Perili kız ! – Bölüm 1

Zeliha otuz beş yaşına yeni girmişti. Bir metre elli santim boyunda ve tam yüz yirmi kiloydu. Yemek yemeyi o kadar çok seviyordu ki, ne  yaparsa yapsın kilo vermeyi bir türlü başarımıyor. Kendini yeniden yerken buluyordu.

Zaten maddi durumları çok iyi olmayan ailesi sürekli ondan şikayet etmeye başlamıştı. Bir oda bir salon evin salonunda uyuyordu. Akşam olunca babası onun kapladığı yer yüzünden rahat televizyon seyredememekten. Annesi mutfak masrafı ve yemek yapmak ile başedememekten söyleniyorlardı sürekli.

“Kızım senin o gittiğin işten kazanıyorum dediğin para, kendi boğazını doyurmuyor kusura bakma ama!” diyordu annesi.

Evde istenmeyen kişi ilan edilmişti açıkta.

“Git bir ev tut kendine  orada pişir, dök, ye! Yeter biz de evimizde biraz rahat oturalım!” demişti en son babası.

Kendi anne ve  babası tarafından böylesine dışlanmak yeterince can sıkıcı değilmiş gibi çevresinden duyduğu alaylar da her geçen gün biraz daha artıyordu. Kilu olduğu yetmiyormuş gibi sakarlığı yüzünden yaptıları ise ayrı bir hikayeydi. Üzerine olan bütün giysilerinde yemek lekeleri vardı.

Allah’tan bir spor salonunda akşam antrenmanlarından sonra temizlik yapma işi bulmuştu da. Karanlıkta gidip geldiği için  kimse onu görmüyordu. O çalışmaya geldiğinde salon tamamen boşalmış oluyordu.

Akşam evden çıkarken yaptığı on yumurtalı omlet yüzünden annesinden yine okkalı bir azar işitmişti. Evet o da isterdi daha çok kazandıran bir işe girip hiç değilse mutfak masrafına daha çok katkıda bulunmayı ama bu haliyle ne yazık ki iş bulmakta kolay olmuyordu.

Zayıflamak istedikçe strese giriyor daha çok yemeye başlıyordu. Bu hayatta onu mutlu eden tek eylemdi yemek. Tamam sakarlığına bir çare bulabilirdi ki belki ama bu cüsse ile sakarlık yapmamakta öyle kolay değildi ki?

Kimse onun halinden anlamıyordu. Gidecek hiç bir yeri olmadığından, itelene  kakalana yaşamına devam ediyordu yine de. Akşam salona geldiğinde kulaklıklarını takıyor kendince dansederek yerleri siliyor. Çocukluğundan beri onu koruduğuna inandığı perisiyle konuşuyordu.

Evet perilere inanıyordu o. Masallara da inanıyordu. Gerçek hayat inanılmaz korkunçken, masallar niye inanılmaz olsundu ki. Hele ki periler.

Onun hayalinde harika bir perisi vardı ve onu her türlü olumsuzluğa karşı korumak onun göreviydi. Ne zaman onunla dertleşse güzel şeyler oluyordu ardından. O inanıyordu en azından öyle olduğuna. Mesela daha lezzetli yemekler yiyordu. Ya da güzel bir çiçek görüyordu eve giderken ya da harika bir köpek ya da kedi.

Hayvanlarla arası iyiydi en azından. Onlar insanları kilolarına ve becerilerine göre sevmiyorlardı. Yanında götürdüğü ekmeğinden bir kaç parça vermesi yetiyordu onlara sevmeleri için. İyiliği seviyorlardı onlar. Yüreği güzel olanları. Zeliha’nında yüreği kusura bakmasınlar ama çoğu insandan çok daha iyiydi. Onca kötü söz ve davranışa rağmen kimseye cevap vermiyordu. Elinden geldiğinden herkese yardım etmeye çalışıyordu. Tamam beceriksizdi elinden gelmiyor veya küçük  kazalar olabiliyordu ama önemli olan niyet değil miydi sanki. Ne diye bu kadar üzerine geliyorlardı ki. Hele insanın kendi anne ve babası da onu istemiyorsa diğerlerine daha ne desindi?

“Bir sabah anneni yemiş olacağından korkuyorum” demişti babası bir kez. Yutkunup kalmıştı.

“Yer bu yer. Aç kalsın bir gün bizi de yer!” demişti annesi de onu onaylayarak.

