Kaderle oyun olmaz! – Bölüm 2

Böylece Filiz Hakan’ın ayakkabılarını giyip eve gitti. Sevdiği adamın ayakkabıları ayağındayken kendini ona daha yakın hissetmişti.

“Sırf bu duygu yüzünden topuklu ayakkabalarımı bırakabilirim, neden daha önce düşünemedim ki?” dedi kendi kendine sevgi dolu bir düşünceyle.

Oda nikahı aile arasında kıyılacağı için Filiz gelinliğini düğünde giymesine karar verilmişti. Çünkü nikah ile düğün arasında sadece iki gün vardı ve gelinliğin etekleri nikahta giyilirse kirlenecek düğüne de temizlenmesi yetişmeyecekti.

Nalan hanım ve kocası kızlarının gelinliksiz nikahlanacak olmasına iyice bozulmuşları.

“Ne yapalım beyaz bir elbise giyerim olmaz mı?” dedi anne ve babasına Filiz yalvarır gibi. Gerçekten yorulmuştu artık bir şeylerin kuralları olmasından. Neden bu kez de onlara özgü olamıyordu her şey. Neden herkesin geçtiği yollardan geçmek zorundalardı birebir ve neden bu kadar önemliydi “elalem ne der?”

Hatta o nikahta Hakan’ın spor ayakkabılarını giyseydi beyaz elbisesinin altına. Ne kadar romantik olurdu kim bilir ama bir de bunu söylese ailesine kesin kıyamet kopardı. Yine de gülümsetti hayali Filiz’i.

Filiz’in beyaz elbisesi de  hazırlandı, şehir dışından gelecek dedelere durum bir şekilde açıklandı. Herkesin düğüne gelmesine karar verilerek, aile arasında oda nikahı yapılmasına nihayet saatler kaldı.

İki aile, şahit olarak Filiz ve  Hakan’ın iki arkadaşından başka kimse olmayacaktı nikahta. Nikah saati akşam üzeri bir saat belirlenmişti. Akşamına hep beraber yemeğe gidilerek kutlama yapılacaktı en azından. Oda nikahından sonra evlere dağılmakta olmayacaktı çünkü. Filiz ve Hakan düğünden sonra kendi evlerine geçeceklerinden nikah ve yemeğin ardından yine aileleriyle döneceklerdi. Aslında biz kendi evimize geçelim demek istiyorlardı ama ailelerinin kabul etmeyeceğini bildikleri için seslerini çıkarmadılar.

“İki güncük daha aşkım, sonra hep birlikte olacağız!” dedi Hakan aşkının alnından öperek.

Düğün günü ve nikah günü Hakan’ın arabası gelin arabası olacaktı. Nikah günü kendilerinden başkası olmayacağından arabayı kendi kullanmaya karar verdi. Filiz beyaz elbisesi ile yanına oturacaktı.

“Tamam da o zaman anneler ve babalar nerede oturacak?” dedi Filiz huzursuzlanarak bunun da sorun olacağını biliyordu.

“Haklısın” dedi Hakan bu hiç aklına gelmemişti. Şimdi birilerini şahitlik yapacak arkadaşlarınına arabasına verseler diğerleri bozulurdu.

“En iyisi ben Halit’lerin o büyük arabayı alayım ne dersin? Düğünde gene bizim araba olur nasılsa hepimiz binmeyeceğiz o gün. Nikaha giderken Halit’lerinkiyle gideriz”

“A ne iyi olur biliyor musun? O zaman herkes rahat rahat sığar hiçte sorun olmaz.”

Araba sorunun da böylece çözüldükten sonra nihayet nikah sabahına ulaşıldı. Filiz gelinlik giymeyecekti ama yine de sabah kuaförden randevusu alınmıştı, anneler ile şahitlik yapacak arkadaşlarından kız olanı gidecekler hep beraber saçlarını makyajlarını yaptıracaklardı. Nikahtan sonra fotoğrafçı da ayarlanmıştı. Düğün günü misafirlerle ilgilenmek zorunda kalacaklarından onu da bu gün halledelim demişlerdi. Nasılsa bu gün her  şey sakindi bir yere yetişmeleri, kendinden başkalarıyla ilgilenmeleri gerekmiyordu. Nalan hanım baştan karşı gelmiş olsa bile, günün  sakinliğini tadınca “İyi mi oldu ne böylesi?” dedi kendi kendine ama diğerlerine yine de bir şey söylemedi.

