Hayatın içinden biri : Lili – Bölüm 1

Merhaba değerli hikaye severler,

Bu gün sizlere yine bir kadın hikayesi anlatmaya başlayacağım ama bir farkla. Bu defa hikayemizin kahramanı hayal gücümün ürünü değil, gerçek bir kadın olacak. Uzun süredir ülkemizde oğluyla birlikte yaşayan Moldova’lı Lili’nin hikayesi.

Hikaye sona erdiğinde siz de benim gibi dünyanın her yerinde insan hikayelerinin  birbirine ne kadar çok benzediğini düşüneceksiniz eminim. Lili bambaşka bir ülkede, bambaşka bir kültürde büyümüş olmasına rağmen bizim hikayelerimizden biri gibi.

Öncelikle hikayesini sizlerle paylaşmama izin veren Sevgili Lili’ye sevgilerimi göndermek ardından da açık yüreklilikle her şeyi anlatarak, paylaşmaktan sakınmayan cesur yüreği için  kendisini tebrik etmek istiyorum.

Hazırsanız onun ağzından dinlemeye başlayalım bu gerçek hikayeyi.

Gülseren Kılınç

‘Yedi yaşıma girdiğimde annem hastalığı nedeni ile çalışamaz duruma gelmişti. Moldova’da geçinebilmek için kadın erkek herkesin çalışması zorunluydu. Ekonomi pek iyi sayılmazdı.

Benim çocuk aklım herkesin anne ve babası çalışırken benim annemin evde olmasını şans saydığından, hayatımızda devam edeb olumsuzlukların farkına bile varamamıştım. Babam çalışmaya devam ediyor annem ise evde kardeşim  ve benimle ilgileniyordu.

İlkokulu bitirene kadar hayatımız böyle devam etti. Ortaokula başlayacağım o yaz tatilinde annem mutfakta yemek hazırlarken ben de masada onun bana yakın zamanda aldığı bebeklerimle oynuyordum. Kardeşim de içeride kendi oyuncakları ile meşguldu. Annemin birden bire dönüp eliyle masaya tutunduğunu  ve daha sonra dengesini sağlayamadığı için masanın yanına yığılıp kalışını bu gün bile detaylarıyla hatırlarım.

Masaya tutunan elini bırakmadan önce dizlerinin üzerine çöküp bana baktığında, yere düşürdüğü bir şeyi alacağını düşünmüştüm. Gülümsüyordu çünkü, evet bana bakıyor ve gülümsüyordu sadece.

“Bir şey mi düşürdün, yardım edeyim mi?” diyerek sandalyeden kalkıp yanına gittiğimde ise daha fazla direnemeyen bedeni kendini bırakıvermişti. Son ana kadar yüzünde koruduğu gülümsemesi bir kar tanesi gibi eriyip giderken hatırladığım tek şey çığlık attığımdı.

Evde kardeşim ve benden başka kimse olmadığı için çığlıklarıma koşan tek kişi o olmuştu elbette. Beni mutfakta yerde hareketsiz yatan annemin baş ucunda gördüğünde ise donup kalmış olmalıydı ki bir türlü mutfağa giremeden öylece bize bakakalmıştı kapının yanında.

Onun yüz ifadesindeki şaşkınlık benim yeniden düşünmemi sağlamış, çığlık atmaya devam ederek komşuları çağırmak için evin dışına fırlamıştım aniden. Anneannem iki ev  aşağımızda oturuyor olmasına rağmen nedense onu aramak veya ona koşmak aklıma gelmemişti o an. Komşuların daha hızlı yetişeceklerini düşündüğümden belki bir yandan çığlık atıp, bir yandan yandaki  evib kapısına koşup, kapılarını yumruklamaya başlamıştım. Gökyüzü delinmiş gibi bir yağmur yağıyordu dışarıda yan kapıya koşana kadar sırılsıklam olmuşum ama umurunda değildi. Bir an önce anneme yardım etmek istiyordum sadece.

“Anneme bir şey  oldu koşun! Lütfen yardım edin!”

Komşumuz olan yaşlı adam kapıyı açıp karşısında beni o halde görünce, üzerine bir şey  almadan peşimden bizim eve koştu. Adamcağızın adını şimdi hatırlayamıyorum ama mutfağa girer girmez annemin nabzını kontrol ettiğini hatırlıyorum. Zavallı annem son nefesini çoktan vermiş olmasına rağmen, belki de bizi korkutmamak için, “Hemen ambulans çağırmalıyız!” diyerek mutfak duvarında asılı telefona doğru gitti ve hastaneyi aradı. Sonra camdan dışarı bakıp, “Bu yağmurda biz ambulanstan daha çabuk gidebiliriz belki de!” diyerek annemi kucakladığı gibi kapıya doğru yürüdü.

