Kaderle oyun olmaz! – Bölüm 1

Filiz ve Hakan iki yıllık birlikteliğin ardından nihayet evlenmeye karar vermişler, her iki ailede tatlı bir telaş başlamıştı. Her  iki ailenin de şehir dışında yaşayan ahbap ve  tanıdıkları olduğu için tatile denk gelen bir gün düğün tarihi olarak seçmişlerdi. Henüz belediye başvurusunu yapmadan istedikleri tarihin uygun olacağını düşündüklerinden davetiyeleri basmakta acele etmişler belediyede de ilgili güne uygun olmadığını öğrenince canları sıkılmıştı.

“Bence hafta içi nikahı kıydırıp, düğünü yine tatile denk getirebilirsiniz” dedi ilgili memur.

“Evet ama önce bunu annemlerle de konuşmamız lazım” dedi Filiz bu kez Hakan’a bakarak.

“Tamam hemen şimdi ararız onları sorarız olmaz mı? Biraz daha beklersek bu sefer de düğünden sonraki günlere kalacağız çünkü.”

İki genç görevli memurdan müsade isteyip kendi anne ve babalarını aradılar. İki ailede baştan “Olur mu öyle şey! Nikah başka gün, düğün başka gün?” diye itiraz etseler de, çocuklar durumu bir kez daha anlatınca ikna olmak zorunda kaldılar.

“Hayır evladım biz size dedik şu davetiyeler için acele ediyorsunuz, ilk iş davetiye basılmaz diye ama dinletemedik ki!” diye sitem etti Filiz’in annesi.

“Anneciğim davetiyemizi tasarlayan arkadaşımız Amerika’ya gidecekti. Kaç kez anlattık ya. Basıldığını görmek istedi gitmeden, biz de hatırını kırmadık bastırdık Bir tanesini alıp gitti hatıra olarak işte!”

“İyi de kızım şart  mıydı davetiyeyi o çocuğun tasarlaması. Hayır sonra basılırdı ya da arkadan yollardınız yine, kerbela da yaşamıyoruz ki! Postanesi var, kargosu var. Acele ettiniz. Şimdi nasıl iki defa gelin diyeceğiz insalara, çoğu şehir  dışından geliyor”

“Hakan’ın babası ‘Nikahı aile içinde kıyalım, oda nikahı olsun’ demiş” dedi Filiz hemen.

Deminden beri söze karışmayan babası atıldı bu sefer.

“Olur mu canım  bir ayıbımız varmış gibi öyle gizli saklı oda nikahı falan”

“Ya baba ne alakası var  insanlar masraf olmasın diye hep öyle  yapıyor şimdi. hem!”

“Kim yapıyor Allahaşkına! Her şeyi bir kendi başınıza yapmaya kalkışmalar. Bak uğraşıyoruz sonra. Ne diyeceğiz dedenlere düğüne  gelince, biz nikahı sizsiz kıydık mı diyeceğiz?”

Filiz başını önüne eğip sustu. Onlar evlenip mutlu olmak istiyorlardı ama herkesin gönlünü yapmak, her adeti yerine getirmek, büyükler, küçükler derken iş çığırından çıkmıştı iyice. Kendi evlilikleri ile ilgili karar bile alamıyorlardı istedikleri gibi. Kendi ailesi başka şey söylüyor, Hakan’ın ailesi başka şey söylüyordu bazen. İşler iyice karışıyordu o zaman.

Esas karmaşa düğünde masaların düzeni yapılırken yaşanılacak  gibi duruyordu çünkü her iki ailede henüz birbirlerine söylememiş olsalar da epey insan davet emeyi planlamışlardı. Salon iki yüz kişilikti dolayısıyla her aile yüz kişi çağırabilecekti en çok. Akrabalar, eş, dost çok olunca planlamak zorlaşıyordu. Birinci derece akraba mecbur çağırılacaktı. Ahbaplar vardı, düğünlerine  gidilenler vardı. E çocukların arkadaş çevreleri de vardı. Kimseyi küstürmeden bir şeyler yapılacaktı. İki aile de büyüktü, Teyzeler, amcalar, halalar, dayılar ve kuzenlerle onların çocukları zaten salonun yarısından çoğunu dolduruyordu. Daireden arkadaşları vardı annelerin, babaların emekli arkadaşları vardı. Konu komşu vardı. Ellerinde büyümüştü çocuklar ayıp olurdu çağırılmasalar.

“Oğlum zaten bir oda nikahı çıkardınız, nikah töreni olmayacak düğünde. Takı merasimi de olmasın diyorsunuz. İnsanlar mecburen masaları dolaşırken takacaklar getirdiklerini. Öyle de kim ne takmış takibi çok zor olacak şimdi”

“Anne ne yapacaksınız kim ne takmış Allahaşkına?”