Kuaförden sonra Hakan, Halit’in arabasıyla gelip hepsini aldı ve hep birlikte Filiz’in evine gittiler. Babalar hanımları orada bekliyorlardı. Nikah saati gelene kadar hep birlikte orada oturacaklar, ondan sonra da hep birlikte çıkıp salona gideceklerdi. Hakan hanımları kuaförden aldıktan sonra gidip gelinliği alacaktı gelinlikçiden. Bu gün giyilmeyecekti ama yarından sonra gelenler başlayacağı için gidip alacak vakti olmayacaktı kimsenin. Bu gün nikah akşam saatine yakın alındığı için gündüz vakit olacaktı nasılsa diye o güne bırakılmıştı gelinlik işi.

Hanımlar kuaförden geldikten sonra Nalan hanımın önceden hazırladığı yemekler yenmesi için masa kuruldu hemen. Uzun süren kuaför zamanından sonra hepsinin karnı acıkmıştı. Hanımlar makyajları ve saçlarını bozmamaya çalışarak masayı kurdular, yemeklerini yediler ve sonra hep birlikte topladılar. Üzerine birer de kahve içtiler. Bu arada Hakan gelinliği alıp gelmişti.

“Cumartesi kuaförde giyeceksin nasılsa diye eve çıkarmadım” dedi kapıdan eli boş girmesine Filiz şaşırınca.

“E oğlum getirseydin de görseydin biz de!” dedi Hakan’ın annesi.

Nalan hanım ile babalar da “Getirseydin” deyince, Filiz hemen sahip çıktı müstakbel kocasına “Neyse Hakan hepinize sürpriz olsun istiyor” diyerek araya giriverdi. Gençlerin bu dayanışması güldürdü hepsini bir şey demediler başka.

Nikah gününün sakin ve koşturmasız geçmesiyle hepsinin günler süren gerginliği sona ermişti. Evde keyifli bir hava hakimdi. Sanki kendi nikahlarına değilde, başkasının nikahına gidecek gibiydiler. Evden çıkarken herkes nazikçe birbirine yok verdi ve hep beraber Halit’in büyük arabasına bindiler.

Arabayı Hakan kullanacaktı, yanında Filiz. Onların arkasındaki sırada anneler, en arka sırada da babalar oturacaktı. Şahitlik yapacak arkadaşları kendi arabalarıyla geleceklerdi salona. Zaten onlar da geçen yıl evlenmiş genç bir karı kocaydılar.

Şahitliğin aileden birileri tarafından yapılması gerektiğini düşünen Hakan’ın babası biraz bozulmuştu bu işe. Hakan’ın amcası olmalıydı mesela şahidi. Ama Nusret bey düğün için cumartesi gelecekti. Aslında çocuklar arkadaşlarını araya sokmasalar ağabeyine hemen söylerdi adamcağız ama fırsat bulamamıştı. Nusret bey onsuz nikah kıyıldığını duyunca kardeşine sitem edecekti şimdi gelince.

Ve beklenen her büyük an gibi bu da çok kısa sürdü ve nikah kıyıldı arkasından fotoğraflar çekildi derken, insan hayatının en önemli zamanlarından bir tanesi bir saat bile sürmeden sona erdi.

En son herkes birbirini öpüp tebrik ettikten sonra sıra yemek için ayrılan yere gitmeye gelmişti. Düzen hiç bozulmadan gelindiği şekliyle arabalara yerleşildi ama yerleşilmeden önce süslenmiş arabanın önündede poz poz resimler çekildi. İki ailenin de gözleri nemliydi, çocuklarının nikahları onları duygusallaştırmıştı. Filiz ve Hakan’ın ise mutuluktan gözleri parlıyordu.

Şahitlik yapan arkadaşları bu mutlu anın fotoğraflarının bir kısmını onlar daha arabaya binmeden sosyal medyada paylaşmıştı bile.

“Hava iyice bulut topluyor dedi Hakan’ın babası”

“Neyse yağmura çamura karışmadan hallettik işimizi çok şükür” dedi annesi de

“Ya değil mi ıslanmadan bindik hepimiz arabaya çok şükür” dedi Nalan hanım da, Filiz’in babasına söz sırası gelmişti  ki bardaktan boşanır gibi bir yağmur başladı aniden.

“Restorana da girseydik öyle başlasaydı bari” dedi bunun üzerine Filiz’in babası.

“Ya sevgilim bu arabanın silecekleri nerede ki bulamıyorum” dedi Hakan’ın sesi.

Yağmurun arabanın ön camından şelale gibi aktığını gören Filiz, Hakan’ın telaşlı sesine döndü hemen. Hakan direksiyonun yanında silecekleri çalıştıran mekanizmayı arıyordu.

Hakan’ın babası oğlunun telaşını farkedince, “Oğlum orada sağdadır elini at gelir!” dedi son olarak.

Filiz’in hatırladığı son  şey arabanın sağ tarafa doğru yükseldiği ve sonra büyük bir ses çıkararak devrildiğiydi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s