Düşler Treni – Bölüm 7

Pignus, İniti’nin endişe dolu bakışlarına aldırmadan önce kendi hikayesini anlattı, sonra oraya nasıl girdiğini ve bundan sonra ne planladığını da.

“Bana yardım edeceksin, etmelisin! O zaman kardeşini ve orada kobay olarak kullandıkları herkesi kurtarabiliriz anlıyor musun? Benim kariyerimi de elbette!”

“Peki ya bunu yaptığım için Spero’ya bir şey yaparlarsa!”

“Yapmaya fırsatları olmayacak bile!”

“İyi ama şimdi orada olmadığımı biliyorlar! Ben oraya kardeşime ilik vermek için gitmiştim.”

“Peki tamam! O zaman hemen harekete geçmeliyiz belki de! Yarın sabah ilk iş kent mahkemesine giderim ve yeniden dava açarım!”

“Dava mı? Sen bunun ne kadar süreceğini biliyor musun? O zamana kadar Spero’nun başına her şey gelir! Beni çabuk geri götür, eğer söylediklerinde haklıysan kardeşimi kurtarmak zorundayım!” diye haykırdı İniti.

“Ayakta bile zor duruyorsun! Geri dönsen seni yeniden o yatağa bağlayacaklar!”

“O zaman başka bir çözüm bulmalısın! Aylarca hükümet mahkemesini bekleyemeyiz! Ve umarım onların dediği gibi delirmişsindir ve bunların hiç biri doğru değildir!”

“Ben delirmedim tamam mı?” diye öfkeyle ayağa kalktı Pignus. Kız haklıydı onu içeriden biri sanmıştı, eğer oraya kardeşi için gittiyse çocuğun başına gerçekten bir şeyler gelebilirdi.

“Tamam o zaman şimdi polise gidip her şeyi anlatacağım, sen de tüm bildiklerini, sana yapılan her şeyi ve gördüklerini anlatacaksın. Sonuçta alt katta gerçekten bir insan laboratuvarı olduğunu ikimizde gördük!”

“Evet!”

Pignus onu yeniden kucakladı ve bir taksiyle karakola gittiler. Karakolun amiri Pignus’u ve kucağındaki kızı görünce, ona bir şey yaptığını sandı önce. Sonra onların birlikte bir şikayette bulunacaklarını anlayınca durdu.

“Bu kızın karakoldan çok hastaneye ihtiyacı var!” dedi İniti’ye bakarak.

“Zaten bu yüzden buradayız efendim, size her şeyi anlatalım sonra onu bir hastaneye götürebiliriz”

Polis amiri önce Pignus’u, sonra rengi bembeyaz olmuş İniti’yi dinledi. Kayıtlara göre birinin akıl sağlığı bozuk olduğu, diğerinin de kimsesiz bir fakir olduğu gözüküyordu. İkisi de hikayenin başka bir boyutundaydılar ama merkezin altında insanların kobay olarak kullanıldığı bir kat olduğuna yemin ediyorlardı.

Daha önce bölgede kaybolan insanlarla ilgili araştırma yapmıştı. Kimsesiz ve hasta olanların çoğunun bir şekilde merkeze başvurdukları bilgisi gelmişti ama bunları birleştirip orada oldukları sonucuna hiç varmamıştı amir. Pignus ve İniti’yi dinleyince nedense doğru söyledikleri hissine kapıldı bu yüzden.

Pignus gözlerini kısmış ikisini de sürekli süzüp duran amire bakıyordu, “Bakın dava açacağım ama bu aylar sürer, o insanlara şimdi yardım edebiliriz!”

“Bak delikanlı eğer söylediğiniz gibi o binanın altında bir kobay odası yoksa başımız fena halde derde girer. Şehrin, hatta ülkenin en bilinen ve güvenilir sağlık merkezinden bahsediyorsunuz!”

“Bakın bana inanmayabilirsiniz ama bu kızın anlattıkalrı ne olacak? Hepsini aklından mı uydurdu.”

“Kendin gibi aklı yerinde olmayan arkadaşlar edinmiş olabilrisin!” dedi amir.

Pignus’un öfkesi kabardı aniden ama yutkundu sadece, şimdi bu adamı ikna etmesi gerekiyordu. Tartışmak işleri daha da zora sokar adam inatlaşabiliirdi.

“Tamam şöyle yapalım. Bu kızı sorun onlara önce! Nerede olduğunu sorun! Görmeniz gerektiğini söyleyin, bir suça karışmıştı deyin! Olmaz mı?”

Amir düşünceli bir şekilde  Pignus’un yüzüne baktı. Sonra kalkıp odadan çıktı ve çıkarken kapıda bekleyen memura “Yanına birini daha al ve bunları bir hastaneye götür ve yanlarından ayrılma!” dedi.

