Gönül bağı – Bölüm 2

Kapının açıldığını duyunca Hülya hanımın geldiğini sanan Firdevs hanım hemen fırladı ayağa. İdil’de koşup geldi odasından.

“Annem mi geldi?” diye.

Osman bey karşısında eşi yerine, karşı komşuları ile kızını görünce şaşırdı önce.

“Hoşgeldiniz Firdevs hanım” dedi afallayarak.

Evin hanımının hâlâ ortada olmadığını nasıl söyleyeceğini bilemeyen Firdevs hanım da kekeledi konuşurken.

“Ho-hoşbulduk!”

“Kızım annen nerede?” dedi Osman bey İdil’e kollarını açıp.

Kız daha annesinin sözü geçerken göz yaşları içinde koşup sarıldı babasına.

“Annem bakkaldan gelmedi baba!”

“Ne bakkalı, bakkala mı gitti Hülya?” dedi Osman bey bir yandan kızına sarılıp bir yandan Firdevs hanıma bakarak.

“Şey sabah gitmiş herhalde!” dedi Firdevs hanım ezilip büzülerek.

“Sabah mı?”

“Ben uyandığımda annem yoktu baba, sonra Firdevs teyzem geldi ben bağırınca. İkimiz bekledik bütün gün, daha da gelmedi.”

Osman beyin rengi değişti kızını dinlerken, Firdevs hanıma baktı doğru mu söylüyor diye. Kadıncağız panikle başını salladı. Acaba bu saatte kadar beklemekle iyi yapmamış mıydı? Hülya hanımın başına bir iş gelmiş olabileceği tam o sorada gelmişti aklına.

Osman bey kızını kucağından indirip hışımla yatak odasına gitti. Dağınıklığı görür görmez yatağın altında duran valizleri kontrol etti. İki tanesi ve karısının eşyalarnın yarısından fazlası yoktu.

Yüzü bembeyaz çıktı odadan.

“Polisi mi arasak?” dedi Firdevs hanım sesi titreyerek.

“Anneme bir şey mi oldu?” diye ağlamaya başladı İdil bu sefer.

Osman bey gidip kızına sarıldı yeniden, “Yok kızım annen bir seyahate çıkmış gelecek”

Firdevs hanım yutkundu. Yatak odasındaki dağınıklığı hatırladı. Hülya hanım eşyalarını toplayıp gitmiş miydi yani şimdi? Ne diyeceğini, ne yapacağını bilemeden baktı baba kıza.

“Mutfakta yemek var!” dedi sonra birden bire zorlanarak.

“Size de zahmet vermişiz Firdevs hanım kusura bakmayın. Elinize sağlık!” dedi Osman bey boğuk boğuk.

“Ne olacak komşuluk, ben gideyim o zaman değil mi?”  diyerek kapıya yöneldi kadıncağız. İyice şaşırmıştı ne yapacağını. Kalsa şimdi bu ailenin yanında ne yapacaktı? Bu adamcağız ne yapacaktı şimdi? Ya bu çocuk?

“Hay Allah görüyor musun  olanları?” diye söylenerek geçti kendi dairesine. Sabaha kadar uyuyamadı, bin türlü şey kurdu aklında.

Ertesi sabah Osman beyi gördü çocuğun elinden tutmuş, okula götürüyordu belli ki.

“Tüh tüh!” dedi yine camdan bakarken.

Hülya hanım bir daha hiç geri gelmedi. İdil birinci sınıfa başladığında sınıf arkadaşları “Bunun annesi başka adamla kaçmış!” diye alay etmeye başlayınca İdil ağlayarak geldi okuldan.

Osman bey ona hep annesinin döneceğini söylemişti bir yıldır. Çocuğu sabah okula bırakmış, öğlen gelip iş yerine götürmüştü yanında Bir yıldır her yere beraber gidiyorlardı baba kız. Adamcağız evin tüm işini de üstlenmişti belli ki. Komşulara da karısının memleketine gittiğini döneceğini söylemişti. Annesi hastaydı ona bakıyordu. Firdevs hanım da sessiz kalmış, kimseye o gün ile ilgili bir şey anlatmamıştı.

Bir yıl ortada olmayan bütün mahallenin gözüne batan eş ile ilgili dedikodular yayılmıştı elbette çoktan. Hülya hanımı bir restoranda gören olmuştu başka bir adamla. El ele, göz göze. Selam bile vermemişti eski komşularına, tanıdıklarına.

“Zengin bir adam bulup kaçmış!” dedikodusu almış yürümüştü mahallede. İşin kötüsü gerçekti de. Hülya hanım Osman beyin durumu kötüleyince, parasızlığa alışamamış, başka  bir adamla anlaşmıştı. Adam kızını kabul etmeyince, o da bir sabah Osman bey işe gider gitmez valizlerini hazırlayıp, fırlamıştı evden. Sonra kocasını ikna edip kızını almayı planlamıştı başlangıçta ama Sami bey çocuklardan hiç hoşlanmadığı için konuyu bile açamamıştı yeniden.

