Aşk sahibini bulur ! – Bölüm 1

Büşra üniversiteyi bitirdikten sonra babasının uygun gördüğü bir iş bulamadığı için yaşadıkları semtte bulunan halk evinin kurslarına yazılmış ve kil ile tanışması böyle başlamıştı. Sertifikasını aldıktan sonra başka yerlerde de bir kaç kursa katılarak kendini iyice geliştirmişti. Önceleri bir mezun olduğu üniversite bölümü ile ilgili bir işe girmekten başka bir şey düşünmezken, kil ile tanıştıktan sonra kendini ifade etmenin harika bir yolunu bulduğunu düşündüğü için ağırlığı ona  vermeye karar vermişti. Muhafazakar bir düşünce yapısında olan babası da kızının bir ofiste çalışmasındansa evde kil ile uğraşmasını memnuniyetle karşıladığı için bir sorun yaşamamışlardı.

Katıldığı kursların bir tanesinde Mete ile tanışmıştı. Mete’de en az onun kadar kile meraklı bir mühendisti. Bir ofis işinde çalışıyor olmasına rağmen kurslara katılıyor ve kil ile uğraşırken kendisini rahatlamış hissettiğini söylüyordu. Birlikte bir kaç kursa beraber gittiler. Bu kurslar sırasında yaptıkları sohbetlerde ise aralardında bir sıcaklık olmaya başladı. Elbette Büşra evdekilere Mete’den bahsetmiyordu çünkü babası böyle bir şeyi duyarsa kurslara da katılmasına asla izin vermezdi.

Bir kaç kez kurs çıkışı Mete ile birlikte bir yerlerde çay içmişlerdi ama biri görecek diye ödü patlamıştı. Mete babasının aksine çok sakin yaratılıştı sevecen bir adamdı. Dahaönce görmediği bu yumuşak yaklaşım Büşra’nın onun yanında kendisini mutlu, güvende ve huzurlu hissetmesine neden oluyordu. Mete’nin bakışlarından, ses tonunundan ve onunnla ilgili her konuya gösterdiği ilgi ve hassasiyetten kendisi ile aynı duyguları paylaştığından şüphesi yoktu. Babasının yapısından ona bahsettiği için evde olduğu saattlerde asla telefon etmiyor sadece arada bir mesaj atmakla yetiniyordu ki onda da özel veya yanlış anlaşılacak mevzulara asla girmiyordu. Büşta geceleri başını yastığa koymadan önce onunla ilgili mutlu bir gelecek planları kurmaya başlamıştı bile.

Tüm bunlardan habersiz  babası Ethem bey onun bir an önce baş göz edilmesi gerektiğini düşünerek, yakın arkadaşı Nurullah bey ile konuşarak mimar olan oğlu Tamer ile evlenmesine karar vermişti.

Babasının kararını duyduğunda ne diyeceğini bilemeyen Büşra “Evlenmek istemediğini” söyledi, adamı hiç tanımıyordu. Elbette benim gönlümde başkası var diyemedi. Tüm gözyaşlarına ve itirazlarına rağmen Ethem bey her zaman ki baskınlığı ile onu susturup “Ben ne diyorsam o olacak! İtiraz istemem!” diyerek hiç vakit kaybetmeden evlilik sürecini başlattı ve kurs macerasına da bir son verdi. İsteme, söz, nişan, nikah o kadar kısa zamanda gerçekleşmişti ki Büşra baba evinden ne zaman çıkıp koca evine girdiğini bile anlayamamıştı. Sadece Mete’ye “Evleniyorum artık görüşemeyeceğiz” diye bir mesaj atabildi. Henüz birbirlerine itraf edebildikleri bir şey olmadığından fazlasını yazmaya cesaret edemedi. Bir kaç saat sonra Mete’den “Mutluluklar dilerim” yazan bir mesaj geldi ve bu ikisinin son haberleşmesi oldu.

Tamer ile aileleri yanlarında olmadan sadece bir kaç kez görüşme şansları olmuş, onda da birbirlerini çok fazla tanıyacak zamanları olmamıştı. Aklı zaten Mete’deydi ama en azından onun da mesleği gereği de kile duyduğu ilgi ve saygıdan memnun olmuştu. Hiç değilse kile olan aşkı devam edebilirdi böylece. İkisini birden kaybetmek iyice ağır gelecekti yoksa.

Böylece Büşra çeyizi ile birlikte killerini de alarak yeni evine taşındı. Başlangıç olarak Tamer’in babasına ait bir eve yerleşmişlerdi. Tamer’in yıllardır hayalinde olan evin inşaatı henüz devam ediyordu. Bu arada Büşra’nın kızına hamile kalması ile beraber Tamer’in projesine bir kil atölyesi ve bu atölyede çalışırken Büşra’nın kızını da rahatça takip edebilmesi için camekan için de bir oyun odası eklenmişti.

