Annesinin kızı ! – Bölüm 1

Ebru her çarşamba yaptığı gibi fotoğraf makinası ile  kampüsün içinde gezip fotoğraf çekiyordu. Sırf bu makina ile arasındaki aşk yüzünden babasını dinlemeyip fotoğrafçılık ve kameremanlık bölümünü yazmıştı. Mezun olunca da mutlaka fotoğrafçılığını gösterebileceği bir iş yapmak istiyordu. Örneğin dergilere doğa fotoğrafı çekmek, kimselerin gitmediği yerleri gezip görmek, insan profilleri fotoğraflamak.

Tanınmış bir fotoğrafçı olmak için  de sürekli çalışması perspektif ve bakışını ilerletmesi gerekiyordu. Kampüsü kendine çalışma alanı seçmişti. Burası çok büyük bir okuldu. Mühendislikten, dil, sanat dallarına kadar bütün bölümler aynı kampüsün içindeydiler. Ayrıca personel lojmanları, kafetaryalar ve akşamları vakit  geçirecek bir çok mekan vardı. Okul çok eski olduğundan ağaçların boyu binaları çoktan aşmıştı. Ebru için buradan güzel bir çalışma alanı olamazdı. Doğa, insan, mekan burada her şey iç içeydi.

Kendi fakültesinin çevresini yeterini turladığı için kendine farklı bir mekan seçmişti şimdi. Tıp fakültesinin öğrencileri hep ilgisini çektiği için onları fotoğraflıyordu bahçede. Hepsi çok dalgın görünüyorlardı. Kendisi iki yıllık bir bölüm okurken ve hatta çok eğlenirken, onların ağır derslerle boğuşuyor olmasına hayranlık duyuyordu biraz, biraz da üzülüyordu hallerine. evet doktor da lazımdı tabi ama hayat bu kadar güzelken bu kadar ağır sorumlulukları olan bir mesleği neden seçerdi ki insan?

Çarşamba günler öğleden sonra dersi olmadığı için kendi fakültesinden ancak o gün uzaklaşabiliyordu bu  kadar. Dersten sonra da gelip dolanabilirdi buralarda diğer günler  ama o zaman da bahçede fotoğraflayacak öğrenci bulamıyordu.

Tıp fakültesinde devam mecburiyeti de olduğundan kimliksiz binaya girilemediğinden içeri girip fotoğraf çekme şansı yoktu. Ancak bir arkadaş edinirse belki onunla  girerdi. Şimdilik kimseyi tanımadığı için sadece bahçesinde dolanmakla yetiniyordu.

Kaldığı yurtta kampüsün içindeydi, geceleri fakülterin olduğu alan çok karanlık ve ıssız olduğundan hava karardıktan sonra da buralarda dolaşamıyordu. Dolayısıyla kendi yaşam alanından uzaklaşıp fotoğraf çekebildiği tek uzun günü çarşamba öğleden sonraydı.

Hafta sonları eve dönüyordu. Annesi yani aslında annesi olmayan  annesi Sedef hanım çok istemiyor olmasa da babası hafta sonlarını onlarla  geçirmesini istiyordu. Sedef hanıma kızmıyordu bu yüzden çünkü büyüdükçe anlamıştı ki olaylara onun tarafından bakıldığında kızmakta haklı olduğu çok yer vardı. Olanlar Ebru’nun da suçu değildi elbette ama ikisi de babası ve öz annesinin tercihlerinin sonucunu yaşamak zorunda kalmışlardı. Bu nedenle altı yaşında geldiği bu evde Sedef hanım tarafından sevilmiyor olmayı pek dert etmiyordu. Zaten onunda gözü oğlu Dorukcan’dan başkasını görmüyordu. İşin garip tarafı Dorukcan’da onun öz oğlu değildi. Karmakarışık bir aile hikayeleri vardı.

Ebru’nun babası Selami bey Sedef hanımla evlendikten sonra tanışmıştı Ebru’nun annesiyle. Melike hanım gerçekten çok güzel  bir kadındı ve bir fotoğrafçıydı. Bir dergide çalışıyordu ve bir iş gezisi sırasında tesadüfen tanışmışlardı. Kadının özgür ruhu ve güzelliğinden çok etkilenen Selami bey bir türlü evli olduğunu söyleyememiş sonunda onunla da kısa bir ilişki yaşamıştı karısına belli etmeden.

Melike hanım Selami beyin evli olduğunu öğrenince çok üzülmüş ve hemen ayrılmak istemişti ondan. Melike hanıma deliler gibi aşık olan Selami bey defalarca özür dilemiş ve bırakmak istememişti onu. Sedef hanıma da değer verdiği için onu da terkedememişti yıllar boyunca. Üstelik Sedef hanımın çocuğu olmazken, Melike hanımın bir kızı olmuştu Selami beyden Ebru.