Söylediklerinin kızlarını nasıl yaraladığını hiç düşünmüyorlardı. Tek düşündükleri ne kadar yediğiydi. Acıkıyordu ve doymuyordu. Neden anlamak istemiyorlardı ki? Seviyordu yemek yemeyi o. Elinden geldiğince az yemeye gayret ediyordu ama bu seferde içi kıyılıyor, gözleri kararıyor yerinden kalkamıyordu. Bu sefer de “Ya yiyorsun, ya yatıyorsun! Seni işe yaramaz!” diye azarlıyorlardı onu.

Tam otuz beş yaşındaydı ve sokaktaki bir kedi kadar bile değeri yoktu bu evde. O akşam salona geldiğinde yine perileri ile konuşmaya başladı.

“Size yalvarıyorum periler!  Ne olur ama ne olur çok param olsun! Şu evden ayrılacak kadar çok! Hem onlara da veririm yine çok param olunca! Beni evden attılar demem söz veriyorum! Lütfen bana öyle bir fırsat verin ki param olsun. Param olunca eminim ki insanlar kilolarımı görmeyecekler bile!”

Sonra kulaklıklarını takıp yeri paspaslamaya başladı. Ofisini kilitleyip çıkmaya hazırlanan Vedat bey duymuştu kızın sözlerini. Normalde bu saate kalmadığı için salonu temizleyen bu şişman kızla daha önce hiç karşılaşmamıştı. Onun salonun ortasına diz çöküp, iki elini burnunun ucunda birleştirerek ve bağırarak söylediği sözleri duymamak imkansızdı zaten. Sonra da kulağına kulaklığı takıp bağıra bağıra şarkı söylemeye başlamıştı zaten. Bu yüzden Vedat beyin salonun kenarından geçip dışarı çıktığını da duymamıştı.

Vedat bey sporcuların yaşamları ile ilgili idari işler ve  evrakların hazırlanması ile sorumluydu. Klübün yerli oyuncuları olduğu gibi her branşta yabancı sporcuları da vardı. Onların çalışma izinleri, oturma izinleri, lojman ihtiyaçları ve daha çok bir konu ile uğraşmak onun işiydi.

Almanya dan Türk  asıllı bir futbolcu getirmek ile uğraşıyorlardu bu günlerde. Klübün bu sezon ihtiyacı olan oyuncunun o olduğunu söylemişti teknik direktör. Çocuk Türk asıllı olmasına rağman vatandaş olmadığı için sezon başlamak üzereyken getirmek sorun oluyordu. En kısa çözüm burada geçici bir evlilik yaptırarak vatandaşlığa geçisinin sağlanmasıydı.

Türk asıllı oyuncu Turan kabul etmişti klübe gelmeyi ama evlilk konusunda şüpheleri vardı. Klüp bulacakları eşin başına iş açmayacağı garantisi veriyordu Turan’a ama  henüz uygun birini de bulamamışlardı. Sezonun başlamasına iki hafta kalmıştı henüz Turan’ı ülkeye getirmek bile mümkün olmamıştı.

Zeliha’nın kendi kendine konuşmasını daha da doğrusu bağırmasını duyan Vedat beyin aklına  eve dönüş yolunda geldi onunla konuşma fikri. Kızın bir ara başka bir evde yaşamaktan bahsettiğini hatırlıyordu. Ertesi gün onu çağırıp konuşacaktı mutlaka.

Ertesi akşam Zeliha salona geldiğinde Vedat bey onu bekliyordu. Genellikle salonda kimseyi görmemeye alışık olan Zeliha. Girişin yanında kollarını kavuşturmuş ona bakan takın elbiseli adamı görünce tedirgin oldu. Hemen soyunma odalarının olduğu yana geçip, kova ve paspası aldı ve birini bekleyip çıkacağını umduğunu adamın gitmesini bekledi bir süre.

Adam gitmek yerine onun olduğu yere doğru yürümeye başlayınca, sanki işien başlayacakmış gibi paspası ve kovayı alıp salona doğru yürümeye başladı.

“Hey baksana!” dedi Vedat bey.

Zeliha sanki başkasına sesleniliyormuş gibi arkasına bakındı ilkin, “Sana söylüyorum kızım başkası var mı burada?” dedi Vedat bey bu sefer.

“Buyurun efendim” dedi Zeliha. Konuştuğu adamın bu takım elbiseyle ve fizikle sporcu olmadığı açıktı. Patronlardan biriyse ve onu kovarsa diye korkmuştu birden.

“Seninle biraz konuşmak istiyorum. Vaktin var mı?”

“Evet elbette!” dedi elindeki paspası göstererek Zeliha. Salon boştu ve bir yere kaçmıyordu nasılsa.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s