Yıldızlar şahit – Bölüm 4

Ferit onun ellerinden tutarak, “Sakin ol! Bu gördüklerinin mantıklı bir açıklaması mutlaka vardır. Bunca zaman birbirinize kavuşmak için bekledikten sonra böye bir kalemde bitiremezsin. En azından yüzyüze konuşmanız gerekiyor Başak!”

“Neyi konuşacağım Ferit? Bu kızın adı ne diye mi soracağım ona?”

“İstersen onu da sorabilirsin, önemli  olan bunun içinde patlamasına izin verme. Haydi git konuş onunla hemen şimdi konuş!”

“Emin misin?”

“Evet çok eminim!”

Başak, Ferit’in haklı olduğunu biliyordu. Eğer şimdi buradan ayrılırsa zihninin içinde binlerce soru işareti kalacaktı. Çağlar onunla niye konuşmadığını asla bilmeyecekti ayrıca. Arabanın kapısını açıp, dönüp Ferit’e baktı. Ferit başıyla onayladı onu.

Bu sırada Çağlar’ın kız arkadaşı arabayı park etmiş, ikisi de arabadan inmişler, el ele binaya yürüyorlardı.

“Çağlar!” diye seslendi Başak elinden geldiğince yüksek sesle.

Çağlar önce sesin nereden geldiğini anlayamadı, sonra Başak’ı farketti. Bir an için eli kız arkadaşının elinde kaldı öylece. Sonra ona hızlıca bir şeyler söyleyip, Başak’a doğru yürümeye başladı.

“Başak senin burada ne işin var?”

“Bir işim olmadığını ben de gelince anladım kusura bakma!” dedi Başak sert sert.

“Bak açıklayabilirim!”

Çağlar’ın tanımadığı bir kızla konuşmak için ondan uzaklaşmasından rahatsız olan Çağlar’ın kız arkadaşı da geldi yanlarına.

“Aşkım eski bir arkadaşın mı?” dedi Başak’a bakarak, “Bizi tanıştırsana”

“Ben Çağlar beylerin bir çalışanının kızıyım ona bir emanet vermek için geldim. Merak etmeyin hemen döneceğim” dedi Başak zorla gülümseyerek.

“Neden yukarı gelmiyorsunuz” dedi Çağlar’ın kız arkadaşı da, “Bu gün taşınıyorum ben de Çağlar’ın yanına, ev biraz karmaşık ama yine de sizi ağırlayabiliriz. Öyle değil mi tatlım?”

Çağlar diyecek bir şey bulamıyor olmanın şaşkınlığı ve acısıyla kıvranıyordu Başak’ın gözlerinin içine bakarak.

“Sen yukarı çık istersen” dedi kız arkadaşına.

“Siz de çıkın Çağlar bey, beni zaten arkadaşım bekliyor. Hemen döneceğiz.”

Çağlar’ın onu göndermesine bozulan kız, Başak’a dönüp, “Memnun oldum!” dedikten sonra binaya yürümeye başladı.

Başak hemen parmağından yüzüğü çıkardı ve kız bir kez daha dönüp bakmadan onu Çağlar’a uzattı.

“Başak onu çıkaramayacağımıza söz vermiştik!” dedi Çağlar hemen.

“Sen çoktan çıkarmışsın!” dedi Başak’ta onun yüzüksüz ellerine bakıp ve sonra dönüp Ferit’in arabasına yürümeye başladı.

“Başak dur gitme! Konuşalım lütfen!”

Başak adımlarını hızlandırdı ve arabaya binip Ferit’e başıyla işaret etti haraket etmesi için, göz yaşları yanaklarından inmeye başlamıştı çoktan.

“Emin misin?” dedi Ferit son bir kez.

Acıyla başını salladı Başak. Çağlar onlara yetişmeden hareket edip uzaklaştılar.

Başak o kadar şiddetli bir ağlama krizine tutulmuştu ki, Ferit  bir süre sonra arabayı kenara çekmek zorunda kaldı.

“Başak! Lütfen bak hepsi benim suçum. Seni buraya ben getirdim!” dedi sesi titreyerek.

“Hayır! Burada belki de suçu olmayan tek kişi sensin! Demek ki gelip bunu görmem gerekiyormuş benim de!”

“İnan çok üzgünüm!”

“Ben de öyle!”

Ferit yeniden arabayı çalıştırdı ve yurtlarına döndüler. Başak konuşmak istemediği için o gece erkenden odalarına geçtiler. Ertesi gün okulda ilk günleri olacaktı.

