Gönül bağı – Bölüm 6

“Sizi yeni stajyerimiz İdil hanım ile tanıştırayım” dedi Semra hanım, “Feriha hanımın kızı yaklaşık üç aydır bizimle çalışıyor.”

Hakan beklemediği ama hoşuna giden bu bahaneye sarıldı hemen, “Tanıştık kendisiyle” dedi başıyla İdil’i selamlarken, “Yeniden hayırlı olsun İdil hanım, staj dosyanız için gereken o evrakı almak üzere yanıma uğrarsanız sevinirim.”

“Elbette” dedi İdil heyecanla, Hakan beyin çalışanların içinde problemlerini ve yardım isteklerini dile getirmemesinden çok hoşlanmıştı. Çok nazik ve düşünceli bir davranıştı bu.

Semra hanım Hakan bey odadan çıkarken İdil’e işaret yaptı başıyla “Haydi git hallet işini, devam edelim”

İdil “Tamam” diyerek hızlı adımlarla yürüdü Hakan beyin peşinden. Asansöre ulaşana kadar herkes ayağa kalktı sırayla Hakan beyi görünce. Hakan bey İdil’in arkasından geldiğini farketmemişti asansöre binene kadar, onun hızlı adımlarla geldiğini görünce hemen eliyle tuttu kapıyı ve bekledi.

“Gerçekten çok naziksiniz teşekkür ederim açık etmediğiniz için” dedi İdil asansöre biner binmez.

“Bunu kendi adıma halledeceğim İdil hanım, sizinle görüşmek istememin nedeni de bu zaten.”

Odaya çıktıklarında Hakan ona bunu şirket adına değil kendi adına yapmak istediğini gerekçeleri ile anlattı uzun uzun.

“Böyle bir şey yapmaya mecbur olmadığınız halde sözümüze güvenip arkamızda duracaksınız. Üstelik size bu borcu ödemek için uzun bir zamana ihtiyacımız olacağını bile bile yapacaksınız bunu. Ne diyeceğimi bilemiyorum Hakan bey, size olan borcumuzu nasıl ödeyeceğiz?”

Hakan “Bir kahve içeriz belki birlikte!” demek istedi ama iyiliğin karşılığı bu teklifi uygun bulmadığı için diyemedi. Onun yerine,

“Bu Mert denilen adamı tanırım. Siz borcu ödeseniz bile anladığım kadarıyla anneniz ve onun planları son bulmayacak. Sadece bu seferlik savuşturmuş olacaksınız.”

“Evet ben de aynı fikirdeyim ama inşallah Allah bu sefer olduğu gibi iyi insanlar sayesinde bir çözüm buldurur bize o zaman  da.”

“Aslında Mert gerçekten  inanılmaz zengin bir adam. Onunla evlenip ayrılsanız bile hayatınızın sonuna kadar rahat yaşayacak kadar paranız olur.”

Hakan İdil’i tanımak istiyordu daha  çok ama aslında onun hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Annesini tanıyıp severlerdi ama o da şirket sınırları içinde sadece. Dışarıdaki halleri veya yaşamları hakkında bu anlattıkları dışında bir bilgileri yoktu. Bu nedenle yine iş adamı tarafı harekete geçmiş onun düşüncelerini öğrenmek istemişti.

“Para benim umurumda bile değil. İnanın ben Feriha annem ve ağabeyim ile sevgi içinde büyüdüm. Öz annemin peşine para için gitmediğime çok memnunum. Hayat bana iki yolu da sundu ama ben gönül bağını tercih ettim. Öz annemi ve parayı reddediyorum ve bunun için de inanın kendimle gurur duyuyorum.”

Tüm bunları söylerken İdil’in dolan gözlerinden ve yansıttığı gururlu tavrından çok etkilenmişti Hakan.

“Bakın madem Mert ile bu güne kadar doğrudan hiç tanışmadınız, bundan sonra da karşı karşıya gelmeyin. Bu meseleyi izin verirseniz ben halledeyim.”

“Bu kadarını sizden nasıl isterim!”

“Ben yapmak istiyorum gerçekten. Feriha hanımı her zaman ayrıca severim. Onu ve sevgili kızını böyle üzen kendi caimamdan biri olunca yapmak istedim sadece. Borcu halleder ağabeyinizi kurtarırım. Siz bana bırakın olur mu?”

“Hakan bey inanın ne söyleyeceğimi bilemiyorum.”

“Şimdilik bir şey söylemeyin. İş hallolunca konuşuruz yeniden” diyerek ayağa kalktı Hakan. İdil gitmesi gerektiğini anladı o da kalktı.

