Gönül bağı – Bölüm 1

İdil gözünü açtığında güneş her zamankinden daha parlak girmişti odanın içine sanki. Gözlerini kısıp etrafını görmeye çalıştı. Okula gitme saatinde henüz gün yeni ağarmaya başladığından, bu gün nasıl olup bu kadar aydınlandığını  anlayamamıştı.

Yorganı üzerinden  atıp kalktı yataktan. Gözlerini ovuşturdu önce net görebilmek için. Sonra mutfağa gitti doğrudan. Annesi her sabah mutfakta ona kahvaltı hazırlıyor olurdu.

Mutfağa girerken seslendi  “Anne!”

Ses gelmeyince yürüyüp girdi içeri, masa boştu, ocakta çay hazır değildi ve daha da tuhafı annesi mutfakta değildi. Belki uyanamamıştır diye anne ve babasının odasına yöneldi bu sefer. Bazı günler annesinin baş ağrısı tutar yataktan çıkamazdı. Belki yine öyle bir güne uyanmışlardı.

Yatak odasının aralık kapısını açıp içeri girdi, yatak boş ve  dağınıktı. Gardırobun kapakları sonuna kadar açık, kıyafetlerin bir kısmı yatağın üzerine, bir kısmı odanın içine saçılmıştı.

Orada da annesini bulamayınca minik yüreğine bir korku düştü.

“Anne!” diye evde çığlık atarak hızla dolanmaya başladı. Banyo, tuvalet her yeri çığlık çığlığa dolaştı ama annesini bulamadı. Gidip sokak kapısını açtı ve bu defa apartmana bağırmaya başladı.

“Anne! Anne!”

İdil’in bağırtısını duyan komşuların kapıları açıldı yavaş yavaş.

Firdevs hanım kapı komşularıydı, “Ne oldu kızım? Niye bağırıyorsun sabah sabah? Annen nerede?”

Tanıdığı bir yüzü gören İdil’in gözyaşları daha  hızlı akmaya başladı Firdevs hanımı görünce “Bilmiyorum! Annem evde yok!”

“Nasıl yok kızım sabahın dokuzu, sen okula gitmedin mi bugün?”

“Ben şimdi uyandım! Annem nerede?” diye daha çok ağlamaya başladı çocuk.

İdil altı yaşındaydı. Bu sene Hülya hanım ile Osman bey onu götürüp mahalle okulunun ana sınıfına yazdırmışlardı. Her sabah Osman bey erkenden işe gider, arkasından ev hanımı olan Hülya hanım çıkar İdil’i okula bırakır geri gelirdi. Hülya hanım ile Osman beyin yaş farkı çoktu. Gösterişli de bir kadındı ayrıca. Bu yüzden bütün  mahallenin dikkatini çekerlerdi sokaktan yürürken. Hülya hanım gösterişli olduğu gibi bakkala bile gitse makyajını yapar, eteğini, ince çorabını giyer, topuklarını tıkırdatarak geçerdi kaldırımlardan.

Osman bey müteahhitti, “Parası için evlenmiş bu adamla!” diye konuşurdu herkes. Ekonomik kriz yüzünden işler kötü gidince buraya taşınmışlardı iki katlı evlerini satıp. İdil’de burada okula başlamıştı mecburen.

“Mahalleye fazlayım ben!” derdi arada komşusuna dert yanarken Hülya hanım, “Alıştığım hayat bu değil, o yüzden  göze batıyorum”

“Olsun kızım!” derdi Firdevs hanım onun ağlayarak yakınmalarına, “Çok şükür sağlıklısın, bak melek gibi bir kız bağışlamış Allah sana. Kocanın içkisi yok, kumarı yok. Elbet düzelir işleri yeniden. Kavuşursunuz o eski hayatınıza. Allah büyük. Dert etme sen!”

Firdevs hanım bazen acır, bazen de içten içe kızardı Hülya hanıma ama severdi yine de. Kapı komşuluğu akrabalık gibiydi, istemesen de bir adım fazla giriyordun içeri herkesten, komşun da senin evine giriyordu. Yüzyüze bakılıyor, bir ihtiyaç olsa koşulacak ilk kapı oluyordu karşısı. Bu yüzden karşı kapıyı kapatmak olmazdı.

Gençti Hülya hanım, geldiğinden beri çok arkadaş edinememişti buralarda, sıkılıyordu da. Öyle becerikli bir kadın değildi. Eski evlerinde ev işlerine bakan bir kadın olduğunu anlatırdı. Yemeği, çamaşırı, bulaşığı hep o yaparmış ama buraya gelince her iş ona kalmış tabi.

