Alın yazısı – Bölüm 5

“Bu çocuğun bakımına maddi manevi gücüm yetmiyor tek başına. Ben sizin yuvanızı yıkmak istemiyorum. Dedim ya, amacım bu olsaydı hamile olduğumu anlar anlamaz ya da Yavuz doğar doğmaz gelirdim kapınıza. Gökhan’ın desteğine ihtiyacım var. Onunla konuşacağım ama iyi niyetimin göstergesi olarak önce sizinle konuşmak istedim. Ne olur anlayın halimden! Gökhan’ın ailesi beni hiç istemedi ama bu çocuğun suçu ne?” diyerek hıçkırarak ağlamaya başladı Ayla.

Naime hanım ile Gönül ne söyleyceklerini şaşırmışlardı.

“Yavuz annemle arabada, eğer bana inanmıyorsanız gelip oğlumu da görebilrisiniz!” dedi sonra.

Gönül hiç hoşlanmadı bu fikirden, “Hayır lütfen!” diyebildi sadece, “Çok üzüldüm oğlunuza ama onu görmemi istemeyin” dedi hıçkırarak.

Kızının da iyice etkilendiğini anlayan Naime hanım, karnındaki bebeğe bir şey olacak diye korktuğu için kalktı hemen oturduğu yerden.

“Tamam kızım söyleyeceğini söyledin. Biz gidelim!” diyerek kaldırdı Gönül’ü kolundan tutup. Sonra aniden Ayla’ya döndü “Siz Gönül evlendikten sonra Gökhan’la hiç görüştünüz mü?” diye sordu gözlerini kısarak.

“Hayır, hayır! İnanın öyle bir şey olmadı! Gökhan henüz bir çocuğu olduğunu bilmiyor. Dedim ya önce size söylemek istedim! Yavuz’un bir babaya ihtiyacı var ve ben ne yapacağımı bilmiyorum!” dedi Ayla’da.

“Bak kızım yalan söylüyorsan, bunun vebalini ödeyemezsin. Bu çocuklar evli ve mutlular!”

“Hayır efendim yalan söylemiyorum! İnanın bana!”

“Bak kızım son kez soruyorum. Cahilliktir, seversin, hırsa kapılırsın. Bunlar yeni evliler. İyice düşün, taşın doğruyu söyle!”

“Hayır bu Gökhan’ın çocuğu, ne yemin isterseniz edeyim!”

“Tamam anne! Gidelim artık!” dedi Gönül nefesi kesilmişti artık.

Naime hanım giderek rengi solan kızını aldı ve uzaklaştılar oradan ama uzaklaşırken bekleyen arabayı ve içindeki bebeği uzaktan da olsa gördü Gönül.

“Kızım dur hemen inanma, yalan söylüyor da olabilir! Karnında bir çocuk var senin! Gözünü seveyim!” dedi Naime hanım, başı dönüp sendeleyen kızına.

Arabaya bindiklerinde ikisi de hâlâ şoktalardı ve düşüneceklerini, ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bir gün önce aldıkları bebek haberinin üzerine bu haber bütün sevinçlerini alıp götürmüştü.

Naima hanım bir an önce toparlanıp kızını yatıştıracak bir şeyler arıyordu zihnin de ki, telefonu çalmaya başladı. Arayan oğluydu.

“Serhat ne var oğlum?” dedi gergin bir ses tonuyla.

“Anne neredesiniz?” dedi Serhat’in de sesi gergin geliyordu.

“Ablanla çarşıya çıktık oğlum ne oldu?”

“Babam evde fanalaştı anne, ambulansla hastaneye getirdim. Yoğun bakıma aldılar. Hemen gelin!” diyerek hastanenin adını verdi Serhat.

Naime hanımın tansiyonu fırlamıştı artık. Kızına mı, kocasına mı üzülsün. Hangisinin durumunu hangisinden saklasın bilemiyordu. Bu durumda yapacak bir şey olmadığı için mümkün olduğunca sakin bir şekilde Gönül’e söyledi babasının durumunu ve hemen hastaneye gittiler.

Naime hanım yol boyunca içinden Allah’a kızını koruması için dua etti. Gönül’ün yüzü artık kağıt gibi bembeyaz olmuştu.

“Allah’ım bebek haberi aldığımızdan beri kızımın hayatında fırtınalar kopuyor Sen karnındaki bebeğiyle onu koru yarabbim ne olur! Başka dert gösterme! Bu nasıl kadermiş böyle? Kocamı, oğlumu, kızımı, torunumu, damadımı koru Allahım!”

Hastaneye vardıklarında doktor Naime hanımın yanına gelip, kocasının durumunun ciddiyetini anlattı. Naime hanım torun haberine heyecanlandığı için geçici bir sorun yaşadığını düşünmüştü ama doktor bunun artık kalbin iflas etmesi ile ilgili olduğunu ve heyecanla ilgili olmadığını söyleyince iyice kilitlenmişti. Beş dakika arayla hepsinin tek tek Savaş beyin yanına girip vedalaşmasına izin verdiler.