“Olur mu çocuğum, siz de onların bir şeyi olduğunda takacaksınız gidip belki ya da takmayacaksınız duruma göre. Bizim zaten daha önceden takı taktığımız için gelip takanlar olunca ben diyeceğim zaten. Kameradan oturur seyrederiz düğünden sonra konuşuruz bunları.”

“Anne biz balayına gideceğiz  ya düğünden sonra, ne kamera seyretmesi?”

“A! Gelmeyecek misiniz geri sanki evladım. Ayrıca siz gidin nereye giderseniz biz babanla oturur seyrederiz ikimiz.”

Her gün tutulan evin eksikleri, düğün hazırlıkları, gelinlik provaları derken nasıl akşam olduğunu anlamıyorlardı. Büyük parça mobilyaların hemen hepsi seçilmişti ama henüz hepsi gelmemişti. Ev şimdilik kira olduğundan istedikleri gibi de olmuyordu her şey tabi. Gerçi eski bir ev  değildi. Mutfağı banyosu epeyce güzeldi ama Filiz’in annesi “Odalara dolap yapılsa iyi olur” demişti. Babası “Ne dolabı hanım kira evine?” diye çıkışınca, “Kendi evlerine inşalah!” demişti Nalan hanım gözlerini devirerek.

“Kızım bu oğlanın evi de yokmuş, siz nasıl geçineceksiniz bir de kira ödeyerek” demişti Nalan hanım kızına işler ilk kez ciddiye bindiğinde.

“Ay anne! Siz evlendiğinizde her  şeyiniz var mıydı? Bizde çalışır yaparız işte ne  var!”

“Kızım devir şimdi aynı devir mi? Biz dedenin emekli ikramiyesi ile ev almıştık misal. Babanla da on yıl içinde aldık çok şükür evimizi. Böyle fahiş fiyat yoktu ki o zaman. Şimdi ömrü billah çalışsan anca ödersin ev borcunu. Bak yarın çocuk çocukta olunca çok zor olacak.”

“Anne seviyorum Hakan’ı, hem de çok seviyorum. Şimdi evi yok diye vaz mı geçelim evlenmekten yani?”

“Yok yavrum geç diye değil de, hani işiniz zor demek istedim ben!”

Nalan hanım kızına kıyamamış uzatmamıştı konuyu, gençti tabi bunlar. Geleceğe umutla bakıyorlardı. Baksınlardı da zaten. İnsan yaşlandıkça karamsar oluyordu.

“Vallahi her şey gençlikte bey” demişti çocukların haline bakıp, “Baksana ne güzel herşeyi çabucak hallederiz sanıyorlar şimdi.”

“Kendi evlerine geçip kapıyı kapayınca anlarlar Nalan, bırak gitme üslerine. Kız haklı biz nasıl yaptıysak onlar da yaparlar. Bak ekmeklerini ellerine aldılar çok  şükür. Evleri barkları da olur inşallah.”

“İnşallah Sunullah! İnşallah!”

Günler hızla geçip gitmeye başladı böyle, iki aile ve gençler öyle böyle ileri hallederek, arada bir anlaşarak, arada bir atışarak oda nikahı gününe yaklaştılar nihayet.

“Ay bu gün ayaklarıma kara sular indi yemin ederim” dedi Filiz, Hakan ile yakında birlikte yaşayacaklarıı eve döndüklerinde. Her zaman giymeye bayıldığı topuklu ayakkabıları ayaklarını yara yapmıştı iyice.

“Kızım sen de vazçemedin şu topuklu ayakkabı olayından!”

“E tamam da asıl bu gün lazımdı, gelinliğin son provasına etek boyu için giydim biliyorsun.”

“Aşkım bir torbaya koysaydın orada giyerdin yine. Seviyorsun işte sen bu topuklu işini. Nasıl yürüyorsun bilmiyorum gerçekten o incecik şeylerin üzerinde.”

“Ya tamam seviyorum ne var! Ayakkabı da seviyorum, topuklu olunca daha çok seviyorum.”

“Şu dolabın  halinden anlaşılıyor aşkım baksana yarısından çoğu senin ayakkabın zaten”

“Hah iyi dedin bak, ayaklarım mahvoldu, eve giderken seninkileri giyip gideyim nasılsa aynı evde yaşayacağız bri haftaya”

“Geri getir ama bak en sevdiğim ayakkabılarım onlar!”

“Aşkolsun Hakan ya! Hem senin ayakkabılarını giydiğimi kimseye deme! Gelinin ayakları palet gibiymiş demesinler! Kırk numara ya!”

“Ben senin her şeyini seviyorum aşkım kırk beş numara ayağın olsa da sana deliler gibi aşığım ben! Dikkat et de yürürken ayağından çıkıp seni düşürmesinler ama!”

“Yok aşkım bir numaradan ne çıkacak ayağımdan sen merak etme.  Ha kırk, ha kırk bir!”

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s