Geçmişe dönsek! – Bölüm 1

Ayşe ve Ömer’i nikahtan önce gelin odasına almışlardı. Davetliler yavaş yavaş salona dolarlarken ikisi de heyecandan bayılmak üzerelerdi.

“Buraya neden içecek bir şeyler koymamışlar ki? Heyecandan dilim damağıma yapıştı!” dedi Ayşe huzursuz kıpırdanarak.

Gelinliğin için ne kadar güzel göründüğünü düşünürse düşünsün bir o kadar da rahatsızdı. Eteği kabarık tutsun diye içine giydirdikleri kafesli şey oturuken sorun oluyordu. Ayrıca tuvaleti gelirse bu gelinlikle nasıl olacağını bir türlü kestirememişti. Asuman ablası ki teyzesinin kızıydı, “Merak etme beraber gideriz”  demişti.

Yaş farkları çok olduğu için küçükken de Asuman’a emanet ederlerdi Ayşe’yi.

“Desene çocukluğumdaki gibi gene birlikte gideceğiz tuvalete Asuman abla!” diyerek kahkahayı basmıştı Ayşe.

Ömer’inde boğazı kurumuştu. Kalkıp duvara monte edilmiş dolabın kapaklarını açtı tek tek ama hepsi boştu. Kocaman süslü iki koltuk ortalarına bir sehpa ve gösterişli duvar süsleri asılı bu odada gerçekten hiç bir şey yoktu.

“Dur ben çıkıp bakayım!” dedi Ömer kadife kaplanmış gösterişli kapıyı açıp dışarı çıktı.

Ayşe duvardaki aynada kendine baktı bir süre, provalarda da defalarca giymiş olsa bile, böyle makyajı, saçıyla birlikte çok güzel olmuştu gelinlik gerçekten.

“Evlendiğime inanamıyorum” dedi sonra kendi kendine.

Tam o sırada açılan kapıdan giren delikanlıyı görünce çığlığı bastı, “Ali! Gelemeyceksin sandım vallahi!”

“Geldim gelmez olur muyum?”

“Fena görünüyorsun hâlâ ateşin düştü mü?”

“İyiyim sen beni merak etme! Sen nasılsın? Ömer nerede?”

“Ömer içecek bir şeyler bulmaya gitti az önce. Dur şu ateşini bir kontrol edeyim ben sen. Yaklaş!”

Ayşe’nin bir şeye inat edince vazgeçmeyeceğini bilen Ali eğildi eliyle ateşine bakabilsin diye.

“Terlemişsin bak! Ateşin de var!”

“Koşarak geldim de ondan, geçer şimdi! Bak  sana ne aldım!” diyerek cebindeki kutuyu uzattı Ayşe’ye Ali.

Ayşe heyecanla kutuyu açıp içindeki zarif kolyeyi görünce bir çığlık daha attı.

“Ya nasıl unutmuyorsun hiç bir şeyi! Bu o birlikte baktığımız kolye değil mi?”

“Ta kendisi!”

“Takar mısın boynuma” diyerek duvağın arkasını kaldırdı Ayşe hemen.

“Şimdi, nikahta mı?”

“Evet elbette!”

Ali Ayşe’nin arkasına dolanıp kolyenin ucunu birleştirdi zarif boynunda. Saçlarının kokusu dolmuştu içine kolyeyi takmaya çalışırken. Kendi eliyle verecekti sevdi kızı az sonra. Nikah şahidi yazdırmıştı Ayşe onu. Hayır da diyememişti en yakın arkadaşına.

İkisi beş yaşında tanışmışlardı ilk kez, Ali’ler gelmişti, Ayşe’lerin apartmanlarına. İkisi aynı yaşta olduğu için beraber gitmişlerdi bütün okullara da. Farklı ünversiteleri kazansalar da, aynı şehirde olduklarından yine hep beraber dolaşmışlardı.

Ömer ile üniversite de tanışmıştı Ayşe. Ömer mezun olmuştu altı ay önce, Ayşe ise daha üçüncü sınıftaydı. Ömer okulu donduralım bir süre, çalışmazsın da. Çocuk yaparız ona bakarsın demişti Ayşe’ye. O da kabul etmişti düşünmeden.

“Neden donduruyorsun okulu zaten iki yılın var. Diplomanı alıp çocuk yaparsınız!” demişti Ali duyunca. Ağır bir okuldu zaten. Onca zaman aradan sonra dönülmezdi yeniden biliyordu o.

“Abartma Ali ya! Dönerim ne olacak! Çocukta yaparım, kariyer de can arkadaşım sen merak etme!” demişti neşeyle Ayşe.

Ömer ne dese kabul ediyordu zaten. Bir şey diyemiyordu Ali’de.  Şimdi de nikah şahitleri olacaktı işte. Sıkıntıdan hasta olmuştu kaç gündür. Şahit yazdırmasalar belki de gelmezdi bile nikaha hastalığını bahane edip.