İşte babam tam o sırada döndü işten ve ikisi birden apar topar annemi komşumuzun minibüsünün arka koltuğuna yatırdılar. Kardeşim ve ben birbirimize sarılmış olanları seyrediyorduk sadece. Araba hareket etmeden önce babam bize dönüp ; “Şimdi ikinizde üzerinize bir şeyler giyin ve  doğru anneannenize gidin. Sizi oradan alacağız. Merak etmeyin!” dedi ve minibüs hareket etti.

Onlar gider gitmez, hemen  kapının arkasında olan montlarımızı giydik, anahtarı boynumuza takıp, koşa koşa anneanneme gittik biz de. Güvendiğimiz birine çok ihtiyacımız vardı o an. Anneme ne olduğunu anlayamıyorduk. Onun yüzündeki o son gülümseme gözlerimin önünden bir türlü gitmiyordu. Gülümsediğine göre iyi olmalıydı annem. Zaten o anneydi ne olabilirdi ki?

Anneannem kapıyı açtığında kapıda sırılsıklam olmuş kardeşim ve beni görünce “Ne oldu?” diye sordu hemen telaşla.

“Annem çok hastalandı anneanne, babam ve komşumuz onu hastaneye götürdüler. Bize de buraya gelmemizi söylediler!” dedik kapıda titreyerek. Zavallı kadıncağız kızının hastalığını bizden daha iyi bildiği için ne diyeceğini bilemedi bir anda.

Bizi içeri alıp, montlarımızı çıkardıktan sonra, “Ne oldu annenize anlatın bakalım!” dedi sakin görünmeye çalışarak. Kardeşim zaten olanları görmediği için ben  başından sonuna kadar anlattım her şeyi.

Onun ellerinin titrediğini görebiliyordum ama bunun üşüdüğü için olduğunu sanıyordum. O ise bize mutfakta birer sıcak süt hazırlayıp, kurabiyelerden verdikten sonra sokak kapısına doğru gidiyor ve sonra geri dönüyordu. Onun hastaneye kızının yanına gitmek istediğini ama o an kardeşim ve beni bırakamıdığı için bunu yapamadığını sonradan düşününce anlayacaktım. Belki de son bir kez olsun kızını görmek istiyordu ama biz çok küçüktük ve ondan başka güvenebileceğimiz kimsemiz yoktu o an için. İkimiz de bir travma yaşamıştık, bu nedenle sakin görünmek zorundaydı bir yandan. Gerçekten çok zor bir durumda kalmış olmalı zavallı kadın.

Hastane yaşadığımız yere çok uzak olmadığından hepimiz sırayla kapıya çıkıp yola bakmaya başlamıştık bir süre sonra. Yağmur biraz daha yavaşlamıştı artık. Sonunda annenannemin bu gidiş gelişlerden çok yorulduğunu düşündüğümüz için ona “Anneanne sen içeride bekle biz dışarıya çıkalım, gelen biri olunca da sana haber verelim!” diyerek montlarımızı giyip kapının önüne çıktık. Aradan çok kısa bir süre geçtikten sonra babamı gördük. Yürüyerek anneannemin evine doğru geliyordu.  Anneanneme haber vermeyi unutup, bahçe kapısının dışına fırladık ve koşarak yanına gittik.

“Baba! Annem nasıl oldu?”

Babam önüne eğdiği başını kaldırdı bizim sesimizi duyunca ve ağır adımarla geldi yanımıza.

“Ne yazık ki annenizi kaybettik çocuklar!” dedi bize.

Kardeşim ve ben küçük olmamıza rağmen bunun ne demek olduğunu biliyorduk. Kardeşim hıçkırarak ağlamaya başladı hemen. Babam onu kucağına aldı ve benimde elimden tutarak anneannemin evine doğru yürümeye başladı. Anneannem bizim çığlıklarımızı duymuş olsa gerek ki, evin kapısına çıkmış bize bakıyordu. Sanırım babamın ve bizim halimizden daha kapıya varmadan anlamıştı durumu. Yine de yanılma umuduyla babamın gözlerinin içine baktı kapıya geldiğinde. Babam kardeşimi yere indirip içeri girdi doğrudan. Babam bir şey söylemeden yanından geçip içeri girmesinin ardından anneannem yığılıp kaldı bu defa. Bir gün içinde iki defa olunca onun da öleceğini sandığım için çok korktum.

(devam edecek)

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s