Hayatın içinden biri : Lili – Bölüm 2

Babamla birlikte anneannemi hemen içeri taşıyıp kanepeye yatırdık. Kadıncağızın kendine gelmesi epeyce sürdü. Kendine geldikten sonra da sürekli ağladı zaten.

Ertesi gün annemin cenazesini hastaneden önce eve getirdiler, sonra da evden hep birlikte mezarlığa gittik. Hava hâlâ çok kasvetli ve karanlıktı. Annesini kaybeden çocuklar için yas tutuyordu belki o da kim bilir. Annemden başka gülümseyen olmamıştı iki gündür. O son anlarında bile korkmamam için gülümsemişti belli ki. O gülümsemeyi ömrüm boyu unutmayım diye sevgiyle gülümsemişti bana.  Yüreği ile gülümsemişti. Oysa mezarlıkta gökyüzü dahil herkes ağlıyordu. Dayım kardeşim ve bana sarılmıştı. Cenaze töreninin ertesi günü de bizi alıp kendi evine götürdü. Tam üç ay bir daha geri gelemedik ne anneannemin ne de kendi evimize.

Üç ay boyunca dayım ve yengem bizi mutlu etmek için ellerinden geleni yaptılar. Kardeşim daha küçük olduğu için kolaylıkla oyuna dalıyor, sadece uyku saatimiz gelince ağlıyordu. Ben ise o günden beri birden bire büyümüş gibi hissediyordum kendimi. Sanki annem giderken o gülümseme ile özel bir güç vermişti bana. Çoğunlukla ciddi bir yüzle ortalıkta dolaşıyor, herkes uyuduktan sonra da geceleri uzun uzun ağlıyordum.

Üç ayın sonunda dayım bu kadar uzak durmanın yeterli olacağını düşünmüş olmalı ki, kardeşim ve beni evimize geri getirdi. Daha bahçe kapısına geldiğimizde, o gün yaşadığımız her şey gözümün önünde canlandığı için o eve giremeyeceğimi anlamıştım.

“Hayır ben bu eve giremem!” diye bağırdım kapının önünde. Benimle ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar ikna olmadım ve sonunda dayım ikimizi de alıp anneannemin evine götürmek zorunda kaldı.

O eve girdiğimde mutfağı ve annemin düştüğü yeri görecektim yeniden, zaten gözümün önünden eksikmeyen sahne tüm detaylarıyla oynanacaktı yeniden. Buna dayanabileceğimi sanmıyordum. Annemin öldüğü evde mutlulukla yaşama nasıl devam edilirdi ki zaten?

Ertesi sabah babam bir sürü şekerleme ile birlikte anneannemin evine geldi bizi görmeye. Hepsi o kadar güzeldiler ki, kardeşim ve ben aylardır ilk kez gülümseyerek saldırdık şekerlerle. Bir süre anneannemin evinde bizimle durduktan sonra bizi elimizden tutup anneannemle vedalaştı ve yürümeye başladık. Dayımlardan getirdiğimiz valizleri diğer elinde tuttuğunu farkedememiştim o zaman. Elbette anneannemin yüzünün ne kadar asık ve hüzünlü olduğunu  da. Tek düşündüğüm şey şekerlemelerin güzelliği ve lezzetiydi çünkü.

Otobüse bindiğimizde hâlâ cebime itelediğim şekerlemelerden yiyorduk kardeşimle ve babam da bize bakıp gülümsüyordu. Şekerlemelerim çoktan bittiği halde yol bir türlü bitmek bilmediği için üzerime çöken ağırlığa dayanamayıp derin bir uykuya dalmıştım. Gözlerimi açtığımda hiç bilmediğim bir yere gelmiştik. Otobüstekilerin konuşmalarından anladığım kadarıyla tam on saatlik bir yolculuk olmuştu bu.

Uyanır uyanmaz babam ceketinin cebinden çıkardığı sandviçleri uzattı bize ve otobüsten inerken onları kemirmeye başladık. Karnımız gerçekten çok acıkmıştı. Biz daha uyku sersemliğini atamadan bir okulun bahçesinden içeri girdik birlikte.

Babam yine gülümseyerek ilerideki büyük taş binayı gösterdi ve “İşte yeni okulunuz” dedi bize.

O kadar büyük bir bahçe vardı ki önümüzde ikimizde çok beğenmiştik burayı. Yürüyerek binanın içine girdik ve yeni öğretmenlerimizle tanıştık. Benim öğretmenim elimden tuttu ve beni yeni sınıfıma götürdü hemen ve içeri girer girmez, “Bakın çocuklar sizi yeni arkadaşınız Lili ile tanıştırmak istiyorum” dedi sınıfa bakarak.