Yine de kıramamıştı arkadaşını. Mustafa amca ile Hüsniye teyze de gönül koyarlardı hem sonra. Onların evinde büyümüştü neredeyse. Kendi annesi çalıştığı için okuldan sonra Ayşe’lere girerdi çoğunlukla. Hüsniye teyzenin hazırladığı kek ve kurabiyelere bayılırdı o zamanlar. Annes gelene kadar Ayşe ile ödevlerini yaparlar sonra da oyun oynarlardı.

O zamanlardan başlamıştı aşkı Ali’nin Ayşe’ye. O Ayşe’nin anne, Ali’nin de baba olduğu evcilikleri bile özlüyordu şimdi. Gelecekte olmasını hayal ettiği gibi oynardı oyunu o hissederek ama Ayşe hiç anlamazdı onun hissettiklerini.

Tam ona açılmaya karar  verdiği sırada tanışmıştı Ömer ile Ayşe.

“Biliyor musun Ali, çok aşık oldum ben. Evleneceğiz biz galiba!” demişti pat diye bir gün Ayşe.

Ali’nin kalbine dünyanın bütün hançerlerini saplamışlardı o an. Hayal kırıklığını Ayşe’ye belli etmeden sevinmiş gibi yapmak için öyle kasılmıştı ki, sabaha kadar sırtı ağrımıştı sonra. Midesine vurmuş kusmuştu ertesi gün de. “Üşütmüşüm” demişti Ayşe’ye de.

Belki ayrılırlar diye beklemişti uzun süre. Ayrılmak bir yana Ömer Ayşe’nin bütün hayatını yönetmeye başlamıştı. Aslında Ali ile olan samimiyetinden de rahatsız olduğunu hissediyordu ama Ayşe doğrudan bir şey söylemediği için o da sesini çıkartmıyordu. Bir de Ömer yüzünden arkadaşından da mı uzak duracaktı yani?

Gerçi evlendikten sonra bir şeylern değişeceğini biliyordu. Hüsniye teyze ve Mustafa amcanın evlerine gittiği gibi rahat rahat görüşemeyeceklerdi artık Ayşe’yle.

Hepsinden öte zaten bu gün yine o hançerler saplanırken yüreğine, geri kalan her gününde onun bir başkası ile evli olduğunu bilerek nasıl yaşayacaktı acaba? Kaldı ki evlerine gitsin?

Bir süredir düşündüğü yurt dışı üniversitelerinden bir kaçına başvurmuştu nikahtan önce. Hep Ayşe’yi beklemişti son ana kadar vazgeçer diye. Artık bu günden sonra beklemek için bir nedeni olmayacağına göre, haber  gelen birine gidebilirdi kolayca.

Aşık olduğu kızın hayatının en mutlu günü, onun hayatının en acı günü olarak kazındı böylece anı defterlerine.

Evliliklerin ilk yılında hemen hamile kalan Ayşe, bebeğini doğuramadan düşük yapınca çok üzülmüştü. Ömer onu teselli edip, acısını hafifletmek için ne yapacağını bilememişti. Hamile haberini yurt dışından alan Ali telefonda sevinmiş gibi yapmanın daha kolay olmasına sevinmişti.

Aradan bir süre geçtikten sonra Ayşe’nin göz yaşları içinde araması ise yüreğini parçalamıştı. Onun yanında olup destek veremediği, onun o güzel başını gösüne alıp, sarılamadığı için o kadar üzülmüştü ki, hasta olmuştu yeniden.

Ülkeyi bile terketmiş olsa Ayşe’yi unutmasına yetmemişti henüz bu mesafe.

“Zamanla olacak Ali, sabret!” diyordu sürekli kendi kendine  ama Ayşe ile her konuştuklarında alevleniyordu yeniden yüreğindeki tüm sevda.

Her gece onunla geçirdiği tüm anları düşünüyordu tek tek . Evleri plaja yakın olduğu için çoğu zamanlarını plajda geçirirleri. Denize girmeseler bile oynamak için de oraya gidiyorlardı. Ali elindeki beyaz şemsiye ile Ayşe’nin peşinde bir oraya bir buraya koşuyor, bir türlü şapkasını başında tutamayan kızı güneşten korumaya çalışıyordu kendince. Bütün hayatı boyunca dikkatini Ayşe’ye vermişti o. Kendinden önce onu koruyup kollamış, o üzüldüğünde ondan daha çok üzülüp hastalanmıştı.

Annesi ve babası Ali’nin bu sevdasının farkında olsalar bile Ayşe’nin durumun farkında olmadığını bildikleri için bir şey diyemiyorlardı oğullarına.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s