Bir hafta sonra hastane odasında dışarıyı seyreden İniti olanlara hâlâ inanamıyordu. Hayatı boyu Spero’yu daha iyi yaşatmak için uğraşmıştı. Kendi elleriyle ülkenin en iyi merkezine götürüp yatırmştı onu. İyileşmesi için canını ver deseler vermeye hazırdı. Oysa onlar onu ve zavallı bir çok insanı test ettikleri ilaçlarla acılar çektirmiş, sonra da ölmelerini izlemişlerdi. Onları yeniden iyileştirmek için uğraşmamışlardı bile. O kadar çok sahipsiz ve kimsesiz insan vardı ki, ilaçlarla sağlıklarını daha da bozdukları hiç kimseyi iyi etmeye çalışmıyorlardı. Hıçkırarak ağlamaya başladı.

Karakol amiri onları hastaneye yolladıktan sonra şehir savcısına gitmişti. Savcı eski arkadaşıydı. Bu iki aklı başında olmayan gencin sözüyle harakete geçeceğini sanmıyordu, hatta belki ona gülecekti ama kendi şüphelerini de anlatmak istiyordu.

Anlayamadığı bir şekilde ellerinde bir tanık olması savcıyı çok heyecanlandırdı. Hükümet görevlilerinden birinin yakını merkeze tedavi için yatırılıp, aylarca kendisi ile görüşe izin verilmeyince bir şeylerden şüphelendiğini söylemişti savcıya gelip. Ortada bir kanıt olmadığından harekete geçilememiş, hükümet görevlisinin yakınının merkezde vefat ettiği haberi üzerine cenazesini almak için bir ay uğraşmışlardı. Merkez mikrop saçabileceği gerekçesi ile cenazeyi kendisi yok etmek istiyordu. Sonunda hukuk yolu ile cenaze merkezin elinden alındı. Savcının girişimleri ile otopsi yapıldı ve vücudunda hastalığı veya tedavisi ile ilgisi olmayan kimyasal karışımlara rastlandı. Ancak bunların varlığı bir şeyi ispatlamıyordu.

Hükümet görevlisinin yakını hastaneye yatarken kimsesiz olduğunu söylemişti. Kimseyi hastalığı ile üzmek istemiyordu. Komşularından birine durumdan bahsettiği için gerçek sonradan ortaya çıkmştı. Ona ulaşamayan yakınları polise başvurmuş ve çevrede soruşturma yapılmıştı. Merkeze yatmış olmasına karşılık, hükümet kayıtlarında bu yatış ile ilgili bir ize rastlanmamıştı garip bir şekilde. Merkez bunun teknik bri hatadan kaynaklandığını ve düzeltildiğini iddia etmişti bir kaç gün sonra.

Karakol amirinin Pignus ve İniti’den bahsetmesi savcıyı heyecanlandırmıştı bu yüzden. Amir ile birlikte hastaneye gitmişler ve İniti’nin kanında bulunan maddelerin incelenmesini istemişlerdi. Herhangi bir rahatsızlık sonucu merkeze başvurmamıştı, sadece ilik alınması gerekiyordu ama İniti’ye verilen maddelerin dozlarının yüksekliği ve içerikleri oldukça şaşırtıcıydı.

İniti’ni ve Pignus’un ifadesi ve tahlil sonuçları ile harakete geçen savcı bir kaç gün içinde nasıl yaptıysa bir kaç şahit daha ayarlamayı başarınca insan laboratuvarları için arama izni çıkarmayı başardı.

Hükümey kayıtlarına bildirimeyen laboratuvar kayıtlarında burada tutulan ve hemen hepsi kimsesiz insanlardan oluşan kişilere verilen maddeler, dozları ve sonuçları yer alıyordu.

Spero’nun adı ne yazık ki “Başarısız Test” listesindeydi. Hepsi buydu onda bir çok ilaç denemişler bu canına mal olmuş ve başarısız test olduğunu düşünüp bir başka insanda başka teste geçmişlerdi. İniti bu acıyla yaşamak istemiyordu. O kardeşinin katili olmuştu. Onu kurtarmak yerine öldürmüştü.

Anne ve babası onu hiç bir zaman affetmeyeceklerdi muhtemelen. Onların Spero için besledikleri umutlar da yok olmuştu şimdi. O herkesi kurtaracak altın çocuğu kendi elleriyle ölüme yollamıştı İniti. Hıçkırıkları nefesini kesmeye başlamıştı artık.

Kolunda takılı serum iğnesini görünce birden merkezdeki hali aklına geldi ve onu hızlıca çekip kopardı. Koluncan fışkıran kan beyaz çarşafa düzensiz lekeler bıraktı. Acı kolundan zihnine doldu, sonra kalbine. Spero ne kadar acı çekmişti kimbilir.

Kalkıp pencereyi açtı, dışrıda yumuşak bir hava ve  kuş sesleri vardı. Merkeze girdiğindeki o yağmurlu havadan eser kalmamıştı şimdi. Sanki her şey çok güzelmiş gibi gülümseyebiliyordu güneş. Alay eder gibi gülümsüyordu.

Eğilip bıraktı kendini boşluğa.

(SON)

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s