Sınıftaki bütün kafalar bize dönmüştü o an. Elbette öğretmenin elini tutup sınıfa gelmeden önceki anın babamı son kez görüşüm olduğunu tahmin edemiyordum o sırada. O gün son ders zili çaldıktan sonra kimse bizi okuldan almaya gelmemişti. Üstelik okulun bütün öğrencileri arka taraftaki bir başka taş binada kalıyorlardı. Daha önce okulda kalındığını hiç duymadığım ve bilmediğim için şoka girmiştim. İlk önce oradaki bütün çocukların annelerinin öldüğünü sandım bu yüzden. Daha sonra öğretmenim bana buranın yatılı bir okul olduğunu anlattı uzun uzun. Yaşadığımız yerde bir sürü okul varken neden yatabileceğimiz bir okula geldiğimizi anlayamıyordum. Belki de babam ben evimize girmek istemediğim ve anneannem de yaşlandığı için yatabileceğimiz bir okula getirmişti bizi. Üstelikte veda bile etmemişti bize giderken. İlk bir kaç ay düşündüğüm ve hissettiğim şeyleri tarif etmeme imkan yok. O kadar çok acı çekiyordum ki, annemizin öldüğü şokunu atlamadan, babamızı, evimizi ve anneannemizi kaybetmiştik aniden. Kime güveneceğimizi bile bilmiyorduk. Öğretmenlerimiz ve yurt görevlileri çok iyi insanlardı ama bu bizim burada mutlu olmamıza yetmiyordu. Onlarca çocukla aynı anda yemek yiyor, aynı odalarda uyuyor, aynı banyı ve tuvaleti kullanıp, sonra aynı çocuklarla sınıflara doluşuyorduk. Okul bahçesinden çıkmamız kesinlikle yasaktı. Kullanabileceğimiz bir telefon yoktu. Geceleri annemin gülümsemesi gelip yatakhanenin tavanına yapışıyordu sanki, bütün gece ona bakmaktan uyuyamıyor, sızıp kaldığım zaman da çığlıklarla uyanıyordum. Tam üç ay sürdü bütün bumlara alışmam, kabullenemiş olsam da en azında alışmaya başlamıştım. Bu arada anneanneme mektup yazmayı akıl etmiştim neyse ki. Yaşadığım, hissettiğim her şeyi yazıyordum ona.

“Lütfen anneanne! Gel bizi kurtar buradan! Seni çok özledik!” diye gözyaşları içinde bitiriyordum mektupları. Onları öğretmenime teslim ediyordum göndermesi için.

Evdeyken istediğimiz saatte uyumaya, oynamaya alışmıştık ikimizde, arkadaşlarımız vardı. Burada süren bu topluluk hayatına alışmamız, çektiğimiz acılarla da birleşince gerçekten çok çok zor oldu ikimiz içinde. Her şey  bir anda sona erip, çocukluğumuz elimizden alınmış gibiydi burada. Yetişkinler gibi aklı başında, uyumlu ve az hareketli olmamız gerekiyordu. Bununla birlikte çok çalışmamız, nazik olmamız. Bize verilen her görevi yerine getirmemiz de şarttı. Şimdi düşünüyorum da o yaştaki çocuklar için çok disiplinli bir okuldu gerçekten.

Başlangıçta mektupların anneannemin eline geçip geçmeyeceğinden emin olmamamıştım ama sonra bir gün anneannemden bir cevap gelince neredeyse havalara uçacaktım.

“Merak etme Lili, sizi oradan alacağım yavrum. Güçlü olun ve bana güvenin. Sizi seviyorum.” yazan bir not ile iki şekereleme çıkmıştı zarfın içinden.

Alıştığımızın aksine herşeyin belirli saatlerde yapıldığı yatılı bir devlet okuluna yazdırmıştı babam bizi. Eğitim dönemi sona erene kadar yatakhanenin camının önünde ağladığımı hatırlıyorum. Gözüm sürekli yoldaydı. Bizi kurtarmaya gelecek anneannemi bekliyordum.

Ertesi eğitim dönemi başladığında anneannem henüz biri kurtarmaya gelemişti ne yazık ki ama  ben daha iyi hissediyordum artık. O sene Fransızca ile tanıştım. Bu gün ana dilim gibi konuştuğum bu yabancı dilin temelleri o okulda atılmıştı. Okulun ülkenin dört bir yanından gelen ve sağlık sorunları olan çocuklar için olduğunu daha sonra öğrenecektim. Bu yüzden yatılı bir okuldu burası ve her çocuğun sağlığı ile özel olarak ilgileniliyordu gerçekten. Örneğin ders sırasında bir hemşire sınıfa girer ilacı veya iğnesinin zamanı gelen çocukları revire götürüp, sonra yeniden geri getirirdi. Bizim orada kaldığımız süre boyunca herhangi bir çocuğun başına kötü bir şey geldiğini hatırlamıyorum. Devlet okulu olmasına rağmen gerçekten çok iyi bir okuldu aslında gittiğimiz.

(devam edecek)

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s