Yeniden – Bölüm 1

Tolgay üniversite üçüncü sınıfta babasıyla tartışınca annesinin göz yaşlarına rağmen eşyalarını toplayıp evden ayrılmıştı. Babasının tek düşündüğü okulu bir an önce bitirip işin başına geçmesiydi. Tolgay’ın çocukluğundan beri ona bunu işlemişti zaten. Tolgay’da hep bunun hayalini kurup patron olacağını düşlemişti lise bitene kadar. Hatta bu yüzden üniversiteye gitmemek için yalvarmış, babası kabul etmemişti.

Babasının zorlayarak gönderdiği  üniversite Tolgay’ın hayattan ne istediği konusundaki bütün düşüncelerini değiştirmiş ve müzisyen olmaya karar vermişti. Babasından gizlice aldığı gitarı ile saatlerce çalışmış, sonunda bir yerlerde  çıkacak seviyeye gelmişti. Üçüncü sınıfa başlayacağı yaz bir arkadaşıyla evlerine uzak olmayan bir barda çalışmış epey para kazanmışlardı.

Cavit bey oğlunun bir barda çalmasına “Bunu bir tatil hevesi olarak kabul ediyorum” diyerek küçümsemişti ama oğlan okulların açılmasına yakın bu defa şehrin en bilinen yerlerinden birinde çıkacağını söyleyince tepesi atıvermişti.

Artık kendi parasını da kazanmaya başlayan Tolgay babasının “Asla çalgıcı olamazsın!” diyerek başlattığı tartışmanın ardından valizini toplayıp çıkıp gitmişti evden. O günden beri de ayrı evde yaşıyordu. Babasına öfkesine rağmen eğitim hayatını yarım bırakacak bir çocuk değildi. Üçüncü sınıfa kadar gelip diplomasından vazgeçmek istemediği için hem çalıştı hem de okulunu başarılı bir şekilde bitirdi

Mezuniyet törenine sadece annesi ve kız kardeşi geldiler. Babası şirketin başına geçip aile işine sahip çıkmadığı için ona içerlemişti.

“Gitarı kadar değerimiz yokmuş!” demişti annesine en son.

Semiha hanım kocasının bu tavrına çok üzülüyor olsa da Tolgay’ı da bir türlü onunla konuşup özür dilemeye ikna edemiyordu.

“Ben bir şey yapmadım ki anne! Kendi tercihlerimi yapmama hiç izin vermedi babam. Ben onun kafasında başka bir adamım, beni tanımaya bile çalışmadı hayatım boyu. Hep büyüyüp onun yerine geçecek  kişi olarak gördü beni. Oysa ben onun oğluyum her şeyden önce!”

Diplomasını almasının ardından müzisyenlik konusunda ki kariyeri iyice ilerlediği için sadece alıp odasının duvarına asmakla yetindi.

“Kim bilir belki müzik yapamaycak kadar yaşlandığımızda işe yarar” demişti kız arkadaşı Aslı’ya.

Aslı ile çalıştığı yerde tanışmışlardı. O da Tolgay gibi ailesinden ayrı yaşıyor, kendi parasını kazanıyordu. Onun ailesi ile olmama sebebi anlaşmazlık değil, sekiz çocuklu bir ailenin kızı olmasıydı. Ailesinin ona bakacak durumu kalmayınca, onlara yük olmamak için çalışmaya başlamıştı erkenden. Sonra kardeşleri de büyüyüp evi döndürmeye başladıklarında o da ayrı  eve çıkmıştı daha rahat etmek için. Kendini bildi bileli çalışıyordu ve ailesine bakıyordu. Biraz da hayatı öğrenmek istemişti yaşlanmadan önce.

Tolgay onun ayakları yere basan halini seviyordu. Akıllı bir kızdı Aslı, öyle iyi niyetli ve güzel yürekliydi ki, annesinden sonra hayatta en çok sevdiği kadının o olduğunu düşünüyordu Tolgay.

Aynı evde yaşamanın zorluklarını bildiği için Aslı baştan ikisinin beraber yaşamasını kabul etmemişti. Arada bir gelip Tolgay’da kalsa da bu sadece bir gece için oluyordu.

“İnan gece olunca tek başına sessiz bir evde uyumak ve başını yastığa sadece kendinle koymak ikimiz için de en iyisi”

Tolgay’da özgürlüğüne düşkün olduğundan işine gelmişti böylesi. Aslı gelip onun yemeklerini yapıyor, evi topluyor, çamaşırları makinaya atıyor ve asıyor sonra da gidiyordu. Evleri çok uzak sayılmazdı bu yüzden her gün onu Tolgay’ın bırakmasını istemiyordu.

