Kırmızı saçlı kız – Bölüm 3

Beril’in zıplayarak dolandığı tezgahların arasından ona yetişmeye çalışarak koşturuyordu Demir. Pazardaki herkesle kırk yıllık ahbap gibi görünüyordu.

“Ne zamandır buradasın sen?” diye sordu merakla.

“Bir haftadır!”

“Bir haftada mı tanıdın tüm bu insanları yani?”

“Evet niye ki?”

“Tuhaf bir kızsın gerçekten!”

“Tuhaf mı?” diye koca bir kahkaha daha patlattı Beril.

Bir şekilde tanıdık geliyordu Beril ona aslında ama o kadar çok konuşuyordu ki beyni uyuşuyormuş gibi hissediyordu daha çok. Yol yorgunluğundan herhalde dedi ilk günün sonunda.

Aradan bir hafta geçtikten sonra her gün aynı şeyi hissedince, bunun yol yorgunluğu ile ilgisi olmadığını anlamıştı. Henüz müşteriler artmadığı için günün çoğunu birlikte geçirmek zorunda kaldıklarından sürekli onun anlattıklarını dinlemek zorunda kalmıştı.

Aslen bir anaokulu öğretmeniydi Beril. İlkokullarda drama kurslarına da giriyordu arada bir, kil dersi de veriyordu. Halkevinde de çocuklarla bir kaç etkinliği vardı. Okul kapanınca bunun gibi sezonluk işlere giriyordu. Anne babası ve kardeşi yoktu.

“Tek başına bir hayat kaşifiyim ben!” diyordu sürekli.

Buraya gelirken yolda valizi ve çantaları çalınmıştı, o yüzden biraz üzgündü aslında. Ömer bey önden biraz avans verince gidip merkezden kendine bunları almıştı giyecek olarak. İşin kötüsü telefonu, kimliği, kartı da gitmişti çantasıyla. Naneli şekerleri ve  gözlüğü de tabi. Bir haftadır telefonsuz kalmıştı.

Pazardaki arakdaşlarından biri ona merkezdeki otellerden birinin bir yarışması olacağını söylemişti. Çiftlerin katılabildiği bir yarışmaydı bu. Yarışmayı kazanana bir telefon veriyorlardı.

“İyi de sen evli değilsin ki?” dedi Demir gözlerini kısarak ona bakıp, “Bir sevgilin de yok anladığım kadarıyla!”

“Evet yok ama bunu ben biliyorum onlar bilmiyor!”

“Nasıl yani onlar bilmiyor!”

“Seninle o yarışmaya katılacağız ve benim bir telefonum olacak!”

Demir şaşkınlıkla baktı Beril’in yüzüne, “Şaka yapıyorsun herhalde! Bunu isteyeceğimi de nereden çıkardın!”

“İnsan iş arkadaşı için böyle bir iyilik yapar çünkü, biz artık dost sayılırız bak sana bir sürü şey anlattım benim hakkımda!”

“E ne olmuş yani?”

“İşte telefonum olacak! Evren bana yardım ederken sen ardını dönecek değilsin! Bak geldiğimden beri terliksiz geziyorum sırf elektiriğim gitsin diye!” dedi Beril ayaklarını göstererek.

Gerçekten de ne çalışırken ne gezerken terlik veya ayakkabı giymediğini farketmişti Demir onun ama valizim çalındı dediği için bir şey dememişti. Herhalde kızcağızın parası yetmedi ayakkabı almaya diye düşünüp rencide etmemek için de sormamıştı.

“O yüzden mi ayakkabı giymiyorsun sen? Elektiriğin gitsin diye!”

“Tabi, böyle bir yerde sıfır eşya ile kalmanın nasıl negatif hissettiren bir şey olduğundan haberin var mı senin? Ayrıca bu negatifliğimi bir hafta geç gelip, işlerini bana bırakarak sen de arttırdığın için bana borçlusun!”

“Borçlu muyum?”

“Evet öylesin tabi!”

“Peki bu yarışmaya seninle katılırsam beni rahat bırakacak mısın?”

“Tabi ki! Yaşasın telefonum geliyor!”

“Bir şartım daha var ama!”

“Nedir?”

“Ayağına bir şeyler giyeceksin! Ben mutfağımda böyle kirli ayaklarla dolanılmasına izin vermem!”

“Sevsinler senin mutfağını, anlaştık!”