Bu adam koskoca patrondu bu şirkette ve hiç tanımadığı iki insan için iyilik yapmak istiyordu şimdi kendi gönlüyle. Öte yandan ağabeyinin patronu ise kendi çıkarı ve istekleri için harcamak istiyordu aynı hayatları. Tıpkı öz annesi ve Feriha anne gibiydiler. Hayat karşısına hep iyi ve kötüyü beraber çıkarıyordu İdilk’in galiba. İyilerin kazanmasına izin veriyordu çok şükür.

“Nereden tanıdığınız ben nereden bileyim!” diye bağırıyordu Mert telefonda Hülya hanıma, “Hakan geldi borcu ödedi işte! Evet Hakan Surtan geldi diyorum.”

“Ne yapmış olabilirler bu adama da kalkıp oraya kadar gelmiş bir gerizekalı oğlan için!”

“Siz beni dinlemiyor musunuz Hülya hanım. Adam ‘Kız nişanlım! Uzak dur!’ dedi bana gelip! Ağzımı bile açamadım. Hakan ve Murat kardeşleri bu sektörde herkes bilir. Sözleri senettir onların.”

“Peki bizim iş ne olacak şimdi?”

“Kusura bakmayın beni bu duruma düşürdüğünüz için ayrıca borçlusunuz bana!” diyerek kapattı telefonu Mert öfkeyle.

Hakan hiç vakiy kaybetmeden gitmişti fabrikaya, parayı sessizce masaya bırakıp “Bu seferlik bilginiz olmadığını varsayıyorum, ancak nişanlım ve ailesi sizden şikayet ederse, babanıın kırk yıllık hatırını yok saymak zorunda kalabiliriz ağabeyimle. Bizimle iş yapmazsınız bir daha!” diyerek çıkıp gitmişti  Mert’in ofisinden.

Mert sadece bakakalmıştı Hakan’ın ardından. Hülya hanımın kızın annesiyim deyipte başka biriyle nişanlı olduğunu bilmemesine inanamıyordu. Resmen rezil etmişlerdi onu camiaya.

Hülya hanım da şoka girmişti telefonu kapatınca, kendine gelince akıl etti İdil’i aramayı,

“En azından sandığım kadar aptal değilmişsin. Bulmuşsun zengin kocayı ama söylemiyorsun bile!” dedi doğrudan.

“Hülya hanım ne istiyorsunuz  benden yine! Bir daha sizi görmek istemiyorum artık! Ne kocasından bahsediyorsunuz!” diyerek kapattı telefonu İdil kadının başka bir şey söylemesine fırsat bırakmadan. Sonra da engelledi numarayı hemen. Yıllardır annedir diye yapmıyordu, her aradığında olmasa da arada bir açıp konuşuyordu. Ağabeyine yaptıklarından sonra onunla konuşacak bir şeyi kalmamıştı. Hatta utanıyordu böylesine vicdansız bir anneden doğmuş olmaktan.

“Aklı fikri zengin koca da! Utanmadan hâlâ koca diyor!” dedi kendi kendine hırsla. Ne demek istediğini anlamamıştı, anlamakta istemiyordu zaten.

Öğleden sonra Feriha hanımı çağırdı Hakan odasına. Kadıncağız endişeyle gitti hemen.

“Feriha hanım oturun şöyle sizinle konuşacaklarım var.”

“İdil bahsetti Hakan bey Allah sizden razı olsun, nasıl ödeyeceğiz hakkınızı!”

“Feriha hanım, işiniz tamam. Gidip konuştum oğlunuzun aldığını iddia ettikleri parayı da verdim. Artık içiniz rahat etsin!”

“Allah tuttuğunuzu altın etsin Hakan bey!” diyerek ağlamaya başladı Feriha hanım.

“Durun ağlamayın lütfen, benim de sizden bir isteğim olacak karşılığında!”

Feriha hanım ayağa kalktı hemen “Ne isterseniz, şu gariban sizin için ne yaparsa! Ömrümün sonuna kadar borçlandım size. Siz benim canımı kurtardınız!”

“Kızınızla bir kahve içmek istiyorum izin verirseniz!” diyerek gülümsedi Hakan.

Feriha hanım şaşkın şaşkın baktı genç adamın yüzüne, sonra anlayışla gülümsedi.

“İdil’im anne yerine koymuştur beni elbette bilirim kırmaz ama ona sormanız lazım Hakan oğlum.”

“Tamam sizin izniniz varsa soracağım zaten!”

Gözleri dolu dolu başını salladı Feriha hanım.

Hakan’ın o gün Mert’e söylediği “nişanlı” sözünün gerçek olması altı ay sürdü bu konuşmanın ardından. İdil ile Hakan’ın ilk kahve buluşmalarının gerisi geldi.

Böylece hikayenin bütün iyi insanları bir ailede toplandılar. Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine.

Mutlu baharlar hepinize.

SON

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s