Kaderle oyun olmaz! – Bölüm 5

Kuşadası’ndaki yazlıkta tam dört yıl geçti böylece. Erhan bey torununun sosyal hayata karışması için elinden geleni yapsa da, o her gün Hakan’ın ayakkabılarını giydi ve sahile inip uzun uzun denizi seyretti.

Aradan yıllar geçse bile gözlerini her kapadığında, Hakan’ı, ailesini, savrulan o gelinliği görmeye devam etti. Bazen mutfaktan annesi “Yemek hazır Filiz!” diye sesleniyor sandı. Evde çalışan yardımcı kadını Nalan hanım sanıp sarılıp ağladı.

Erhan bey yıllar geçse bile torununun acısının bir nebze olsun dinmiyor olmasını izlemeye dayanamıyordu artık. Dört yıldır o da başını her  yastığa koyduğunda Nusret bey ile konuştukları o günü hatırlıyor, oğlu gelini gözlerinin önüne gelip “Baba bunu Filiz’e nasıl yaparsın?”  diye bağırdıklarını görüyordu. Artık sağlığı iyice bozulmuştu. Filiz ile yazlıkta uzun uzadıya kalamadığı için İzmir’e dönüyordu. Doktor kontrolleri sıklaşmıştı. Filiz yazlıkta yardımcı kadın ile beraber kalıyordu böyle zamanlarda. Zaten hemen her gün hiç şaşmadan aynı şeyleri yaptığı için sorun olmuyordu böylesi. Hatta dedesinin yokluğunu farketmiyordu bile çoğu zaman. Aslında hiç bir şeyi farketmiyordu dışarıda olup biten. O kendi dünyasına hapis kalmıştı şimdi. Oradan çıkıp yeniden  yaşamak istemiyordu.

Erhan bey haftasonu için yazlığa geldiğinde Filiz yine sahildeydi. Onun yanın agidip sessizce oturdu bir süre.

“Bir arkadaşım var Galip, oğlu ile bir akşam gelmek istiyorlar. Çok başarılı bir çocuk yüksek mühendis. Seninle de tanışmak istiyormuş. Belki arkadaş olursunuz, biraz gezersiniz sana da iyi gelir kızım ne dersin?”

“Hayır dede! Kimseyle tanışmak istemiyorum ben. Sen davet et gelsinler. Ben odamda otururum.”

“Kızım seni görmeye gelecekler ne yapsınlar beni? Bak artık dört yıl oldu. Acını anlıyorum ama ne Hakan ne annen, baban senin böyle hayattan el etek çekmeni istemezlerdi. Artık biraz toparlanıp yeniden yaşamaya başlamanın zamanı gelmedi mi?”

“Nefes alabiliyorum ya onlarsız dede, yetmez mi?” dedi Filiz ayağı ile toprağı karıştırarak. Gözlerinden  iki damla yaş süzüldü üzerine.

Erhan bey torunun ayağındaki Hakan’ın spor ayakkabılarına baktı bir süre. Geçen süre onun Hakan!a olan aşkını zerre kadar eksiltmemiş ayrılığın ve ölümün acısıyla daha da arttırmıştı.

“Emin misin kızım hayatının sonuna kadar böyle mi yaşayacaksın?”

“Evet dede Hakan’a kavuşacağım günü bekleyeceğim burada oturup”

Erhan bey çaresizce kalktı yerinden ve ağır ağır yürüdü eve. Hiç bir şey düşündüğü gibi olmamıştı. Bunca zaman da kız yeniden toparlanır, hayata dahil olur, hatta belki bir başkasını sever ve evlenir diye düşünmüştü ama her  şey daha dün olmuş gibiydi sanki. Filiz’i dört yılda o kazadan sonrasına alıp getirmek mümkün olmamıştı bir türlü.

“Yaşamamayı seçiyor!” demişti doktoru, “Bu da bir çeşit intihardır. Onu geri döndürmek için elimden geleni yaptım iki buçuk yıldır ama nafile. Sanıyorum bana bundan sonra para ödemenize gerek yok. Yardım istemeyen birine yardım edemem.”

“Doktor hanım torunumu böylece bırakacak mısınız? Ne olacak peki durumu? Ya gerçekten ölmeyi seçerse!”

Gerçekten de iki kez seçmişti Filiz ölmeyi, ilaç içmişti bir keresinde midesini yıkamaya zor yetiştirmişlerdi. Uzun uzun konuşmuştu Erhan bey onunla.

“Kızım ben senin için yaşama direniyorum. Yoksa beni hayata bağlayan başka bir şey yok. Kendini öldürürken benim de katilim olacaksın. Buna razı mısın? Razıysan haydi ikimizi birden öldür de kurulalım!”