Bazı yemekleri yapmayı bilmediğinden Firdevs hanıma sorardı, o da seve seve yardım ederdi gelip.

Şimdi sabahın köründe el kadar çocuğu tek başına bırakıp nereye gitmişti kim bilir bu kadın?

“Belki ekmek almaya gitmiştir annen İdil’ciğim. Dur ben çayı söndüreyim, anahtarı alayım. Gelip seninle bekleyeyim anneni ister misin?”

Çocuk burnunu çekerek başını salladı. Annesinin bakkala gitmiş olma fikrine ikna olmuştu. Firdevs hanım hemen işini halledip, kapısını kilitledi, çocuğun elinden tutup, girdi içeri. Ardından da kapıyı kapadı. Aşağıdaki meraklı komşular dinlemişlerdi zaten ikisinin konuşmasını, lafı kaynatmaya başlamışlardır çoktan diye düşündü girerken.

“Ah be kızım Hülya, sen de hakikaten rahat durmuyorsun!”  diye çıkıverdi yüksek sesle ağzından.

İdil endişe ve merakla baktı Firdevs teyzesinin yüzüne.

“Yok kızım yani meraklandırıyor anlamında dedim. Kahvaltı yaptın mı sen?”

“Yok yapmadım.”

“Hadi gel gidip önce sana kahvaltı hazırlayalım” diyerek mutfağa yürüdü. Lavaboda akşamdan kalan bulaşıklar duruyordu. Çaydanlıkta da dünkü çay.

Çaydanlığı döküp, buzdolabından çocuğun yiyebileceği bir şeyler aramaya başladı.

“Yumurta yapayım yer misin?”

“Yerim.”

Mutfağı toplayıp, İdil’i doyurduktan sonra, salona geçtiler yeniden. Ev çok havasız kalmıştı. Bu sefer ortalığı toplayıp evi havalandırdı Firdevs hanım. Kapı aralığından yatak odasının dağınıklığını da görmüştü ama şimdi başkasının evinde o kadar da ileri gidilmezdi.

İdil odasından getirdiği bebekleriyle oynamaya daldı. Firdevs hanım gelince sakinlemişti.

“İdilciğim istersen seni okula götüreyim” dedi Firdevs hanım.

“Olmaz, annem gelmeden gitmem!” dedi kız hemen hırçınlaşarak.

Başını salladı Firdevs hanım, ısrar etmedi. Neredeyse bir saati geçmişti o geleli. Hülya hanım hâlâ ortada yoktu. Çocuğa bir şey belli etmek istemiyordu tabi ama bakkala da gitse, markete de gitse çoktan gelmiş olması lazımdı.

“Osman beyi mi arasam?” diye geçirdi aklından, “Yok şimdi adamı ne telaşlandırayım. Belki kocasına demeden bi yere gidip gelecektir.”

İdil oynarken bari yemek yapayım da çocuk öğlen yesin diye düşündü bu sefer. Buzdolabında tencere falan görememişti. Bir iki saat sonra acıkacaktı bu yavrucak. Hülya hanım gelse de anca  yetiştirirdi. Ne olacak komşu yardımı olurdu onun yaptığı.

Buzdolabını  açıp, olana bitene baktı. Yarısı çürümüş biberleri çıkardı, çürüyenleri attı. Yemek yapmak için malzeme ararken ortalama kırk dakika buzdolabını temizledi bu sefer. Titiz kadındı Firdevs hanım, duramamıştı görünce. Şu evin halini öbür komşular görse hakikaten tefe koyarlardı Hülya hanımı.

Bulduklarıyla bir küçük tencere çorba ile bir de patates yemeği hazırlayıp koydu ocağa. Altlarını kısıp salona çocuğun yanına geçti yeniden. İdil şimdi televizyonda çizgi film açmış onu izliyordu.

Firdevs hanımın geldiğini duyunca, “Annem ne zaman gelecek Firdevs teyze?” dedi merakla.

“Gelir yavrum şimdi. İşi uzadıysa demek!”

Hülya hanımın cep telefonu yoktu. Yani vardı aslında da düşürüp kırınca, Osman bey yenisini almamıştı henüz.

“Alacağım diyor ama üç ay oldu ses yok abla!” diyordu Firdevs hanıma sürekli. Belli ki bozulmuştu kocasına biraz.

Firdevs hanım, Osman beyin de bir şeylere kızıp almadığını düşünüyordu ama bir şey söylememişti komşusunun yüzüne.

Oturup o da çizgi film izlemeye başladı İdil ile.

Osman bey anahtarı sokup içeri girdiğinde saat yedi olmuştu. Firdevs hanım ile İdil bütün gün beraber oturmuşlardı.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s