Kaderle oyun olmaz! – Bölüm 6

Kazanın ardından Hakan’da aylarca hastanede kalmıştı. Vücudundaki diğer her şeyi tedavi etseler bile gözleri ve yaralı yüreğine bir şey yapamamışlardı. Filiz ve diğer herkesin öldüğünü söylemişlerdi ona. Aylarca onların katili olduğunu düşünmüştü bu yüzden. Arabayı kullanan o olduğu için katilde oydu. Başlayan ani yağmurun sonunda silecekleri bulamamış, gözünü yoldan ayırmıştı bir kere. O sırada hakimiyeti kaybetmişti zaten. Başka bir şey hatırlamıyordu kazaya dair. Hepsi buydu.

Gözlerini bir hastane odasında açmıştı. Gördüğü tek şey koyu bir karanlıktı. Kaza da herkesin ölümüne neden olduğunu öğrendikten sonra bu karanlığın onun cezası olduğuna inandırmıştı kendini. Tüm ısrarlara rağmen ameliyatları red etmişti. Doktorlar eğer ameliyat olursa yeniden görmek için bir umudu olduğunu söyleselerde reddetmişti. Hastanenin ardından kendini bu eve kapatıp amcası ve yengesi ile yaşamaya başlamıştı. Bu halde tek başına  yaşaması mümkün değildi. Kazadan önce şehir dışında yaşayan amcası ve yengesi kuzenlerini de yanlarına alarak onların evlerine yerleşmişlerdi. Babası ve annesinden yüklü bir miras kalmıştı Hakan’a. Onun sağlık durumu elvermediği için de vesayetini amcası almış işleri ve parayı o yönetiyordu. Hakan’ın bundan hiç şikayeti olmamıştı. Umurunda da değildi zaten. Onun umurunda olan tel şey bir an önce ölüp sevdiği insanlara kavuşmaktı. Ancak önce bu karanlık dünyada cezasını çekmesi gerekiyordu hepsi buydu ve bir gün sona erecekti.

Daha da doğrusu az önce duyduklarına kadar buna inanıyordu. Şimdi odanın içinde hızlı adımlarla dönüyor duyduklarının doğru olup olmadığını sorguluyordu. Eğer Filiz yaşıyorsa bunca zaman neden gelip onu bulmaya çalışmamıştı. Onlar evlenmişti karı kocaydılar. Eğer hayattaysa ondan neden vazgeçmişti?

“Çok basit çünkü sen onun anne va babasını öldürmüş kör bir pisliksin!” diye vurdu ayağını yere hırsla, “Başka neden olabilir ki seni ahmak!”

Oturduğu yere çöküp ağlamaya başladı sonra. Sevdiği kadın hayattaydı bu aslında dört yıldır aldığı en güzel haberdi. Bu yaşama dönmek için duyabileceği tek haberdi ama aynı kadın onu istemiyordu. Bunun için de çok geçerli sebepleri vardı. Demek cezası o kadar büyüktü ki, karanlıkta ölümüne neden olduklarının acısını çekiyor olması yetmemiş bir de sevdiği kadın tarafından istenmiyor olmanın acısını yaşayacaktı bundan sonra.

“Ölmenin bile anlamı kalmadı artık!” diye yumruğunu vurdu yere.

O sırada annesinin yanına salona giren Kaan “Gene delirdi mi bu?” diyerek annesinin yanındaki koltuğa oturdu gözleri tavanda, “Babam neden bir yere yatırmıyor bunu anlamıyorum!”

Hale hanım gözlerini okuduğu kitaptan kalıdırp oğluna bakmakla yetindi sadece. Nusret beyin vefat eden kardeşinin bunca parası olmasaydı kendi çevresini ve evini bırakıp asla buraya gelmezdi bu kör oğlana bakmak için ama yapmıştı. Aslında Kaan’ın dediği gibi ondan kurtulmanın bir yolunu bulmuş olsalar eski hayatlarına geri dönebilirlerd daha zengin olarak ve bu çözümlerin en iyisi olurdu. Bu konuyu Nusret bey ile bir kaç kez konuşmaya çalışmış ama çok sert tepki almıştı. Derin bir iç geçirerek kitabına döndü yeniden.

Annesinden yüz bulamayan Kaan’da ayaklarını sehpanın üzerine uzatıp televizyonun kumandasına uzandı.

Nusret bey Erhan beyin telefonundan sonra kendini dışarıya atmıştı. Dört yıl  önce hastanede Erhan beyle bir anlaşma yapmışlardı. Kazadan kurtulan Filiz ve Hakan birbirlerinin yaşadıklarını bilmeyeceklerdi. İkisinin de annesi ve babası ölmüştü. Bu kazadan sonra mutlu ve sağlıklı bir ilişki yaşama şansları yoktu. Filiz’in neredeyse bütün yüzü yanmış. Hakan ise kör olmuştu.