İdil annesinin onu terkedip, başka babaya gittiğini öğrendiğinden beri iyice hırçınlaşmıştı.

“Senin yüzünden gitti annem!” diyordu Osman beye sürekli, “Sen ona bağırıyordun hep yıkamamış, silmemişin diye! Bak o da bağırmayan baba bulmuş kendine!”

Cevap vermiyordu Osman bey çocuğa, söylediği cümlenin içinde kendisinin de bırakılıp gidildiğini farketmediğini biliyordu ama yine de “baba” diyordu o adama bilinçsizce. İçi acıyordu Osman beyin. Küçücüktü daha. Anlayacak yaşta olsa karşısına alıp anlatırdı. İdil birinci sınıfı ağlayarak bitirdi böylece.

Osman bey mahalleliyle de kızıyla da başedemeyince, çareyi başka bir yere taşınmakta buldu. Onları hiç tanımayan, tamamen yabancı oldukları uzak bir mahallede bir ev satın aldı. Durumu biraz düzelmeye başlamıştı. Eski evi de hemen satışa çıkardı. Bir daha oraya uğramak istemiyordu zaten.

Giderken bir tek Firdevs hanıma uğrayıp teşekkür etti ve yeni adreslerini ona verdi. Kadıncağız sırlarını hep saklamıştı, adresi de kimseye vermeyeceğinden şüphesi yoktu Osman beyin.

“Hakkınızı helal edin Firdevs hanım” dedi gözlerine bakamadan.

“Helal olsun Osman bey, yolunuz açık olsun. İdil kızıma iyi bakın.”

Böylece İdil ve babası için yeni bir hayat başladı, başka bir mahallede ve başka bir okulda. İkinci sınıf çok daha iyi geçti. İdil okuluna ve arkadaşlarına çabucak uyum sağlamış neredeyse unutmuştu başından geçenleri. Elbette her akşam annesi için ağlıyor ve babasını suçluyordu ama en azından okulda ve sokakta mutluydu. Bu bile iyi gelmişti Osman beye. Taşınmalarından bir yıl sonra Osman bey bir başka kadınla evlendi. İş yerinden bir arkadaşının baldızıydı Feriha hanım. Genç yaşta eşini kaybetmişti, İdil’den beş yaş büyük bir oğlu vardı ama çocukcağız bebekken menenjit geçirdiği için safçaydı.

İdil Feriha hanım ve oğlu eve gelene kadar neler olduğunu tam anlayamamıştı. Annesinin geri geleceğine hep inandığı için, babasının yardım için onları eve aldığını ve bir süre kalıp gidecekleri hikayesini uydurmuştu kafasında. Osman bey ve Feriha hanım da bozmamışlardı onun hayalini.

“Zamanla alışacak, büyüyor Feriha dert etme sen!” demişti karısına.

Feriha hanım dünya iyisi bir kadındı. Oğlu Hüseyin ise İdil’i daha ilk günden çok sevmişti.

“Benim kardeşim.” diyordu sürekli başka bir şey demiyordu.

İdil on sekiz yaşına geldiğinde annesinin artık geri gelmeyeceğini, sırf parası var diye onu bırakıp başka bir adamla yaşamaya gittiğini ve Feriha hanımın annesi, Hüseyin’in de ağabeyi olduğunu çoktan kabullenmişti.

Hülya hanım bir  kaç kez İdil’in peşine düşmüş, onu yolda yakalayıp para vermeye çalışmış ama İdil onu terslemişti.

“Yıllarca babamı suçladım senin yüzünden. Onun geceleri ağladığını duyardım. Bir kez olsun ardından kötülemedi seni bana! Benim annem artık sen değilsin Feriha annem var benim! Senin yapamadığın bütün anneliği o yaptı bana!”

Hülya hanım kızının söylediklerini sessizce dinleyip, bir gün onu anlayacağını düşünüyordu. Onun kızıydı o. Paranın ne kadar önemli olduğunu bir gün mutlaka farkedecekti. Osman beyin durumu düzelmiş olsa da o eski şaşalı günlerine  geri dönememişlerdi. Feriha denilen o kadında İdil’e iyi bakmıştı belli ki, üstelik o gerizekalı çocuğuna rağmen. Kocasına anlatıyordu sonra.

Hülya hanımın yeni kocası Müjdat bey “Yeter Hülya, kızım, anası, gerzek oğlu! Bırakmasaydım hayatım bunca diline dolayacaktın!”

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s