Yarışma iki hafta sonra olacağından ve yarışma kurallarından birinin eşlerinin birbirleri hakkında soruları doğru cevaplaması olduğundan  bu defa da Beril’in kendi hakkında anlattıklarını dinlemek zorunda kaldı. Elbette Beril’de onun hakkında bir şeyler bilmek zorunda olduğundan sorularına da tek tek yanıt verdi. Günlerce tekrar yaptıktan sonra ikisi de birbirileri hakkında pek çok şeyi ezberlemişlerdi artık ve Demir bıkmıştı sürekli tekrar yapmaktan.

Yarışmaya üç gün kala Hoyratbük’teki elektirik arızası nedeniyle iki üç gün elektiriklerin kesik olacağını öğrenince Ömer bey çalışanların odalarına gece elektrik veremeyeceğini, jeneratörün ancak restoranı idare edebileceğini söyledi.

Akşam işlerini bitirip yorgun argın odalarına çekildikten sonra karanlıkta yapacak bir şey olmadığı için hemen uyumayı planlıyordu Demir. Tam pijamalarını giyip, dişlerini fırçaladığı sırada odasının kapısı güm güm vurulmaya başlayınca, telaşla gidip kapıyı açtı.

Elindeki fenerin zayıf ışığını çilli yüzüne tutan Beril “Uyudun mu?” diye sordu gülümseyerek.

“Uyumuşa benziyor muyum?” dedi Demir ters ters, “Bir şey mi oldu niye geldin?”

“Senin şu telefonu şarj ettiğin güç üniten vardı ya?”

“Portatif şarjı mı diyorsun?”

“Evet! O! Onu bana verebilir misin?” dedi Beril kocaman bir gülümsemeyle yine.

“Senin telefonun yok ki ne yapacaksın onu?”

“Seninkini ödünç alacağım.”

“Neyimi ödünç alacaksın anlamadım!”

“Telefonunu işte!”

“Az önce güç ünitesi istemiyor muydun sen?”

“Evet ama senin telefonunu takmak için istiyordum!”

Artık sabrı tükenen Demir gürledi “Ne saçmalıyorsun sen Allahaşkına!”

“Şey ben karanlıkta korkuyorumda! Düşündüm senin güç üniten ve telefonunla odayı sabaha kadar aydınlık yapabilirim!”

“Şaka değil mi bu?” dedi Demir bu kez ona bakarak.

“Hayır değil! Lütfen alabilir miyim? Söz veriyorum hiç bir şeyine bakmam telefonunun bana sadece ışığı lazım!”

“Fenerini niye kullanmıyorsun?”

“Çünkü başka pilim yok!”

Bekle biraz diyerek içeri girip pijaması yerine şortunu giydi yeniden Demir ve dışarı çıkıp “Yürü benimle!” dedi Beril’e. Karanlıkta fenerin ışığı ile restorana girdiler. Gece geç saat olduğu için ortalıkta kimsecikler kalmamıştı Hoyratbük’te. Bu saatte açık olan bir yerde yoktu zaten.

Restoranın büyük büfesinin çekmecelerini açtı demir ve bir paket kullanılmamış pili bulup uzattı Beril’e “Bunlar olur mu?”

“A evet! Yaşa kahramanımsın!” diyerek sevinçle aldı Beril pilleri.

“Yarın alır koyarsın yerine, Ömer beye sen söyle!” diye cevapladı Demir ve yeniden karanlık yoldan döndüler odalarına. Tam kapılarını kapatacakları sırada “Şu ayakkabı işini de yarın halledersin herhalde artık bu iyiliklerimden sonra!” dedi Demir kızın ayaklarını göstererek.

“Bence senin çakraların tıkanmış dostum, sende atsan şu aptal sandaletleri ayağından bu gerginliğinden kurtulursun!”

“Böyle saçmalıklara inanmıyorum ben, ayrıca bana söz verdin!”

“Sana enerji vermiyorum bu akşam, kötü enerjini de çekmek istemiyorum! Ben bunlara inanıyorumi uyguluyorum ve çok mutluyum! Yirmi yaşımdan beri yanlız yaşıyorum, hiç olmazsa senin gibi mız mız bir çocuk değilim!”

“Ben mız mız değilim!”

“Mız mızsın sekiz yaşındaki bir çocuk gibi şikayet edip duruyorsun durmadan! Yine de çık şanlısın çünkü beni tanıdın. Birlikte şu yarışmayı kazanalım, sonra da seni hallederiz!”

“Çattık!” diyerek kapattı kapısını Demir ve girdi içeri.

Beril’in kapısını kapatırken “Kanka başka şansın olmadığını öğreneceksin!” dediğini duymadı.

Ertesi sabah Beril ayaklarını temizlemiş ve parmak arası bir tokyo giyip gelmişti mutfağa. Demir hiç bir şey söylemedi görünce.

 

(devam edecek)

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s