Kaderle oyun olmaz! – Bölüm 3

Filiz gözlerini açtığında bir beyaz florasan lambanın ışığını farketti ilkin. Doğrudan gözüne gelmese de açmasıyla kapaması bir olmuştu gözlerini. Çenesinin altındaki kaşıntı giderek artıyordu. Gözlerini kısarak elini yüzüne attı ama umduğu hissi alamadı ne yazık ki. Eliyle yoklayarak yüzündekinin bir bandaj olduğunu çözdü. Bütün kemikleri ağrıyordu nedense. Gözlerini iyice açarak boynunu kaldırmaya çalıştı.

“Filiz! Kızım uyandın mı? Hemşire!”

Tanıdığı sesin sahibini seçmeye  çalışırken odaya girdi hemşire ve onun önüne geçip, “Merhaba Filiz hanım ben Sude. Sizin hemşirenizim. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu.

“İyi gibiyim” dedi mırıldanır gibi, hemşireyi görünce neden burada olduğunu hatırlamıştı, “Herkes iyi mi? Diğerleri nerede?” dedi merakla.

“Ben sizi kontrol edeyim her şeyi öğreneceksiniz” dedi Sude hemşire gülümseyerek, “Bir aya yakın  bir süredir kendinizde değildiniz. Bir dizi ameliyat geçirmeniz gerekti.”

“Ne bir ayı?” dedi Filiz endişeyle, “Durumum o kadar kötü mü?”

“Hayır şimdi gayet iyisiniz merak etmeyin. Geçirdiğiniz kaza sonucu ağır yaralandığınız için bakımınız biraz uzun sürdü.”

“Ne oldu bana? Ne ameliyatı oldum?” diyerek ellerini ve ayaklarını kontrol etti önce Filiz bir sorun yok gibi görünüyordu. Sonra elleriyle vücudunu yokladı, orada da bir sorun yok gibiydi. Sadece baldırında hafif bir acı hissediyordu.

“Bacağınız kırıldığı için oradan bir ameliyat geçirdiğiniz” dedi Sude hemşire onun kendini keşfetmesine izin veriyordu.

Sonra Filiz’in aklına yüzündeki bandaj geldi ve iki eliyle birden yüzünü tuttu. Yüzünün geniş bir kısmı bandajlıydı.

“Bu da ne böyle?” dedi heyecanla, “Yüzüme ne oldu benim?”

Erhan bey hemşireden müsade isteyerek torunun yanına geldi, “Sana her şeyi anlatacağım canım kızım. Uyandın ya çok şükür!” dedi onun elini tutarak.

Hemşire başıyla onaylayıp verip Filiz’in tansiyonunu ölçmeye devam etti.

“Dede!” dedi Filiz yeniden heyecanla, tanıdığı birini görmekten çok mutlu olmuştu.

“Annemler iyi mi? Hakan? Ya onun ailesi?”

Erhan bey gülümsedi acıyla, “Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum canım kızım” dedi gözlerinden yaşlar inerek.

“Yoksa annem ve babam?” dedi Filiz gergin bir sesle. Erhan bey başını önüne eğip, cebinden çıkardığı mendille burnunu sildi. Bu arada Filiz’in elini tutan eli de titremeye başlamıştı. Hemşire yaşlı adamın sarsıldığını görünce, odadan çıkmadan önce ona kapının yanında duran sandalyeyi getirdi oturması için.

“Dede?” dedi Filiz haykırı gibi, annesi ve babası ölmüş müydü yani? Hayır buna inanmıyordu. “Onlar arkada oturuyorlardı! Hakan, peki ya o ? Dede Hakan yaşıyor mu?” Filiz’in sesi artık çığlığa dönüşmüştü.

Fatih bey katılarak ağlamaya başladı artık, cevap bile veremiyordu. Filiz bir kabusa uyanmış olduğunu düşündü. Belki de bir rüya görüyordu gerçekten. Belkide gerçek değlidi bunlar Hem dedesi daha gelmemişti ki düğün için, kesin bir rüyaydı bu. Gözlerini sımsıkı kapadı önce ve sonra yeniden açtı.

Erhan bey hâlâ gözlerinin önünde katılarak ağlıyordu. Sonra kalkıp yatağın yanına oturdu ve eğilip sarıldı torununa sımsıkı ağlamaya devam ederek.

“Bir tek sen evladım. Allah bir tek seni bağışladı bize!”

Bu konuşmanın ardından Filiz’in yeniden konuşması için tam üç ay geçmesi gerekecekti. Doktorlar onun kendini kilitlediğini söylüyolardı. Tam kendine gelmişken torununu yeniden kaybetmek Erhan beye iyice acı geldi.

“Keşke bana söyletmeseydiniz doktor bey! Ben yanlış bir şey yaptım belki de!” diyerek kendini suçladı geçen üç ay boyunca.

