Yeniden – Bölüm 2

İlk bir kaç ay albüm çalışmaları yüzünden neredeyse eve bile uğramadığı için Aslı’nın hayatındaki eksikliğini pek hissetmedi. Grupla birlikte stüdyoya giriyorlar sonra bir yerlere gidip sabaha kadar eğleniyorlar. Sağda solda bir yerlerde uyuyup yeniden geri çalışmaya dönüyorlardı.

Bu insanların yanında olmak Tolgay’ı o kadar mutlu ediyordu ki başka hiç bir şey düşünmüyordu. Albümün tamamlanmasının hemen ardından yoğun bir turne programı başlayacaktı. Aylarca bu şehire dönmeyebiliriz demişti grubun solisti Hakan.

“Sorun değil ben özgür bir adamım” demişti ağzı kulaklarına vararak Tolgay.

Aslı’dan ayrılmakla iyi etmişti, müzik kariyerii kurmaya çalışırken bir kıza bağlanıp kalmak yapabileceği en büyük hatalardan biri olurdu. Gerçi Hakan’ın da bir kız arkadaşı vardı. yaza evleneceklerini söylüyorlardı. Turneye de onlarla birlikte gelecekti.

Aslı üç yıldır arada sırada tartışsalarda yine birbirlerine sevgiyle sarıldıkları Tolgay’dan böyle bir ayrılma atağı beklemediği için çok şaşırmış ve  üzülmüştü. Anahtarıyla son bir kez eve girip ikisinin fotoğraflarını onun masasının üzerine dizdi ve altına “Bu şekilde ayrılmak istemezdim. En azından yüz yüze konuşabilirdik belki” yazdı ve Tolgay için ördüğü kırmızı atkıyı da sandalyenin üzerine bırakıp eşyalarını topladı ve çıkıp gitti evden. Anahtar masanın üzerindeki notun hemen  üzerindeydi.

Tolgay eve uğramadığı için bütün bu süre boyunca fotoğraflar, atkı ve  not öylece bekledikler onun geri gelmesini. Turneden önceki gece artık eşya toparlaması gereken Tolgay eve girince gördü hepsini. Masanın üzerindeki fotoğraflara şöyle bir baktı önce, notu okudu. Gülümsedi ve atkıyı aldı sandalyenin üzerinden, “Bu bağı boynuma bağlayamadığın için üzgünüm, ama ben özgürlüğü seçtim” diyerek fırlattı elinden ve yatak odasına eşyalarını toplamak için geçti.

Haftalardır üzerindeki tişörtü ve çamaşırları kirlenince atıyor, stüdyonun karşısındaki mağazadan yenilerini alıyordu. Turne de böyle bir lükse sahip olamayacağı ve bu yöntem biraz pahalıya patladığı için şimdi iyi bir çanta hazırlaması gerekiyordu. Çamaşırlarını kaldıkları otellerde yıkatacaklardı bu kez.

Ertesi gün uzun bir yolculuğun ardından turnenin ilk durağı olan şehire geldiler. Otel Tolgay’ın beklediği kadar iyi olmasa da fena değildi. Grubun menajeri kazandıkalrı parayı grup üyelerine lüks bir yaşam için harcatmıyordu. Oldukça eli sıkı bir adamdı ve onun sayesinde hepsinin çok parası olmuştu. Onlarla oğullarına gereksiz harçlık vermekte direnen bir baba gibi mücadele ediyor, günlük harcalamarına yetecek kadar para veriyordu ellerine. Böylece turnede orada burada eğlenme veya dağıtma şansları da olmuyordu. Bir şekilde kontrol altında olmalarının da yolunu bulmuştu böylece. Grup üyeleri bu turne disiplinine alışık olduklarından hiç seslerini çıkarmıyorlardı. Sonuçta kazançlı çıkan onlar oluyordu zaten. Turne sona erdiğinde biriken parayı diledikleri gibi harcamakta serbesttiler. Sadece şimdi işlerin odaklanmaları yeterliydi o kadar.

İlk gece Tolgay o kadar çok heyecanlanmıştı ki, sahneye çıkışlarından inişlerine dek neredeyse hiç bir şey  hatırlamıyordu ama salon coşmuştu. Seyircilerden çok güzel bir geri dönüş almışlardı. Bu yüzden hepsi çok mutluydular. Grup menajeri Gürsu kutlama moduna geçmelerine izin vermeden hepsini dinlenmek üzere yataklarına yolladı. Ertesi sabah erkenden yola çıkacaklardı.

Hem heyecanın yarattığı gerginlikten hem de yabancı bir otel odasında tek başına olmaktan tedirgin olan Tolgay’ın uykuya dalması epeyce zamanını aldı.

Rüyasında on on bir yaşlarında bir erkek çocuğu görmüştü. Çocuk garip bir şekilde kendine benziyordu ve kocaman bir saatin önünde durmuş “Zamanı doluyor!” diyordu sürekli, “Zamanı doluyor!”

