Kırmızı saçlı kız – Bölüm 4

“Haydi bakalım kanka! Sevdiğimiz yemekleri konuşmamışız yarışma için onlar da lazım!” dedi Beril.

“Sana ne benim sevdiğim yemeklerden!” dedi Demir bu ezberleme oyunundan sıkılmıştı artık.

“Çileğe alerjin olduğunu biliyorum geçen söyledin zaten!” dedi Beril gülümseyerek, “En sevdiğin yemekte sarma olmalı, çünkü geçen parmaklarını yutacaktın yerken gördüm!”

“Hiçte bile karnıyarık severim ben!”

“Tamam yemeği de öğrendik! Şimdi devam edelim!” dedi Beril kahkaha atarak.

“Yeter artık bunaldım ama bundan ne çıkarım olacak benim söylesene, sen telefon alacaksın diye!”

“Ben de senin enerjini temizleyeceğim işte  söyledim ya!”

“Offf!”

“Kanka senin kız arkadaşın falan yok mu peki?” dedi Beril konuyu değiştirerek, zaten ardıarkası kesilmeden konuşuyordu sürekli.

İyice tepesi atan Demir’de onun altta kalmayacağını bile bile üzerine gitmeye başladı kızın.

“Bir manken sevgilim var, sen yanında oğlan çocuğu gibi kalırsın. O bir ilahe kadar güzel!”

“Benim neyim varmış ki?”

Demir onun dibine kadar gelip baştan aşağı süzdükten sonra “Baksana erkek misin, kızmısın belli değil? Çilli bir yüzün var, gözlerin kocaman!”

“Dostum biliyor musun ben halimden çok memnunum! O kadar güzel ve yüksek bir enerjim var ki, senin o alt seviye enerji içeren hakaretlerin bana ulaşamıyor bile! Bence sen de bu şekilciliği bırakıp mutlu olmayı öğrensen iyi olur. Sadece nefes alman bile Allah’ın sana sunduğu bir ödüldür. Sense her şeyde bir kusur arıyor, mükkemmelin peşinde dolaşıyorsun, sonra da agresif oluyorsun! Senin adına üzülüyorum gerçekten!”

Demir omuzunu silkerek işine devam etti.

“Baksana yarın restoran kapalı nasılsa, bak bu bir işaret olsa gerek, senin çakralarını temizlememiz için bir fırsat sundu evren bize gördün mü?”

“Bana bak! Çok yorgunum ve akşama kadar da uyuyacağım! Eğer seni kapımın önünde bulursam yarın papaz oluruz!”

“Tamam sen on ikiye kadar uyu ben gelip seni alırım!”

“İ-s-t-e-m-i-y-o-r-u-m!” dedi Demrir bastıra bastıra yeniden. Bu defa Beril omuzunu silkip devam etti işine.

“Babam bitti bu başladı diye homurdandı Demir bütün gün kendi kendine. Güya buraya biraz huzur bulup, ayaklarının üzerinde durmaya gelmişti!”

Ertesi gün saat  öğlen tam on ikide Beril, Demir’in kapısını yumruklamaya başlamıştı bile.

“Kanka uyanmadın mı hâlâ! Haydi kalk planımız var unuttun mu?”

“Git başımdan!” diye bağırdı Demir içeriden.

Beril kapıyı yumruklamaya devam edince öfkeyle kalktı yataktan ve kapıyı açıp kızın tepesinden bakarak “Sana git buradan dedim!” dedi dişlerini sıkarak.

“Eğer beşe kadar saydığımda hazır olmazsan başına geleceklerden ben sorumlu değilim!” dedi Beril’de parmak uçlarında yükselerek diklendi onda.

“Ne yapacaksın küçük cadı? Kurbağaya mı çevirecek misin beni yoksa?”

“Daha da beteri canım! Taciz var diye bağıracağım!”

Demir burun buruna durduğu kızdan bir adım geri attı ve Beril saymaya başladı “Bir, iki, üç, dört, beş! İmdaaaaat! Yardım ediiiin!”

Bu defa panikleyen Demir hemen eliyle kapattı Beril’in ağzını, “Tamam! Tamam! Sus yapışkan şey geliyorum!” diyerek kapıyı çarptı ve duşa attı kendini. On dakika geçmeden kapının önünde hazırdı.

“Nereye gidiyoruz?” dedi Beril yürümüye başlayınca.

“Hoyratbük’ü keşfetmeye dostum!” dedi Beril yürümeye devam ederek.

