Kırmızı saçlı kız – Bölüm 2

Demir on saatlik uzun ve yorucu bir otobüs yolculuğundan sonra, limandan tekneye binerek arkadaşının verdiği adresteki  restoranın olduğu yere ulaşabildi. Burası şahir merkezinden oldukça uzakta ama popüler, Hoyratbük adında bir koydu. Ulaşım karadan çok uzun sürdüğü için daha çok deniz yolu tercih ediliyordu.  İnsanlar yemek ve konaklamak için deniz yolculuğu yapmayı eğlenceli buluyorlardı anlaşılan.

Denizde on dakikalık yolculuk Demir’in açılmasına yardım etti biraz. Uçsuz bucaksız mavilik ve güneşin pırıl pırıl yansıması ona bir an için hayal dünyasındaymış hissi vermişti. Yaşadığı şehrin beton manzarasından sonra birden bire denizin kokusunu duymak, tüm hücrelerine sakin bir huzur vermişti.

Hoyratbük, bir kaç sahil restoranı ve arkasında yedi sekiz pansiyon ve butik otelin bulunduğu küçük şirin bir yerdi. İnsanlar güzel bir gece geçirip balık yemek için buraya geliyorlar, gece dönmek zor olduğu için de genellikle kalıyorlardı. Civar köylerden gelen kadınların açtığı el işi ve doğal ürünlerle şenlenen küçük bir meydanı vardı. Restoran sahipleri çoğunlukla yerli balıkçılardı. Bir kısmı büyük teknelerini gezi teknesine çevirmiş olsa da, küçük bir tane balık tutmak için bırakmışlardı. Sezonda balık tutma yasağı olduğundan kış boyu balıkçılık yapıyorlar, sezon başladığında ise restoran ve pansiyonalrı işletiyorlardı. Pansiyon ve motellerin hiç birinde kahvaltı dışında yemek servisi olmadığından, Hoyratköye gelenlerin tamamı bu restoranları kullanmak zorunda kalıyor. Böylece pansiyonlar ve restoranlar birbirlerini destekleyerek işlerini yapıyorlardı.

İlk görüşte sevmişti burayı Demir. Kendini geliştirmek için de harika bir tecrübe yaşayacaktı. Deniz ürünleri konusunda eğitim aldığı için o yönde bir çekincesi zaten yoktu. Bu güne kadar hazırladıklarını beğenmeyen olmamış, hatta arkadaşları arasında bu yüzden popülaritesi artmıştı. Elbette özellikle kızlar böyle nefis yemek pişiren erkeklere hayranlık duyuyorlardı. Nedense babası gibi büyük bir çoğunluk yemek yapmanın kadın işi olduğunu düşünüyor, bir erkek yemek yapınca sanki dağları deviriyormuşçasına bir hayranlık içine giriyorlardı. Oysa ahçılık son döneme kadar genellikle erkekler tarafından edinilen bir meslekti. Kadın evde yemek pişiriyor, erkek işte pişiriyordu. Bunun yer değiştirmiş hali insanları şaşırtıyordu sadece. Oysa yemek yapmak için cinsiyet ayrımı olamazdı. Herkes yediğine göre, herkeste yapabilirdi doğallıkla.

Yine de bunun hayranlık uyandırıyor olmasının avantajlarını kullanmıştı elbette Demir. İnsanların yemek yapan erkeği normalleştiremiyor olması kendi sorunlarıydı. Babası aklına gelince gerildi yeniden. Sonra düşünmekten vazgeçip,  tahta tabelasında Mavroşkil yazan restorana doğru yürüdü.

“Merhaba! Ömer bey ile görüşecektim!” dedi sırtını hasırlardan yapılmış tentenin direğine dayamış genç çocuğa.

Çocuk bir şey söylemeden içeri girdi ve az sonra arkasında güneşten rengi koyulaşıp bir türlü açılamamış gibi görünen esmer bir adamla geri geldi.

“Buyurun Ömer ben!” dedi adam elini ona uzatırken.

“Ben ahçılık için gelmiştim, Sezai Gürson bahsetti sizden!”

“Ah tamam! Biz de seni bekliyorduk. Müşteriler tek tükte olsa başladılar.  Beril idare ediyordu bir haftadır.

“Beriil! Gözün aydın geldi ahçımız!” diye seslendi sonra içeri.

Başında bonesi, yüzü çilli, önünde sihay bir önlük bağlanmış minyon bir kız belirdi kapıda.

“Oh be! Neredesin kardeşim sen! Mesleğini elinden alacaktım vallahi! Kavruldum ateşin başında her gün!”

Demir gülümseyerek izliyordu bu küçük restoranın insanlarını.

“Ancak ayarlayabildim işleri, kusura bakmayın Sezai bir tarih söylemedi bana!” dedi mahcup bir sesle.