Kan ter içinde gözlerini açtığında otel odasında olduğunu görünce biraz rahatladı ve  kalkıp yüzünü yıkadıktan sonra yeniden uykuya daldı ve rüya kaldığı yerden devam etmeye başladı.

“Onun zamanı doluyor! Ölecek!”

“Kim ölecek?”

“O!”

“O kim?”

“Aslı! Onun zamanı doluyor! Ölecek!”

Nefes nefese gözlerini yeniden açtığında çocuk hâlâ gözlerinin önünde  gibiydi. Bu rüyada neredne çıkmıştı şimdi böyle. Aslı’dan ayrıldığı için vicdan azabı mı duyuyordu acaba derinlerde bir yerlerde. Sonuçta aslında kız hatalı hiç bir şey yapmamıştı.

“Hayır stresten olmuş olmalı! Yabancı yerde uyumakta cabası” diyerek yeniden yorganı başına kadar çekti ama odasının kapısı vurulup “Haydi gidiyoruz!” diyen sesi duyana kadar uyuyamadı bir daha.

Ertesi gün vardıkları şehirde bir akşam boşları olacaktı. Böylece dinlenebileceklerdi konserden önce. Konser ertesi akşamdı. Çoğu yolculuktan sarsıldığı için önce biraz odalarda dinlenmeye sonra da yemek için buluşmaya karar verdiler.

Tolgay yine tatsız rüyalar görmek istemediği için lobide kalanlarla oyalandı yemek saatine kadar. Gürsu yemekten sonra yine içip eğlenmelerine izin vermediği için odalarına dönmek zorunda kaldılar. Tolgay bu turnede böyle okul gezisi gibi kurallar olmasını beklemiyordu ama diğerlerinin hiç itiraz etmeden uyduklarını görünce sesini çıkaramıyordu. Mecburen odaya çıktı tek başına. Bu otel dün gece kaldıklarından biraz daha güzeldi. Bu gece konser olmadığı için gergin de değildi. Bu kez rahatça uyuyabileceğini düşünerek kendini üstündekilerle yatağa bıraktı ve hemen içi geçti.

“Aslı bir ay sonra ölecek Tolgay! Onun zamanı doldu! Bunu bilmek zorundasın!”

Küçük erkek çocuk bu sefer kocaman bir güneş saatinin önünde durmuştu. Saatin mayıs yazan yerinde duruyordu. 6 Mayıs. Saat 14:00’ü gösteriyordu.

“Evet 6 Mayıs saat 14:00’de  ölecek eski sevgilin Tolgay! Onun zamanı doluyor!”

Sabaha kadar uyuyup uyanıp aynı rüyayı görüp durdu. Ne saçma bir rüyaydı bu ve neden tekrarlayıp duruyordu böyle? İyice sinirleri bozulmuştu. Aslı’yı arayıp sesini mi duysam acaba diye düşündü. Belki bu onu rahatlatırdı ve rüyayı da bir daha görmezdi. Onu bu şekilde terketmemesi gerekirdi. Kız haklıydı en azından yüzyüze konuşabilirdiler ama o telefonda her şeyi bitirivermişti. Bunu hakketmiyordu Aslı. İçten içe o da billiyordu hakketmediğini ve muhtemelen şimdi baskı altındayken vicdanı harekete geçmiş onu cezalandırıyordu. Evet Aslı’yı arayıp sesini duyacaktı bu gün konserden önce.

Sabah kahvaltısından sonra sigara içenlerle birlikte otelin önüne çıkıp gruptan biraz uzaklaştı ve çevirdi Aslı’nın numarasını. Telefon uzun uzun çalmasına karşılık açılmadı.

“Açmaz tabi kız senin telefonlarını, kaç hafta geçti üzerinden!” dedi kendi kendine kızarak.

“Aslı ben gerçekten çok üzgünüm” yazan bir mesaj attı ona. Evet gerçekten ondan özür dilemek istiyordu. Haksızlık etmişti. Konser saatine kadar gözü telefonda olmasına rağmen Aslı’dan herhangi bir cevap gelmedi.

“Kızgındır mutlaka o yüzden dönmüyordur. İyidir. Eminim iyidir!” dedi kendi kendine, “Ben kuruntu yapıyorum bu saçma rüyalar yüzünden!”

Yine başarılı bir konser akşamının ardından grubun tüm üyeleri odalarına çekildiler. Uyuduğunda yeniden aynı rüyaya görmekten korktuğu için birileri ile biraz sohbet etmek istiyordu ama herkes odalara gidince konuşacak kimseyi bulamadı ve çıktı odasına .

Saat geç olmasına aldırmadan Aslı’nın numarasını çevirdi yine. Eskiden olsa hemen açardı Aslı. Gece saat kaç olursa olsun Tolgay’a yanıt vermediği zaman o kadar azdı ki.

Bu defa “Aradığınız numaraya ulaşılamıyor” kaydını dinledi uzun uzun. Kapatamadı.

Acaba kızın başına bir şey mi gelmişti sahiden?

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s