Ayrık otu – Bölüm 2

Üniversite son sınıfa geçtikleri yaz  Yaşar bey karısını da alıp bir iş seyahatine gideceğini söyledi. Yıllardır karı koca başbaşa bir yerlere gitmemişlerdi. Toplantı küçük ve güzel bir sahil kasabasında olunca ikisi birlikte gidip biraz da dinlenmeye karar vermişlerdi. Ayça annesi ve babası yanlız kalsınlar diye hem de büyükannesi ile ilgilenmek için onlarla gitmedi. Gülay hanım ve ailesi Muzaffer hanımla hiç ilgilenmiyorlardı. O ne kadar onları kayırsa, korusa da, onlar yüzüne gülüp arkasından sürekli şikayet ediyorlardı.

“Huysuz ihtiyar, düşmedi yakamızdan bir türlü!”

Ne yazık ki Yaşar bey ve karısının başbaşa kalmak için çıktıkları yolculuk hepsinin hayatında kötü bir dönüm noktası olacaktı. Yolculuk bir kazayla noktalanınca, Ayça bir anda hem annesiz, hem de babasız kalmıştı. Bunun da ötesinde evin bütün yükünü üstlenen adam gidiverince hepsi ortada kalmışlardı.

Evde günlerce derin bir sessizlik hakim oldu. Ayça sürekli ağlıyor, Muzaffer hanım hiç konuşmadan bir keanarda oturuyordu. Gülay hanım merak etmemelerini ve kocasının ağabeyinin rolünü üstlenip her şeyi halledeceğini söyleyip duruyordu sürekli ama büyük ihtimalle kendi söylediğine kendisi de inanmıyordu. Netice itibariyle altı ay geçmeden Selami bey işleri daha da berbat bir duruma getirerek hepsini bir borç batağına sürüklemişti.

Muzaffer hanım göz yaşları içinde satışa çıkardı o koca evi. Böylece Soner ve ailesi de marmelat evden taşınmak zorunda kaldılar.

“Seni mutlaka bulacağım!” dedi Soner giderken. Annesi Gülsüm hanım arkasına bile bakmadı giderken. Bu evde sevdiği kimse kalmamıştı zaten. Yaşar bey ve eşi Nermin hanımın vefatından sonra iyice çekilmez hale gelen Muzaffer hanımı bir daha görmeyeceği için seviniyordu. Oğlunu çekiştirerek aldı Ayça’nın yanından.

Beş kişi Gülay hanımın ailesi, iki de Muzaffer hanımla Ayça olmak üzere yedi kişi iki oda bir salon bir daireye zorla sığdılar. Alıştıkları o kocaman evden ve ev işlerini yapan hizmetkarlardan sonra burası hepsi için fazla iç içe ve yorucu olmuştu. Bütün evi çekip çeviren Gülsüm hanımın tüm görevleri Ayça’ya verilmişti. Muzaffer hanım akşama kadar onunla uğraşıp yaptıklarını eleştiriyordu.

Gülay hanımın çocukları sürekli şikayet ediyorlardı bu ayrık otu ile huysuz ihtiyar olmasa hepsi evde daha rahat edebilirlerdi. Onların yüzünden iyice sıkışıyorlardı.

“Sabırlı olun!” dedi Gülay hanım onlara. Nermin bir hayat sigortası yaptırmış ölmeden, epeyce bir miktar Ayça’ya ödenecek yani. Elbetet kardeşim ödedi o primlerin çoğunu. O yüzden o para onun değil bizim hakkımız. Parayı büyük ihtimalle büyükanneni alacak onun yerine. Siz şimdilik ikisini hoş tutun ki ben de parayı ellerinden alayım!”

“Ay evet anne ya!” dedi çocuklar hep bir ağızdan. Bunların yüzünden biz de iyi kısmetler bulamayacağız. Böyle asalakların olduğu kalabalık bir aileye kim gelir ki?”

Böylece para ödenene kadar çocuklar seslerini kestiler. Ayça’ya eskisi gibi kötü davranmayı bıraktılar. onun görmeze gelmeye başladılar. Sadece kıyıda köşede gizli saklı bir şeyleri varsa onları da versin diye büyük annelerine yanaşmaya başladılar.

Para Muzaffer hanıma ödendi, Ayça reşit olmuş olmasına karşılık o böyle olmasında diretmişti. Ayça ile gittiler ve imzayı Ayçaç attı.

