Kaderle oyun olmaz! – Bölüm 4

Erhan bey yazlığı temizlettirip Filiz’in ve kendi eşyalarını hazırlatana kadar bir hafta kadar süreye ihtiyacı olmuştu. Filiz ve Hakan’ın evi Hakan’ın amcası Nusret bey ile görüşüp kapatmışlardı. Ev zaten kira olduğu için sadece eşyaları dağıtmak kalmıştı ki Erhan bey onlara karışmayı pek istememişti. Oğlu ile gelinin evini boşaltmakta ona düşmüştü çünkü Nalan hanımın anne ve babası hayatta değillerdi. Ağabeyi de on yıl önce kanserden vefat etmişti. Dolayısıyla onun ailesinden de eve müdahale edecek kimse kalmadığından Erhan bey tek başına uğraşmak zorunda kalmıştı.  Evin içindeki her şeyi bir depoya taşıtmış evi de kiraya vermişti. Ev Filiz’indi nasılsa. Eşyalardan neyi saklayıp neyi saklamak istemediğine de daha sonra o karar versin istiyordu. Böylece sadece Filiz ve Hakan’ın evinden Filiz’in şahsi eşyalarını alıp kendi evine getirmişti.

Filiz’e hastaneden çıkacağını söylediğinde önce bir tepki alamadı. Kız boşluğa bakmaya devam  etti bir süre. Sonra Erhan bey yarın yeniden geleceğini söylerek çıkarken.

“Dede Hakan’ın ayakkabılarını giymiştim ben.” dedi fısıldar gibi. Uzun süredir konuşmadığından sesi çok çıkamamıştı.

Erhan bey onun konuştuğunu görünce hemen geri dönüp yanaştı yanına.

“Filizim duyamadım kızım yaşlılık!” dedi heyecanla ve kulağını ona doğru çevirdi.

“Hakan’ın ayakkabıları var bizim evde onları getirir misin yarın çıkarken giyeceğim” dedi Filiz yeniden.

Önce hangi evi kastettiğini anlayamayan Erhan beyin hayal meyal duyduğu ilk cümleyi de toparlayıp annesinin evini kastettiğini anladı. Evdeki eşyaları depoya taşıtmıştı ama nakliye firması topladığı için ayakkabıları görmemişti.

“Tamam kızım bulurum ben sen merak etme!” dedi Filiz’in saçlarını okşayarak ve hemen çıkıp depoya gitti.

Beyaz spor ayakkabılar, vestiyerin üzerindeki kutuların içinden çıktı. Adamlar her odanın eşyasını ayrı toplayıp bir arada ve çok düzgün yerleştirmişlerdi depoya. Bu halleri ile eşyaların daha altı yedi ay önce yaşayan ve evlatlarını evlendirme heyecanı yaşayan bir karı kocaya ait oldukları hiç belli olmuyordu. Üzerlerine örtülü naylonlar ve beyaz örtülerle hayaletlere ait gibi duruyorlardı daha çok. Gözlerinden yaşlar dökülerek deponun kapısını kapatıp çıktı Erhan bey.

Kapının önünde elinde tuttuğu ayakkabıları kaldırıp baktı. Bu ayakkabıların sahibi gencecik delikanlı şimdi altı aylık evli olacaktı yaşasaydı. Belki bu gün giyecekti bu ayakkabılarını. Belki bu ayakkabıları ile dedelerini ziyarete geleceklerdi torunuyla. Şimdi  dedeleri onu elinden tutuyordu. Ayakkabıların içinde anılardan başka bir şey yoktu. Nusret bey ile konuştukları geldi aklına, sonra daha fazla üzülmemek için kovalamaya çalıştı düşünceler kafasından.

Ayakkabılar onu bile bu kadar sarsmışken, onları Filiz’e götürmek iyi bir fikir mi karar vermedi önce Erhan bey. Kız aylar sonra konuşmuştu ilk defa ve bunları istemişti. Unuttum dese ne yapardı acaba?

“Yok yok böyle bir risk alamam!” dedi kendi kendine ve bindi arabasına. Ayakkabıları da yanındaki koltuğa bıraktı.

“Ya vermek riskse!” dedi bu sefer. Cebinden  telefonunu çıkarıp Filiz’in psikoloğunun numarasını çevirdi. Uzun uzun çaldı ama açılmadı.

“Kadıncağız görüşmede falandır muhtemelen” diyerek sürdü arabayı.