“Tek başıma yürüyüp düşünmek hoşuma gidiyor” diyordu.

Aslında Aslı Tolgay’ın bulup bulabileceği en düzgün kızlardan biriydi, o da bunun farkındaydı. Ona deli gibi aşık olmasına rağmen, bu kadar çok şımartıldığı için arada bir garip çıkışlar yapıyordu ama Aslı onları da çok güzel tolere ediyordu.

Albüm çıkacak meşhur bir grubun arkasında çalma fırsatı yakaladığında o kadar mutlu olmuştu ki, bütün geceyi grupla sabaha kadar eğlenerek geçirip Aslı’ya haber vermeyi aklına bile getirmemişti.

Ertesi gün Aslı ona merak ettiğini söylediğinde ise, akşamdan kalmalığın verdiği sersemlikle kıza telefonda bağırıp çağırmış sonrada kapatmıştı.

Birliktelikleri üçüncü yılını doldurmuştu ve Tolgay onu çok sevse de çoğu zaman annesi gibi darvandığını düşünüyordu. Belki de biraz ara vermeye ihtiyaçları vardı. Sürekli yemek yapıp, evi düzenleyen, kirlileri toplayan ve nerede olduğunu merak eden bir kadınla yaşamaktan biraz yorulmuştu.

Ailesinin yanından ayrılıp çok geçmeden Aslı ile birlikte olmaya başlamıştı. Bekar hayatının pek tadını çıkarabildiği söylenemezdi bu yüzden. Evet o çok iyi bir kızdı. Hatta belki de Tolgay’dan çok  çok iyisini hakkediyordu. Yeni dahil olduğu grupla birlikte gece gündüz sürecek albüm çalışmalarının ardından turnelere de gidecekti. Böylece zaten çok uzun bir süre görüşemeyeceklerdi.

Bu kadar uzun süreli ayrılık Aslı için de yıpratıcı olurdu. Hele onun gibi Tolgay için sürekli endişelenen bir kız turnelere gittiklerinde muhetemelen sürekli arayacaktı. Ortaokulda basket  takımına  girip deplasman maçlarına gittiklerinde annesi öyle yapardı. Atleti giyip giymediğini, terliyken su içip içmediğini ve daha bir çok şeyi sürekli sorar kendisine dikkat etmesi gerektiğini söylerdi. Tolgay boğulur gibi hisserderdi kendini o zamanlarda. Aslı’da bazen öyle hissettiriyordu. Üstelik sürekli beraber oldukları halde.

Bu albüm çalışmaları başlamadan önce onunla mutlaka konuşmalıydı, bu ilişkiyi böyle yürütemezlerdi artık bir ara vermeleri gerekiyordu. Tam bunları düşünürken kapı çaldı ve grubun güzelliği dillere destan menajeri geldi. Tolgay’ın imzalaması gereken  evrakları getirmişti. Siyah mini eteği siyah rugan çizmeleri ve çingene pembesi dekolteli bluzu ile kapıdan bir ilahe gibi girmişti. Parfümünün kokusu bütün evi sarıvermişti. Tolgay başı dönmüş bir şekilde bütün kağıtları imzaladı ve ilahe geldiği gibi hızlıca çıkıp gitti.

Masanın üzerindeki bardakta pembe ruj izi duruyordu. Tolgay onu eline alıp “Evet oğlum artık biraz özgür olma sırası sana geldi. Aslı ile hemen konuşuyorsun! Pembe dudaklar seni bekliyor!”

Tam bunları düşünürken çalan telefonunda Aslı’nın ismini görünce hemen uzanıp telefonu açtı ;

“Aslı seninle konuşmamız lazım hayatım, yürümüyor!” dedi pat diye.

Sabahki gerginliğin ardından belki aralarını düzeltmek  umuduyla arayan Aslı hemen ses veremedi bu cümlenin üzerine.

“Ayrılmak mı istiyorsun?” dedi sesi titreyerek.

“Evet bence ayrılmalıyız ya da biraz ara filan verelim bilmiyorum ama yürümüyor! Gerçekten!”

“Anlıyorum” dedi Aslı ufacık bir sesle, “Ben uygun  bir vakitte gelip eşyalarımı alırım, sen dert etme!”

“Tamam, sen harika bir insansın, anlayışın için çok teşekkür ederim!” dedi Tolgay coşkuyla bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemişti. Telefonu neşeyle kapatıp ruj izli bardağı götürüp kütüphanesine koydu. Evin içi hâlâ pembe rujlu kızın parfümü ile doluydu.

“İşte bu!” diyerek  gitarını aldı ve kendi kendine bir saat çaldı keyifle.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s