“Elbette büyükanne!” demişti Ayça, “Annem o parayı hepimizin dar zamanı için düşünmüştür! Ben tek başıma harcayacak değilim! Biz aile değil miyiz?”

“Salak bu kız! Hâlâ aileyiz diyor!” demişti kuzenleri içlerinden, “Alıp gitse kurtarır kendini! Onun yerine biz gideceğiz! Büyükanne diye diye dolanıyor huysuzun etrafında başbaşa kalsın onunla da görsün aileyi!”

Muzaffer hanım ile Ayça pazar dönüşü evi bom boş bulmuşlardı bir gün. Yere atılmış iki şilte, mutfakta da bir iki tabak çanaktan başka bir şey kalmamıştı. Gülay hanım annesi parayı aldıktan sonra allem etmiş, kallem etmiş kocasının bir iş kurup hepsini kurtaracağına ikna etmiş almıştı elinden. Aldığının ertesi günü de onların pazara çıkacağını bildiği için, önceden ayarladığı kamyonu kapıya dayayıp zaten az olan eşyayı da alıp kaybolmuşlardı ortadan.

Muzaffer hanım Ayça’ yı tersleye tersleye geldikleri pazar dönüşü evi o halde gelince, yığılıp kalmıştı boş salonun ortasına. Gözünü açtığında yerdeki şiltede yatıyor, Ayça’da başında elinde tutuyordu.

“Büyükanne iyi misin?”

“Nasıl yaparlar bunu!” diye inlemişti Muzaffer hanım, “Benim onları onca koruyup kollamamdan sonra nasıl yaparlar? Ne yer ne içeriz biz şimdi?”

“Sen üzülme büyükanne ben bir işe girer çalışırım. Okulu dondurabilirim bu sene. İkimize de bakarım. Haydi kalk otur biraz, hiç bir şey için canını sıkma! Bak evin işi azaldı eşyalar gidince” diye gülümsedi Ayça.

Muzaffer hanım ilk defa gerçekten baktı Ayça’nın gözlerinin içine.

“Kızım sen bu dünyadan değil misin acaba?” dedi kendi kendine.

Ayça gerçekten de bir iş buldu bir kaç gün içinde, bir süre sonra akşamları da ütü yapmaya başladı evde dışarısı için. Gömlek, etek, perde ne olursa ütülüyordu. Komşuları hallerine acımış bir iki parça eşya ile bir de eski ütü vermişlerdi onlara. Öyle böyle evlerinde tencere kaynamaya başlamıştı tekrar. Muzaffer hanım bir ay sessizce boşluğu seyretmişti öylece. Sonra bir gün Ayça aldığı ütüleri yaparken konuşmuştu onunla uzun uzun.

“Kızım beni affet!” diye başlamıştı söze, “Ben bilemedim. Sana, annene ne kötülükler ettim, ne fena sözler söyledim! Bak senin eline düştüm şimdi. Sen beni başının tacı ettin! Alllah yaptıklarımı yanıma kâr bırakmadı!” diyerek göz yaşlarına boğulmuştu.

Ayça yaptığı işi bırakıp sıkı sıkı sarılmıştı ona, “Büyükanne sen üzülme! Sen ayrık otu dedikçe ben sevindim yeşil ve güzel bir şeye benzetiyorsun diye! Sana hiç bir şey için kızgın değilim! Bak ne güzel yaşıyoruz işte. Zamanla daha da iyi oluruz. Haydi artık toparlan biraz!”

O günden sonra Muzaffer hanım kız gelmeden yemekleri yapmaya, elinden geldiğince evin işin görmeye başladı. Böylece ikisi gerçek ebe-torun olarak birlikte zor da olsa mutlu bir yaşam sürmeye başladılar. Böylece aradan bir yıl daha geçti.

Muzaffer hanım bir gün yine giderken önünde duran arabanın içinde eski ahbaplarından biri indi.

“O Muzaffer hanım? Hayırdır elinde pazar filesi, çulun çaputun içinde kalmışsın! Havaların sönmüş oğlun gidince!” dedi ellerine beline koyup.

Muzaffer hanım zamanında iyi geçinemediği bu eski ahbabın yüzüne bakıp “Ya sabır çekti!” içinden yürümeye devam etti. Zamanında herkese tepeden bakıp, huysuzluk ettiği için bunların olduğunu biliyordu artık. O yüzden bir şey demedi, derin derin iç çekerek yürüdü pazara doğru.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s