Kendi evi İzmir’de olduğundan, burada bir misafirhaneye yerleşmişti. Dağıttığı evlerin ikisinde de kalamazdı olanlardan sonra. Aylardır misafirhanede kalıyordu. Misafirhanenin bağlı olduğu kurumda bir arkadaşı vardı Allah’tan o durumun ne kadar özel olduğunu anlatıp ayarlamıştı bu odayı. Hastaneye de çok uzak olmadığından  kolayca gidip geliyordu. İzmir’den kendi arabasını getirtmişti. Bu yaşta şehrin içinde oradan oraya gitmek zor gelmişti başlangıçta.

Aylardır olduğu gibi yine doğru dürüst uyuyamadan kalkıp gitti hastaneye. Bu gün Filiz’i çıkartacaktı. Gelmeden misafirhane ile ilişiklerini kesmişti. Eşyalar arabadaydı. Buradan hava limanına gidecekler arabayı orada bırakıp İzmir’e uçakla geçecekler sonra ayarladığı arabayı alıp doğrudan yazlığa geçeceklerdi. Araba arkadan getirilecekti yine.

Onca  yolu hasta bir kızla araba kullanarak gitmeyi göze alamamıştı Erhan bey. Artık hiç bir şeye canı yetişmiyordu. Aylardır tek duası Filiz toparlanana dek başında durabilmekti. Ondan sonra bu yorgun ruhla bu yorgun bedeni daha fazla taşımak istemiyordu zaten.

Filiz’in odasına girdiğinde onu ilk kez odadaki koltukta otururken buldu. Dedesini kapıda görür görmez.

“Ayakkabıları getirdin mi dede?” dedi kız.

Aylar sonra tek konuştuğu şey ayakkabılardı kızın. Bu ayakkabılarla nasıl bir anısı olduğunu bilmiyordu Erhan bey ama vermekten başka çaresi kalmamıştı artık. Koltuğa yaklaşıp ona verdi torbayı. Filiz torbayı kucağına koyup içine baktı ilkin. Sonra sımsıkı sarıldı onlara ve ağlamaya başladı.

Torunun haline yüreği dayanmayan Erhan bey hemşirenin de odaya girmesini fırsat bilerek “Gideyim işlemleri halledeyim.” diyerek çıktı odadan göz yaşları içinde.

Yaklaşık kırk beş dakika sonra odaya döndüğünde hemşire Filiz’i giydirmişti. Ayakkabılar ayağındaydı Koltukta ayaklarını öne doğru uzatmış gözü onlarda oturuyordu.

Ayakkabıları ayağına giydiğinden beri o gün giydiğinde hissettiği huzur yayılmıştı içine. Gözlerinden yaşlar aksa bile Hakan’ı yeniden hissediyor gibiydi şimdi.

“Dede çok teşekkür ederim. O artık benimle!” dedi gülümseyerek Erhan beyi görünce.

Erhab bey yeniden ağlamamak için yutkundu ve eşyalarını da alarak torununun koluna girip onu aşağı indirdi.

Hastaneden ayrıldıktan yaklaşık altı saat sonra yazlığın kapısındaydılar. Yol boyunca Filiz eski sessizliğine bürünmüştü. Erhan beyin de konuşacak hali yoktu zaten. Onları evin önüne getiren araca parasını ödeyip eşyaları kapıya taşımaya başladı. Filiz bu arada bahçenin kapısında durmuş çok uzakta olmayan sahile dalmış gitmişti.

Onun halini gören Erhan bey “Dur şu valizleri içeri koyayım gidip yürüyelim sahilde ne dersin?” dedi hemen.

Aslında yol onu çok yormuştu ama torununun bir şeyle ilgilendiğini görünce bu fırsatı kaçırmak istememişti. Deniz her zaman iyi gelirdi insana. Onun o tatlı mırıltısı yardım edecekti Filiz’in yaralarını sarmasına bundan sonra.

Valizleri hemen kapınına ardına bırakıp çekip kilitledi kapıyı yeniden. Ev temizlenmiş ve bir kaç gün idare edecek yemekleri yapılmıştı. Erhan bey oradayken onlara yardımcı olması için bir yardımcı kadın ayarlamıştı. Her gün sabahtan gelip akşam gidecek ve evin yemek dahil tüm işini halledecekti. O da bütün gün torunuyla ilgilenmeyi planlıyordu.

Birlikte sahile doğru yürüdüler. Dalgaların sesini duymak Filiz’i gülümsetmişti anlıkta olsa. Denize en yakın noktaya kadar yürüyüp çakıl taşlarının üzerine oturdu. Erhan bey de ayaklarındaki ağrılara rağmen torununun yanına yerleşti. Sezon henüz başlamak üzere olduğundan sahilde düzenleme yapılmamıştı. Yazlıkçıların sadece bir kısmı gelmişlerdi.

“Bir aya kalmaz burada iğne atsan yere düşmez” dedi Erhan bey, Filiz cevap vermedi. Gözlerini denize dikip oturdu öylece.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s