Filiz sarılıp ağlamıştı dedesine, bir daha denemeyeceğine söz vermişti intiharı. Ancak doktor haklı çıkmıştı bu kez de yaşayan ölü olmayı tercih etmişti. Fikrini değiştirmesi için ne yapsalar boşunaydı. Hiç bir şey onu hayata geri döndüremiyordu artık.

Erhan bey de ölüme  yaklaştığını hissediyordu. O zaman ne olacaktı bu kızın hali. Malı mülkü parası pulu herşeyi olacaktı ama onu ne koruyabilecek, ne harcamayı seçecekti. Bir an önce bir çözüm bulmak zorundaydı kızın  haline. Bu iş böyle devam edemezdi.

Üç dört gün o da Filiz gibi kendi dünyasına çekilip uzun uzun düşündü. Bazen insan sevdikleri için bazı kararlar almak zorunda kalıyordu. Bu kararların doğru mu yanlış mı olduğunu gösteren yegane şey ise zamandı. Ve zaman şimdi Erhan beye  dört yıl önce  torununun iyiliği için aldığı kararın doğru olmadını ispatlıyordu artık. Her şeyi oluruna bırakmalı. kaderin oynadığı oyuna oyun dahil etmemeliydiler. Yaptıkları bu müdahale şimdi her şeyi eskisinden daha da zor bir noktaya getirmişti. Bunu düzeltmek için hâlâ bir şansı varken bunu kullanmak zorundaydı şimdi. Filiz’in yine sahilde olduğu bir gün elleri titreyerek Nusret beyin numarasını çevirdi.

“Merhaba Nusret bey, ben Erhan. Filiz’in dedesi.”

“Merhaba Erhan bey. Size bir daha bizi aramamanızı söylemiştim şimdi ne değişti söyler misiniz?”

“Nusret bey yeniden bir araya gelip konuşmamız gerekiyor.”

“Neyi konuşacağız anlamadım?”

“Bakın Nusret bey Filiz’in durumu dört yıl öncekinden daha iyi değil. Hatta çok çok daha kötü. Zavallı kız her yeni gün sadece ölümü bekliyor. Ölüp Hakan’a kavuşmayı.”

“Erhan bey bunu konuşup beraber karar aldık. Dört yıl sonra aklınıza esti diye her şeyi değiştiremeyiz. Lütfen hayatınıza dönün ve kendi çözümlerinizi üretin. Bir daha da bizi rahatsız etmeyin lütfen.”

Ardından telefonun kapanma sesi duyuldu. Erhan bey öylece kalakalmıştı telefonun diğer ucunda.

“Hayır efendim kendi hayatıma dönmeyeceğim. Bu hatayı düzeltmeden de ölmeyeceğim asla!” dedi sonra kendi kendine hırsla ve yerinden kalkıp sahile Filiz’in yanına yürümeye başladı kararlı adımlarla.

O sırada Nusret beylerin evinde ;

“Kim aradı Nusret çok gergin konuştun?” diye sordu Nusret beyin karısı Hale hanım.

“Erhan bey, Filiz’in dedesi.”

Erhan beyin adını duyunca gerildi Hale hanım, “Hayırdır niye arıyormuş bunca zaman sonra? Filiz’e bir şey mi olmuş yoksa?”

“İyi değilmiş öyle dedi.”

“Bize ne bundan peki?”

“Konuşalım dedi işte bir şey  demedi.”

“Sen ne dedin peki?”

“Görmedin mi Hale telefonu adamın suratına kapattım” diyerek hırsla yerinden kalkıp kapıya yürüdü Nusret bey.

Hakan duyduklarına inanamıyordu. Kazadan sonra kör olan gözlerinden sonra dünyayı kulakları ile algılamaya başlamıştı. Seslere aşırı duyarlı olmuştu. Etrafındakiler bilmese bile fısıltıyla bile konuşulsa duyabiliyordu artık. Odasının açık penceresinden, aşağıda salonun açık penceresinden yükselen sesleri duyabildiği evdekilerin aklına bile gelmemişti daha önce. Hele ki onun duymasını istemedikleri böyle önemli bir konuda böyle yüksek sesle tartışmazlardı bilselerdi.

“Filiz yaşıyor mu yani?” dedi Hakan kendi kendine, “Yani o ölmedi mi? Aman Allahım! Bunu benden nasıl saklarlar?”

Sonra belki de yanlış anladım diye düşündü kendi kendine. Odanın içinde sinirli sinirli dolanıyordu.

Kocası salondan çıktıktan sonra kitabını okumaya çalışan Hale hanım tavana gözlerini dilerek “Başladı yine!” diye söylendi kendi kendine.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s