Perili kız ! – Bölüm 3

Sporcunun diyeti, yemek şirketinin yemek getirme saatleri. Kuru temizleme telefonu. Adamın kişisel hayatına yardımcı olacağı daha bir  çok konu listelenmişti. Onun dışında serbestti anlaşılan. Mümkün olduğunca evden çıkmayacak, kimseyle konuşmayacaktı. Odasında büyük bir de televizyon vardı. Mutfakta salonda, banyoda bile vardı bir tane. Televizyon izler, bahçede oyalanır, kitap okurdu. Yapılacak şey mi yoktu bu evde. Sadece durup tadını bile çıkarsa yeterdi.

“Hayatımda bulduğum en güzel iş bu herhalde! Teşekkürler perilerim! ” diye bağırdı yüksek sesle!”

Yeniden  yukarı çıkıp, sırt çantasından kıyafetlerini çıkarıp, odasına boydan boya yapılmış dolabın içine yerleştirmeye başladı. Kıyafetleri koca dolabın sadece bir rafını doldurabildiler. O da bedenleri büyük olduğu içindi zaten.

Öğleden sonra Vedat bey ve sporcunun kapıdan girdiklerini duyunca koşarak aşağı indi. Göreve hazır olduğunu görsünler istiyordu.

Turan merdivenlerden hoplaya zıplaya inen büyük et kütlesini görünce tepkisini saklamadı ;

“Abi bu ne canlı top mu aldınız eve?”

Zeliha bu  cümleyi duyar duymaz durdu olduğu basamakta, yutkundu. Böyle sözler duymay alışıktı. Bulduğu bu işi kaybetmek istemiyordu o yüzden  gurur yapmadı ve zıplayarak inmeye devam ederek önlerine gelip durdu.

“Vedat ağabey bunun temizlikçi olduğunu söyle lütfen, eşin deme!”

“Zeliha müstakbel eşin Turan’cığım” dedi Vedat bey boğazını temizleyerek.

“Yer bu beni ilk fırsatta!”

Boyu bir seksenin üzerinde olan bu yakışıklı adamın koyu yeşil gözlerinin ona tiksinerek bakıyor olmasını görmemeye çalıştı Zeliha. Söylediklerini ise duymamış olmayı diliyordu içinden.

“Birlikte görünmeyeceksiniz!” dedi Vedat bey yine boğazını temizleyerek. Ses tonu ve bu hareketi ile Turan’ı uyarmaya çalışyordu ama özgüveni yüksek adamın bir şey anladığı yoktu.

“İyi, iyi benim gözüme de gözükmesin yeter!”

“Zeliha hanım, birazdan nikah memuru gelecek, üzerinizi değiştirmek isterseniz vaktiniz çok değil!” dedi Vedat bey gözleriyle kızın lekeli tişörtünü işaret ederek. Zeliha’nın eli istemsizce lekeye gitti. Her kıyafetinde vardı ne yazık ki bu lekelerden. Ayrıca nikah için ayrı bir kıyafet getirmek aklına gelmemişti, gelse de yoktu zaten. Olanların hepsini toplamış getirmişti.

Biraz tereddüt ettikten sonra merdivenleri çıkmaya başladı. Kırmızı bir fuları vardı çiçekli, hızlıca onu sardı boynuna. Aynada lekeleri kapatıp kapatmadığını kontrol etti. Hem lekeleri hem göbeğini kapatmıştı. Arkadaşının verdiği pembe ruju buldu çantasından onuda acemice sürdü dudaklarına ve parmakları ile düzeltti kenarlarını. Yeniden indi aşağıya.

Vedat bey kızın aynı kıyafetle indiğini görünce bir şey demedi. En azından leke görünmüyordu şimdi.

Biraz sonra kapı çalındı ve Zeliha’nın nereden çıktığını anlamadığı bir kadın gelip kapıyı açtı.

“Fatma hanım günün belirli saatlerinde gelip evin işini yapıp gidecek!” dedi Vedat bey Zeliha’ya fısıldayarak, “Unutmadan kendisi dilsizdir, sohbet etmeye çalışma. Kızıyor!” dedi göz kırparak sonra .

Dışarıdan bakılacak olsa evin içindeki durum oldukça tuhaftı gerçekten. Perileri ona tam bir masal ayarlamışlardı demek bu sefer. Dilsiz bir hizmetçi, şişman  bir sahte prenses yakışıklı ve kötü prens “Bundan iyisi olamazdı!” diye mırıldandı kendi kendine. Salondakiler dönüp ona baktılar! Başını öne eğdi hemen.