“Erhan bey bu kadar ağır haberleri bir yakınından duyması en doğrusuydu inanın bana, bizden de duysaydı bu travma yaşanacaktı. Sizin suçunuz değil lütfen sakin olun. Filiz hanımı yeniden normal hayatına döndürmek için elimizden geleni yapıyoruz”

“Talihsiz kızım benim. Doktor bey acım öyle büyük ki inanın, aylardır uyku girmiyor gözüme. Ben ne günah işledimde bunca acıyı bir arada gördüm diye soruyorum kendi kendime. Eşimi kaybedeli beş yıl oldu. Benim tek ailem onlardı. Şimdi elimde bir tek torunum kaldı, onun da benden başka kimsesi yok!”

“Anlıyorum Erhan bey, inanın çok iyi anlıyorum. Acınız çok taze henüz. Zamanla hepsi bir düzene girecek. Elbette unutacaksınız demiyorum  ama bununla yaşamayı her ikinizin de öğrenmesi gerekecek. Söylediğiniz gibi hayatta kalan tek yakınlarınız sizlersiniz artık. Şimdi torununuz için güçlü olmanız gerekiyor.”

Doktorların tüm telkinlerine rağmen Erhan bey o kadar sarsılmıştı ki sağlığı her geçen gün bozuluyordu onunda. Filiz’in yanına hastaneye geldiği zaman güçlü görünmeye çalışıyor, dinleyip dinlemediğini bilse de ona kitap okuyordu bazen.

Filiz’in tek yaptığı üç  ay boyunca sessizce yatıp tavanı seyretmekti. Kendi başına yataktan kalkabiliyor, tuvaletine gidebiliyor ve yemeğini yiyebiliyor olmasına rağmen tüm bunlar sona erince uzanıp tavanı seyrediyordu. Yüzündeki sargıların bir kısmı açılmıştı. Bu üç ay içinde iki kez daha ameliyata alındı. Kazanın izlerini yüzünden silmek zaman alacaktı.

Araç yan yattıktan sonra içindekiler çıkmaya fırsat bulamadan alev almıştı. Çevreden koşanlar da ilk anda alevler yüzünden hiç birini çıkaramamışlardı. Bazen kaza anında yaşanılanlar Filiz’in gözünün önüne geliyordu, çığlıklar duyuyordu hayal meyal. Yüzünün asfaltta olduğunu hatırlıyordu bir tek o nasıl olmuşsa arabadan fırlamıştı. Alevleri hatırlıyordu, canının ne kadar çok yandığını da. Bir ara kutusundan çıkıp yola savrulan gelinliğini görmüştü. Hakan’ın arabada bıraktığı kutu Filiz ile birlikte savrulmuş olmalıydı. Bir gelinlik ile o kurtulmuştu kazadan. Rüzgarda uçuşan kire pasa bulanmış bir gelinlik ve kanlar içinde asfaltta yatan bir gelinle son bulmuştu evlilik hikayesi. Beş cenaze nikahtan geriye kalandı.

Nikah şahitliği yapan arkadaşları da şoka girmişlerdi. Onlar Hakan’ın kullandığı arabayı kendi arabalrıyla takip ediyorlardı. Arabanın bir anda yolun kenarına doğru savrulup ardından devrilmesi ile frene zor basabilmişler. Ne olduğunu idrak edip, arabadan inip, oraya varana kadar, koca araç bir anda alev almıştı. Asfalta savrulan Filiz’i son anda görüp koşup uzaklaştırmışlardı kaza yerinden.

Filiz kendinde değilken çokça gelmişlerdi ziyaretine, Erhan beyin konuşmasının ardından kızcağız şoka girince yanına girmek istememişlerdi. Onlar da karı koca psikolağa gitmeye başlamışlardı. Yaşanılanlar gerçekten o kadar acı vericiydi ki bu izleri nasıl silebileceklerini doktorlar dahil kimse bilmiyordu..

Filiz’in son ameliyatının ardından doktoru Erhan beye onu alıp artk eve götürmesi gerektiğini. Bir kaç ameliyat daha yapacaklarını ama onlar için Filiz’i hastanede tutmaya gerek olmadığını söylemişti. Psikoloğu ile görüşmeye devam edeceklerdi zaten. Kızcağız neredeyse beş aydır hastanedeydi. Erhan bey onu çıkarıp doğrudan eve götürmek  istemiyordu. Kendi yaşadığı evde oğlunun ve gelinin fotoğrafları vardı her yerde ve tabi tek torunu Filiz’in.

Havalarda iyice ısındığı için ona da iyi gelir düşüncesiyle Kuşadası’ndaki yazlığa götürmeye karar verdi.

“Doktor bey oğlum ne dersin deniz havası da iyi gelir belki kızıma?” diye sormuştu endişeyle doktora.

“Evet Erhan amca iyi olur” demişti doktor da onun omuzuna hafifçe dokunarak.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s