Ertesi gün ve sonraki günler boyunca Başak konuyu konuşmayı kesinlikle reddedip, kendini orada yaptıkları işe adadı. Herkesin çalıştığının neredeyse üç katı çalışıyor. Yapmaması gereken şeyleri de yapıyor. Kendini ölesiye yoruyordu.

Buradaki staj ekipleri arasında bir yarışma sistemi vardı. Ekipleri yaptıkları işlerden puan topluyorlar ve staj dönemi sonunda da bu puanlarla kendi iş yerlerini açabilmeye kadar varan önemli şanslar kazanabiliyorlardı. Başak o kadar çok çalışıyordu ki, Ferit ve onun yer aldığı ekibin puanları diğer tüm ekiplerinkini çoktan geçip gitmişti.

Ferit’in “Ne olur dinlen biraz. Artık yeterince öndeyiz. Diğerlerinin bize  yetişme şansı çok az!” diye yalvarmalarına karşılık Başak kendini yok etmek istercesine yormaya devam ediyordu.

Ferit sonunda dayanamayıp “Bana kalırsa senin derdin yarışma kazanmak falan değil. Sen düpedüz kendini cezalandırıyorsun, onun sevdiğin için ama bu çok saçma!”

“Saçma mı? Ne kadar aptal olduğumu görmüyor musun? Bir çocukluk hikayesinin peşinden geldim ben buraya. Yıldızların altında bir kameriyede takılmış teneke bir yüzük ve sözler uğruna. Başka hangi hayalperest inanır ki bunlara söylesene? Adam zaten yıllardı dönmüyor bile Türkiye’ye. Ben ne yapıyorum, kalkıp kendim geliyorum, hem de beni gördüğüne sevineceğini umarak!”

Başak bunları söylerken yeniden katılarak ağlamaya başlayınca, sarıldı Ferit ona. Bunları yaşamasına fırsat verdiği için o da içten içe kendini affedemiyordu.

“Bunu beraber atlatacağız!” dedi sonra.

Ertesi gün tatil olduğu için Ferit Başak’ı alıp uzun bir geziye çıkardı. Bütün gün boyunca gezdiler, sohbet ettiler. Başak ona çocukluğunu ve Çağlar ile arkadaşlıklarını anlattı.

“Söylesene senin hiç hikayen yok mu bütün gün beni konuşturdun?” dedi günün sonu yaklaşırken Ferit’e. Aslında konuşmanın ona ne kadar iyi geldiğini farketmişti ve Ferit’in rahatlaması için ona kasten izin verdiğini de.

“Ben ne anlatayım ki?” dedi Ferit gülümseyerek.

“Ne bileyim? sen hiç aşık olmadın mı mesela?”

“Oldum tabi, olmaz olur muyum?”

“Ne oldu peki sonra?”

“Kız benim kılığıma kıyafetime bakıp fakir olduğumu düşündü ve zengin bir arkadaşımla arasını yapıp beni terketti.”

“Ciddi misin?”

“Evet çok ciddiyim! Bu da benim şansım oldu sanırım.”

“Desene ikimiz de pek şanslı değiliz aşktan yana!”

“Baksana Başak, gel şu kendini hırpalamaktan vazgeç, sayulı günümüz var zaten tadını çıkaralım biraz Geldiğimizden beri yara bere içinde kaldı ruhun. Bu yarışmayı kazansakta kazanmasakta dönünce ikimiz bir yer açabiliriz. Buradan bir şey almaya ihtiyacımız yok bizim. Ayrıca kimseye de bağımlı olmayız öyle. Ne dersin?”

Gülümsedi Başak ona bakıp “Sen ne iyi bir arkadaşsın!”

“Bak ikimiz de çok yaralıyız, kolay kolay kimselerle beraber olamayız. Hatta birlikte yer açtık diye ikimizin dedikoduları çıkacak muhtemelen ama bunun benim için hiç bir sakıncası yok! Hatta adımın senin gibi harika bir insanla anılıyor olmasından onur duyarım.”

Başak kocaman bir kahkaha attı bu sözlerin üzerine, “İnan benim için de aynı şeyler geçerli. Kimin ne düşündüğü bu saatten sonra umurumda bile değil!”

Kalan süreleri boyunca Başak dinledi Ferit’i. O haklıydı. Hayatında ilk kez yurt dışına çıkmıştı, üstelik onun sayesinde. Şimdi bu fırsat değmeyecek bir adam için ellerinden kayıp gidiyordu. Üstelik Ferit’de onunla birlikte çok üzülüyordu. Böylece kalan günlerini daha az çaba sarfederek geçirdiler. Sonuçta topladıkları puanlar iyi bir sertifika ile buradan ayrılmalarına yetip artıyordu bile. Çevrede görülmeye değer her yere vakitleri yettiğince gidip gezdiler.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s