Muhafazakar bir baba ocağından gelen Büşra, Tamer’in genç ve eğitimli olmasına rağmen babası ile aynı görüşte bir adam olduğunu zamanla öğrendi. Büşra’nın evden çıkmaması, çok fazla insanla görüşmemesinden mutluluk duyuyordu Tamer. Bir kadının yeri evi olmalıydı. Her akşam yorgun argın eve geldiğinde karısının mutlu ve güzel yüzünü görmek istiyordu. Zaten mezun olduğu bölüm ile ilgili bir iş yapmaktan vazgeçmiş olan Büşra babasının evinden farklı olmayan bu hayata geçmekte fazla zorlanmadı. Kocasına duyması gereken sadakat konusunda kendine telkinler vererek bir süre sonra Mete’yi de düşünmemeyi başardı. En azından sürekli düşünmemeyi başardı. O artık evli bir kadındı ve soyadını taşıdığı adama saygı duyması gerekiyordu.

Tamer karısına gerçekten aşık olmuştu. Büşra’nın sakin ve huzurlu bir yapısı vardı. Uysaldı, güzeldi ve hamarattı. Eve geldiğinde onun sade güzelliği ve uysallığı ile karşılaşmaktan huzur duyuyordu. Bu yüzden özgürlüğü dışında karısını mutlu etmek için elinden gelen her imkanı sağlamaya çalışıyordu.

Onun kile olan aşkını bildiği için atölye ile birlikte killeri satabileceği bir bağlantı da ayarlamıştı. Kil heykel, eşya ve dekoratif malzemeler düzenli olarak gelen kargo aracılığı ile evden alınıyor ve teşhir edileceği yere taşınıyordu.

Büşra kocası ile birlikte sanat dükkanına gidip kendi eserlerini raflarda görünce çok duygulanmıştı. Satıştan sağlanan gelir Büşra’nın banka hesabına yatırılıyordu. Böylece Büşra’nında evinden yapabildiği bir mesleği olmuştu. Kendini mutlu hissediyordu.

Böylece iyice eve kapanan Büşra kendini ev işleri ve killere, kızı Duru doğduktan sonra da onun günlük işleri ve eğitimine verdi. Duru aynı annesi gibi çok güzel ve akıllı bir kızdı. Henüz dört yaşına geldiğinde annesi ile birlikte atölyede kilden heykeller yapmaya başlamıştı. Tamer eve geldiğinde anne kız bütün gün birlikte yaptıkları çalışmaları gösteriyorlardı.

Büşra ev, iş ve çocukla dolan hayatının içinde eşinin giderek onlardan uzaklaştığını farkedememişti başlangıçta. Tamer işlerin büyümesi nedeni ile daha sık şehir dışına gidiyor, daha çok mesai saatleri dışında gerçekleşen toplantılara katılıyordu. Tüm bunlardan da çok yorgun geldiği için eskisi kadar yüzü gülmüyordu.

Duru her kız çocuğu gibi babasına çok düşkündü. Her gün uyumadan evde olmasa bile babasının sesini duymak istiyor, annesinin killeri ile her gün onun için hediyeler hazırlıyor her sabah kahvaltı da da mutlaka babasıyla yemek istiyordu. Tamer’in işlerinin yoğunlaşmasının ardından tüm bu isteklerin karşılığı azalınca o da hırçınlaşmaya başladı.

Büşra ona babasının çok çalıştığını ve yorulduğunu, bunu da onlar için yaptığını anlatarak onu sakinleştirmeye çalışsa da kız sürekli babasını daha çok görmek istediğini söyleyerek hırçınlık yapıyordu. Tamer daha önceleri kızının bir isteği olduğunda her işini bırakıp onunla ilgilenirken, şimdi çocuk onunla vakit  geçirmek istese bile bir çaba içine girmiyordu. Ona sadece yorgun olduğunu söylemekle yetiniyordu.

Her nasıl olmuşsa Duru babasının işlerinin bu kadar yoğunlaşıp evde az zaman geçirmesinin sorumluluğunu annesine yüklemişti.

“Belki de sen evde oturacağına daha çok çalışırsan babam da evde kalabilir” diyordu ara ara.

Büşra kızın nasıl bu noktaya vardığını anlayamamıştı. Çalışmamasının dedesi ve babasının yüzünden olduğunu ona anlatabileceği yaşta değildi. Bu nedenle “Sen de bana yardım edersen daha  çok kil yapabiliriz” diyerek onu oyalamaya çalışıyordu.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s