.

Çocuklukları böyle geçip gitti ikisinin de. Yaşar bey Soner’in de okuması için ailesine destek oldu. İkisi de güzel bölümler kazanıp üniversite okudular. Gülay hanımın çocukları da girdiler üniversiteye ama Ayça ve Sibel’in bölümleri kadar iyi değildi onların kazandığı yerler. Bu yüzden çok kızmıştı Muzaffer hanım tebrik edeceği yerde azarlamıştı yine ikisini.

“O kadar gürültü yapıyorsunuz ki, çalışamadı çocuklar sizin yüzünüzden !” demişti öfkeyle.

“Büyükannen yine bizi suçlayacak bir şey buldu!” diye kıkırdamıştı Soner.

“Boş ver yaşlandı iyice, kalbi temiz onun!” demişti Ayça’da gülerek.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s