Yaşam alanının biraz dışında bir dere kenarına varana dek yürüdüler. Hoyratbük’ü sadece binaların olduğu sahilden ibaret gibi algılayan Demir ağaçlıklı bu yeşil alanı görünce çocukluğunu hatırladı. O küçükken babası onu ve arkadaşlarını alıp böyle bir dere kenarına pikniğe götürürdü. Aslında sadece arkadaşları değil elbette, bütün komşuları ile giderlerdi. Hindibaların büyük bir kısmı sapsarı yeşilliğin arasından başlarını uzatmış, bir kısmıda çocukluklarında üfleyip etrafa tohumlarını saçtıkları o tüylü halinegelmişti. O düşünürken Beril eğilip bir tane kopardı ve ona doğru üfledi.

“Gördün mü? Burası huzur bulmak için harika bir yer. Su sesi de var!”

“Evet rahmetli anneannem su akar deli bakar derdi” diye kıkrıdadı Demir yeşilliğe oturuken. Sonra bir tane de o koparıp üfledi hindibağlardan.

“Eskiden bunların sarı ve tüylü hallerinin başka başka çiçekler olduklarını sanırdım” dedi gözleri dalarak, “Çok şaşırmıştım sarıdan bu hale döndüğünü öğrendiğimde. Sarı halleri papatya, tüylü halleri başka bir şeydi benim için hep.”

Gülümsedi Beril “Bak hemen ruh halin nasıl değildi gördün mü?”  diyerek çantasından çıkardığı ince örtü ve yiyecekleri hazırlamaya başladı.

“Bunlar da ne böyle? Ne zaman hazırladın?” dedi Demir şaşkınlıkla. Mutfağa birlikte girip çıkıyorlardı ama Beril’in bunları hazırladığını hiç görmemişti.

“Dün konuştuk ya kanka geleceğimizi!” dedi Beril işine devam ederek.

“İyi ama ben geleceğim dememiştim ki?”

“Ben demiştim! Haydi şimdi bir şeyler atıştırıp işimize bakalım!” diyerek ona bir şeyler uzattı hazırladıklarından.

Hanüz kahvaltı bile edememiş olan Demir iştahla yedi Beril’in hazırladıklarını.

“Afiyet olsun! Eğer doyduysan şimdi senden örtüye uzanmanı ve gözlerini kapatmanı istiyorum” dedi Beril sonra, “Merak etme sana bir şey yapmayacağım!” diye bir kahkaha attı sonra.

Zaten yorgun olan Demir, karnı da güzelce doymuşken hiç ikiletmedi bu öneriyi, hemen uzandı örtüye. Bu pozisyonda ağaçların bibirine hiç değmeyen dalları ve gökyüzü vardı manzarasında ve uzun zamandır başını kaldırıp gökyüzüne hiç bakmadığını farketti.

“Görüntünün güzel olduğunu biliyorum ama şimdi gözlerini kapaman lazım. Daha sonra izlersin” dedi Beril. Sesi fısıldar gibi çıkmıştı. Her zamanki erkeksi tavırlarından sonra bu yumuşak sesle gelen komut etkiledi Demir’i kapattı gözlerini.

“A dur unuttum sandaletlerini çıkarman lazım!” dedi sonra ve atılıp Demir kalkamadan çözdü sandalatlerin tokalarını ve çekip aldı ayağından. Demir o kadar güzel uyuşmuştu ki karşı koymadı bu mühaleye. Beril örtüyü kaydırıp Demir’in ayaklarını yeşilliğin üzerine çekti.

“Şimdi oldu!” diyerek fısıldamaya geri döndü sonra, “Gözlerin kapalıyken bile güneş ışığını ve sıcaklığını hissedebildiğini biliyorum. Kuşların cıvıltısını ve derenin sesini daha çok duyabiliyor olmalısın şimdi. Sadece onları ve kendi nefesini dinle. Sanki koca dünyada onlar ve senden başka bir şey ve şu andan başka bir an yokmuş gibi.” dedi ve sonra sustu.

Demir tam sırasını hatırlamıyordu ama önce çocukluğunu, sonra babasını ve daha sonra pek çok şeyi düşünmüş, sesleri dinlemiş ve sonunda derin bir uykuya dalmıştı.

Onun nefesinden uyuduğunu anlayan Beril’de hiç ellememiş, o da örtünün diğer tarafına uzanarak kendini bu güzel seslerin dünyasına bırakmıştı. Gözlerini kapamadan önce duymadığını bile bile Demir’e dönüp, “Sen iyi bir adamsın kanka! Seninle iyi anlaşacağımızı biliyorum!” dedi gülümseyerek.

Gün batımına bir kaç saat kalaya kadar uyanmadı Demir. Gözlerini açtığında gökyüzü ve ağaçlar bıraktığı gibi duruyordu ve kendini o kadar iyi hissediyordu ki, inanamadı.

“Günaydın kanka!” dedi Berill onun gözlerini açtığını görünce.

(devam edecek)

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s