“Oğlum sezon işte tarih mi söylemek lazım! Akşama iki rezervasyon var haydi geç işine de ben de kendi işlerimi yapayım!” dedi Beril.

“Beril sana kalacağın yeri de göstersin! Sonra hemen başlayın!” diye onayladı Ömer bey onu, “Vedat sen de ne dikilip duruyorsun! Oğlum yıkasana şu masaların altını, karınca dolacak birazdan!” dedi sonra dikilen genç oğlana bakıp.

“Personel bu kadar mı?” dedi Demir şaşkınlıkla.

“Yürü haydi ben sana anlatırım!” dedi Beril arkadan yine. Demir onun peşine yürümeye başlayınca da, içerisi yerine binanın yan tarafından arkasına dolaşırken “Sen pişireceksin, ben yıkayıp, temizleyeceğim, Vedat’la Ömer bey dağıtacak, müşteri de hani bana diyecek!” diye bir kahkaha attı ardından.

Beril’in yaşını tahmin etmeye çalıştı Demir ama emin olamadı. Herhalde çok büyük değildi. Üzerindeki salaş kıyafetler, ses tonu ve konuşma tarzına bakılırsa yeni yetme bir kız gibiydi daha çok ya da erkek!

“İşte senin oda burası, benimkinin tam karşısında kalacaksın!” dedi Beril çilli yüzünde kocaman bir gülümseme ile.

“Umarım bütün gece de konuşmuyorsundur!” diye çıkıverdi Demir’in ağzından bir anda.

“Ha! ha! Dur daha  yeni geldin, hemen şikayete başladın!” dedi Beril yine gülerek, “Haydi eşyalarını koy da gel! İşimiz çok, elim yüzüm balık koktu senin yüzünden!” diyerek yürüyüp restorana döndü sonra.

Demir ancak başını eğerek girebildiği kapıdan geçip odaya baktı. Bir kişilik yatak, bir küçük gardırop, bir komodin, tuvaleti de olan bir küçük duş vardı. Bir de sıcaklar için elektirikli pervane. Temiz, küçük bir odaydı.

“Daha ne olsun, yeter de artar! Sezonluk iş nasılsa!” diyerek eşyalarını odaya bıraktı, yol boyunca terlediği için üzerini değiştirip, restorana döndü.

Üzerinde bembeyaz ahçı önlüğü ile Demir’i görünce Ömer bey  ile Vedat gülümsediler. Beril doğrudan kahkahayı bastı.

“Ne oldu niye gülüyorsun? Beğenemedin mi?” dedi Demir bozularak.

“Aksine Hoyratbük’ün gördüğü en havalı ahçı sensin şu anda!” dedi Beril gülmeye devam ederek,

“Yakında herkes Mavroşkil’in beyaz önlüklü ahçısını konuşunca göreceksin gülmeyi!” dedi Demir üst perdeden bir sesle.

“Ay beni kurtar şu balıklardan da, istersen ahçılar kralı ol! İnan hiç derdim değil!” dedi Beril, Demir geldiğinde yarım bıraktığı işine devam ederken, “Balık sevmiyorum, iiiyyygg!” dedi ardından ağzını eğerek.

Demir omuz silkerek, Vedat’ın az önce elie tutuşturduğu yemek ve sipariş listesine baktı.

“Alışverişi kim yapıyor?” diye sordu Beril’e dönüp.

“Senle ben!” dedi Beril.

“Malzemeler nerede peki?”

“Daha almadık!”

“Niye peki?”

“E çünkü sen liste çıkarmadın daha!”

“Dünden belirlemediniz mi?”  dedi Demir şaşkınlıkla.

“Yo! Öyle mi yapmak gerekti ki?”

Bir kağıt kalem bulup, sipariş listesine göre hızlıca bir malzeme listesi çıkardı Demir. Sonra gidip Ömer bey ile konuştular.

“Beril çarşıyı öğrendi, ikiniz gidin alıp gelin hızlıca ne lazımsa!” dedi Ömer bey. Demir alışverişi bir gün önceden yapmak istediğinin de altını çizmişti konuşurken. Pazar merkezdeydi ve her gün tekne ile merkeze gidip alıp gelmek gerekiyordu. Bu yüzden bir gün önceden yemek listesini belirleyip alışverişi yaparlarsa rahat ederlerdi.

“Ben ne bileyim, öğretmenim, ahçı değilim ki!” dedi Beril tekneye binerlerken. Ben alışverişimi hep aynı gün yaparım evde.

“Ben senin öğrenci olduğunu sanmıştım!” dedi Demir onun bu defa başına geçirdiğ kasketin altından ışıldayan gözlerine bakarak.

“Otuz yaşındayım ben! Keşke öğrenci kalsaydım!” dedi gülerek.

“Haydi canım o kadar var mısın?”

“Ne oldu çok mu yaşlıyım? Sen kaç yaşındasın ki?”

“Otuz beş!”

“Yaşlı olan senmişsin!”

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s