Nikah faslı kısacık sürdükten sonra Zeliha’ya ve Turan’a bir kaç kağıt imalattı Vedat bey.

“Bunlar boşanma kağıtlarınız gençler. Tam bir yıl sonra bu  gün. Oyun sona erecek! Zeliha sen odana gidebilirsin kızım. Turan’ı alıp götüreceğim ben klüp başkanı bir yemek veriyor bu gün onun için.”

“Ağzını öpeyim Vedat abi! Bir an için bu konuşan topta gelecek sandım!” diyerek duş almaya yukarı çıktu Turan Zeliha’nın yanından geçip.

“Bunlara aldırmıyorsun değil mi?” dedi Vedat bey kızın yüzüne bakarak, “Sporcuların bazıları, böyle popüler olanları kendilerini Tanrı zanneder!”

“Şişko bir melek ile idare edecek!” diyerek kıkurdayarak dönüp odasına  gitti Zeliha’da.

Aslında böyle heykel gibi bir erkekle aynı evde yaşayıpta böylesine aşağılanmak çok acı bir durumdu elbette ama şu an bunu para için yaptığına ikna ediyordu kendisini. Dolaptan aldığı cipslerin bir kısmını çıkarmıştı gelince  odasına. Televizyonda bir film açıp onları yemeye başladı.

Dolap Fatma hanımın her gelişiyle yeniden doluyordu. Kadın gitmeden bütün eksikleri tespit ediyor, onu getiren şoför ile birlikte dolapları dolduruyordu yeniden. Elbette dolapları asıl boşaltanın kim  olduğunu tahmin etmek zor değildi. İki hafta geçmiş olmasına rağmen Zeliha iki üç kilo almıştı bile üzerine.

Turan sürekli antrenmanda ve dışarıda olduğu için aynen söylediği gibi karşılaşmıyorlardı. Zeliha odasına bir sürü yiyecek doldurmuştu. Evde onun sesi varsa aşağı hiç inmiyor, odasının kapısı kapalı oturuyordu.

İki haftanın sonunda getirdiği pantolonlar dar gelmeye başlayınca, bir çare bulmaya karar verdi. Burada boş oturup, rahat ettikçe daha çok yemeye başlamıştı. Yapacak bir şey olmayınca da sürekli ağzına bir şey atmak istiyordu. Her gün bahçenin etrafında yürümeye karar verdi. Sonra da oturup kitap okuyacaktı. Vedat beyden bir kaç kitap getirmelerini rica edebilirdi.

Ertesi sabah Turan  çıkınca bahçeye indi hemen. Birinci turun sonunda nefes nefese kalmıştı. Bahçe göründüğünden de büyüktü gerçekten. İkinci turu da zorla attıktan sonra oradaki banka oturdu. Daha şimdiden karnı acıkmıştı.

Bahçe duvarıın dibindengelen hışırtıya koruyla döndü sonra bir anda. Siyah gözlü tüylü bir kafa dikkatle ona bakıyordu. Sonra hışırtıyla çıktı baktığı yerden, siyah beyaz renkli kısa tüylü küçük bir köpekti bu.

“Gel buraya! Sen  de kimsin?” dedi Zeliha sevgiyle.

Köpek etrafında doladnı bir  tur sonra oturup ona bakmaya devam etti.

“Gel! Gel! Sana bir şey yapmayacağım!” diya ayağa kalkınca da geldiği delğe koşıp gözden kayboluverdi.

Zeliha çalılara doğru ggitti peşinden, eliyle aralamaya çalıştı ama o kadar sıktılar ki zorlandı. Çalıların arkasında olması gereken duvar orada yoktu nedense. hatta bu çalıarı kesseler bir insan rahatlıkla geçebilirdi aralıktan.

Eskiden burada bir kapı varmış herhalde diye düşündü kalkarken. Islık çaldı, “Kuçu kuçu!” diye seslendi ama köpek geri gelmedi.

Eve gidip bir kaç parça yiyecek getirmeyi düşündü ama  zaten iki turla o kadar yorulmuştu ki, eve girince canı yeniden  dışarı çıkmak istemedi.

“Yarın sabah  bir kaç parça yiyecek alırım yanıma onun ve kendim için” diyerek duşa gitti doğrudan. Burası kendi evleri gibi değildi. Her zaman sıcak su olduğu için dilediği gibi duş alabiliyordu.

Lekeli giysilerini de banyodaki makinanın leke çıkarma programında yıkadı bir iki kez ama ne  yazık ki bu son model makina bile Zeliha’nın yemek lekeleri ile baş edemedi.

(devam edecek)

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s