Gönül “Anne, babam!” diyip sokulmuştu annesinin göğsüne ve hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Son yarım saatir kadıncağız kızını telkin etmeye uğraşıyordu.

“Gönülüm, babanın durumu kötüydü anneciğim. O yüzden seni evlendirmek için bu kadar acele etti. Torunu olacağı haberini de duydu bak! O seni hep mutlu gördü, ne olur karnındaki çocuğu düşün biraz. Bu gün çok ağır şeyler oldu üst üste” dedi ama kendisi de ağlamaya başladı.

Serhat çaresizlikle sarıldı ikisine birden.

“Hepimiz birbirimize destek olacağız. Güçlü olacağız!” dedi.

Doktorla bir kez daha konuşup, Savaş beyin yanına üçü birden son bir kez daha girmek istediklerini söylediler sonra.

Doktor üçünün de gözlerine bakıp, “Tamam ama çok durmayın olur mu?” dedi hüzünle.

Savaş bey onlar girince gözlerini araladı zorla ve bir elini uzattı onlara doğru.

“Allah’ın takdiri neyse o olur. Sakın üzülmeyin!” diye mırıldandı.

O gün akşam üzeri Savaş beyi kaybettiler.

Kayınpederinin ölüm haberini alan Gökhan hemen döndü uçuştan. Gönül annesine ve kardeşine ona şimdilik bebekten bahsetmemeleri için söz verdirmişti ve tabi Ayla’dan da. Şimdi bunları konuşacak hali yoktu. Babasının haberini aldığından beri sürekli ağlıyor ve kimseyle konuşmak istemiyordu. Gökhan karısının halini görünce o kadar üzüldü ki, sürekli ona destek olmak için yanında durmaya çalıştı ama Gönül onu da yanında istemeyince çok şaşırdı.

“Oğlum babasını yeni kaybetti, şok geçiriyor Zaman ver biraz!” dedi Naime hanım damadını sakinleştirmek için. Onunda dayanacak gücü kalmamıştı artık ama evlatları için dik durmaya çalışıyordu. Gökhan ve ailesi her şeyden habersiz onlara destek olmak için ellerinden geleni yaptılar yas süreci boyunca. Savaş beyin kaybına ve Gönül’ün bu kadar yıkılmasına onlar da çok üzülmüşlerdi.

Aradan bir hafta geçtikten sonra Gökhan karısını alıp evlerine dönmek isteyince Naime hanım “Oğlum daha toparlanamadı, izin ver bir kaç gün daha kalsın. Ben onunla konuşayım” dedi damadına.

“Tamam anne!” dedi Gökhan’da çaresiz ve karısını bırakıp döndü eve. Zaten onun da iki günlük bir uçuşu vardı.

Gökhan gittikten sonra günlerdir doğru dürüst bir şey yemeyen kızına bir kase ılık çorba hazırlayıp, odasına girdi. Gönül yorganın altına girmiş öylece yatıyordu. Annesinin elinde kase ile odaya girdiğini görünce yatağın içinde doğruldu.  Naime hanım hiç bir şey söylemeden elindeki kaseyi komodinin üzerine bıraktı ve gözleri yarı baygın bakan kızının surtına bir tokat indirdi.

Gönül yüzüne yediği tokadın acısıyla neye uğradığını şaşırmıştı bir anda. Gözlerini kocaman açmış eliyle yanağını tutarak annesine bakıyordu şaşkın bir vaziyette. Hayatı boyu annesinden yediği ilk tokattı bu.

“Bana bak! Bir an önce toparlan artık! Bu karnındaki çocuğun suçu ne ha? Güçlü olacaksın! ne karar verirsen kardeşinle senin arkanda duracağız! İyi düşün!”

“Babam olsaydı..” diye ağlayacak oldu yine Gönül.

“Bak kızım, ölüm de doğum da Allah’tan! Ben üzülmedim mi? Ben kaç yıllık hayat arkadaşımı kaybettim! Bak sizler için hâlâ ayakta durmaya çalışıyorum! Güçlü olacaksın sen de benim gibi. Bundan sonra evladın için ayakta duracaksın!”

Yediği tokadın etkisiyle de daha iyi düşünmeye başlayan Gönül annesinin gözlerinin içine baktı. Gerçekten de kendi acılarına öyle gömülmüştü ki, annesinin duyduğu acının boyutunu, onun hissettiği yanlızlığı hiç aklına getirmemişti. Sımsıkı sarıldı annesine.

“Çok özür dilerim anne! Senin acın daha büyük! Ne olur affet’!” dedi sevgi ve hüzün dolu bir sesle.

(devam edecek)

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s