Erhan bey Nusret beyin bu teklifini duyunca önce reddetmişti “Onlara bunu yapamayız Nusret bey, eğer öğrenirlerse bizi asla affetmezler” dedi ısrarla.

“Siz ya da ben söylemediğim sürece nasıl öğrenecekler söyler misiniz?” demişti Nusret bey sert bir ifadeyle. Kardeşinden kalan servet çok büyüktü. Onu kör bir oğlanla yüzü yanmış gencecik bir kıza bırakmak istemiyordu. Zaten karı koca olabilecek sağlıkları yoktu ikisinin de. Kazayı birlikte yaşamışlardı. Ömür boyu birbirlerine kazayı hatırlatıp duracaklar ve etkisinden kurtulamayacaklardı. Filiz ameliyatlarla düzelebilirdi ve kendine sağlıklı yeni bir aşk bulabilirdi. Bu travma ikisininde hayatında derin izler bırakacaktı ve birbirlerini daha da kötü yapacaklardı.

Erhan beyin acısı o kadar büyüktü ki, Nusret beyin kendinden emin bu ifadedelerine ikna oluvermişti nasıl olmuşsa. Torununun daha fazla üzülmesini istemiyordu gerçekten. Adam haklı olabilirdi. Nasıl devam edeceklerdi hayatlarına bir arada. Filiz kör bir adama bakmak zorunda mı kalacaktı yani bundan sonra? Peki ya onu ailesini öldürmekle suçlarsa ne olacaktı? Bu Hakan için daha da kötü olurdu muhtemelen. Bu çocuklar daha gençti, hızla toparlanıp hayata yeniden bağlanma şansları varken onları bu kazadan sonra birbirlerine mahkum etmek ikisine de yapılacak en büyük haksızlık olurdu gerçekten.

O zaman öyle gelmişti Erhan beye, ikna olmuş Nusret beye tamam demişti ama şimdi torunun halini görünce bunun alabilecekleri en yanlış karar olduğunu anlıyordu. Ne olursa olsun Filiz’e gerçeği söyleyecekti artık. Bu çocuklara çektirdikleri eziyet bir son bulmalıydı.

Sahile gittiğinde Filiz yine uzaklara dalmış denizi seyrediyordu. Sessizce yanına oturdu önce. Söze nereden başlayacağını bilmiyordu ama şimdi konuşmassa bir daha bu konuyu açmaya cesaret edemeyeceğini hissediyordu.

“Kızım seninle konuşmam lazım” dedi boğazını temizleyerek.

“Dede istediğin misafiri çağırabilrisin benim için sorun değil, seni üzmek istemiyorum” dedi Filiz ona ıslak gözlerle bakıp, “Sadece benim onlarla oturmamı isteme ne olur!”

Acıyla gülümsedi Erhan bey, “Tamam kızım merak etme!” dedi sevecen bir sesle, Ancak konu o değil”

Filiz ifadesiz bir yüzle bakmaya devam etti dedesine. Artık hiç bir şeyi merak etmiyor ve ilgilenmiyordu. Dedesi onun sırf kırılmasın diye dinliyormuş gibi yaptığını biliyordu çoğu zaman.

“Hakan yaşıyor!” dedi doğrudan torununun gözlerinin içine bakarak Erhan bey, lafı evirip çevirip anlatacak gibi hissetmiyordu kendini.

“Ne?” dedi Filiz uzun zamandır ilk kez bir tepki vererek.

“Hakan o kazada ölmedi kızım, biz size yalan söyledik!”

Filiz’in nefesi kesiliyor gibi olmuştu bir anda, dedesinin böyle bir konuda şaka yapmayacağını bilecek kadar tanıyordu onu. Emin olmak için gözlerinin içine baktı iyice yine de. Belki de daha önce gördükleri gibi bir hayal görüyordu yine. Belki evde bir yerlerdeydi şimdi ve biraz sonra bu duyduğunun bir hayal olduğunu anlayacak ve üzülecekti. Oysa gerçek olmasını ne kadar isterdi. Hakan yaşıyor olabilir miydi gerçekten? Öyle olsa bunca zaman neden bunu bilmesindi ki? Yaşıyor olsa gelmez miydi zaten? Bu kesin bir sanrıydı yine. Gözlerini dedesinden ayırıp denize çevirdi. Erhan beyin orada olmadığını ve bunun bir zihin oyunu olduğunu biliyordu. Bir süre sonra başını çevirdiğinde yanında kimsenin olmadığını görecekti.

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s