Melike hanımın varlığını uzun süre farketmeyen Sedef hanım yıllarca anne olmak için tedavi görmüş ama amacına bir türlü ulaşamışmıştı. O sıralarda kocası ile arası bozuk olan Sedef hanımın kız kardeşi Gülizar hanım hamile olduğunu öğrenip, üzerine de kocasından ayrılmaya karar verince iki kız kardeş oturup plan yapmışlardı. Gülizar hanım çocuğa rağmen kocası ile devam etmek istemiyordu ama çocukta alınacak ayı çoktan geçmişti. Zaten kocası da çocuğun varlığını bile bile boşanma isteğini tekrarlamıştı. Bu durumda Gülizar hanım babasız bir çocuk büyütmek zorunda kalacaktı. Böylece Dorukcan doğar doğmaz Melike Sedef hanım ile Selami beyin nüfusuna kaydedildi. Selami bey başka bir kadınla yaşadığı yasak aşk ve babalık duygusundan duydupu suçlulukla karısına itiraz edemedi. Gülizar hanım Dorukcan doğmadan eşinden boşandı ve böylece Selami bey ile Sedef hanımın yıllar sonra bir çocukları olmuş oldu. Sedef hanım Dorukcan’ın evlerine gelmesiyle birlikte ondan başka kimseyi görmez olduğundan. Selami beyin Melike hanım ile ilişkisini saklaması çok daha kolay oldu.

Ta ki Melike hanım Ebru beş yaşındayken meme  kanserinden hayatını kaybedene kadar. Karısının haberi olmasa da Selami bey Melike hanımı asla terketmeyi düşünmediği için Ebru’yu zaten doğar doğmaz nüfusuna geçirmişti. Melike hanımın hayatını kaybetmesi üzerine çektiği acıyla birlikte kızını da başkalarına bırakamayacağı için mecburen bir gün alıp eve getirdi.

Sedef hanım yıllar boyuna kocasının hayatında var olan bir kadın ve onların aşkının meyvesi bu kız çocuğunu görünce çılgına döndü ve bir yıl aynı evin içinde hiç konuşmadı Selami bey ile. Bu arada Dorukcan da üç yaşına gelmişti. Ebru ve Dorukcan’la o kadar çok ilgileniyor ve seviyordu ki, Sedef hanım annesiz kalan bu çocuğa fazla kayıtsız kalamadı ve onlarla yaşamasına ikna oldu. Selami bey ile konuşmasa da Ebru okula başlayana kadar onunla ilgilendi. Karısının Ebru’yu gördükçe olanları unutamadığını düşünen Selami bey, Ebru üçüncü sınıfa başlarken onu yakında bir yatılı okula yazdırdı.

Böylece Ebru evden ayrıldı ve sadece tatillerde eve döndü.

Bu arada Dorukcan’ın gerçek annesi Gülizar hanım da bir başkası ile evlenip bir kız çocuğu sahibi oldu. Ancak Gülçin büyüdükçe şizofren benzeri bir hastalığa yakalandığı tesbit edilince yeni kocası ile olan mutluluğu da yarım kaldı. Karı koca kızlarının düzelmesi için her tür tedaviyi denediler ve Gülçin en pahalı özel eğitim veren okullarda okutuldu.

Gülçin’in doğumu ile birlikte bir kız kuzeni olan Ebru yaz tatillerini Dorukcan ve onunla oynayarak geçirdi. Babası ona Dorukcan ve Gülçin’in kardeş olduklarını söylemişti ama bu konular Ebru’nun ilgisini hiç çekmiyordu. O dışa dönük, meraklı bir çocuktu. Aile içinde yaşanan travmalardan etkilenmemek gibi garip bir huy geliştirmişti. Belki de küçük yaşta annesini kaybedip, baba evinden de uzaklaştırılınca kendi kendine bir savunma mekanızması geliştirdiğini düşünüyordu. Yine de iyi bir özellikti bu. İnsanların sorunlarının içine girmiyor, yapabileceği bir şey  varsa yapıyor ama şu hikayedeki patates çuvalı gibi sırtında o sıkıntılarla dolaşmıyordu.

Babası ona boş zamanlarında uğraşması için annesinin fotoğraf makinalarını vermişti. Böylece o da annesi gibi fotoğrafçılığa merak sardı. Ta ki üniversitesine girip meslek edinene kadar götürdü bu  işi.

(devam edecek)

Reklamlar

Annesinin kızı ! – Bölüm 1’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s