Gerçeğin peşinde – Bölüm 2

Yeni evlerine taşınalı üç ay olmuştu. Kamil bey bu süre içinde bir kez olsun eski evlerine veya annesinin mezarına uğramaktan bahsetmemişti. Sadece geldiklerinden beri çok sessiz ve düşünceli görünüyordu.  Derya bunca yıldır babasının bıyık bıraktığını hiç görmemişti.

Burası daha önce  yaşadıkları yer kalar popülasyonu yüksek bir yer olmadığını için ikisi içinde iş imkanları çok sınırlıydı. Kamil bey ömrünü masa başı işlerinden  geçirmiş olmasına rağmen şimdi bir fabrikaya işçi olarak girmişti. İlçede ki bir kaç devlet dairesinden başka memuriyet tarzı bir iş yoktu.

Alışveriş etmek için alıştıkları tarzda marketler, dükkanlar da bulunmadığı gibi, babasının tuttuğu ev ilçenin dışında Turmak köyüne yakın olduğu için başlangıçta ulaşım konusunda sorun yaşamışlardı. Sonunda Kamil bey hem kendisine hem de kızına burada rahatlıkla kulllanabilecekleri basit ve uygun fiyatlı iki motorsiklet almıştı.

Derya babasının motorsiklet kullanmayı bildiğini de o zaman öğrenmişti. Kamil bey bambaşka biri gibi davranıyordu buraya geldiklerinden beri. Annesi ile aralarında Derya’nın bilmediği ne yaşanmış olabilirdi bilmiyordu ama babası sanki tüm geçmişlerini silip atmak istiyor gibiydi.

Etrafında tarla ve  bostanlar olan bir evde  yaşadıklarından, komşuları var denemezdi. Onların arazisinde kalan tarlalara bahar gelince bir şeyler ekebileceklerini söylemişti Kamil bey. Hatta Derya isterse annesinin anısına bir çiçek tarhı yapabileceklerini de eklemişti gözleri dolarak. Geldiklerinden beri sadece o zaman geçmiş yaşamlarını özlediğini hissetmişti babasının Derya.

Tüm bunların hayata geçmesi için havaların biraz daha ısınması gerekiyordu. Üniversiteyi yeni bitirmiş olduğundan burada bir iş bulup çalışabileceğini düşünmüştü Derya ama bu kadar küçük bir yetleşim yeri hayal etmemişti gelirken. Burada bir iş bulabilmek için üniversite mezunu olmaya gerek olduğunu sanmıyordu. Çok fazla esnafta göremediğinden iş için de nereye başvuracağını bilemiyordu. Motorsikleti kullanmayı öğrenmesi bir ayını almıştı, sert bir mevsim ve yerlerde çoğunlukla ıslak ve kaygan olduğundan babası onu hemen kullanmasına izin vermemişti.

“Sadece  havanın kuru olduğu zamanlarda çıkarabilirsin ilçeye gitmek için” demişti.

Üç ay içinde sadece iki kez motorsikleti ile ilçeye gidebilmişti bu yüzden ve bu gidişler sırasında da iş için uygun bir ortam görememişti. Babası cep telefonlarını malyetleri daha düşük paketlere geçmek için bir arkadaşıan götüreceğini söylerek almıştı elinden ve henüz geri getirmemişti. Söylediğine göre arkadaşı bu şehirde yaşamadığı için ona kargo ile yollamıştı ve henüz arkadaşı geri göndermemişti.

“İyi ama sadece hat değiştirmek için neden telefonlarımızı da yolladık ki?” diye sorduğunda;

“Donanım ile ilgili bir sorun varsa onlarında çözülmesi için elbette, sence burada telefonlarımız bozulsa yaptırabileceğimiz yerler var mı?”

Böylece Derya’nın arakdaşları ile bağı da kesilmişti. Yeni evlerinde internet olmadığı için kimse ile de haberleşmesi mümkün olamıyordu. Sıkıntıdan patlamak üzereydi ve ne yapacağını iyice şaşırmıştı. Kamil bey çok yakında fabrika da ona da bir iş ayarlayacağını söylüyordu. O zamana kadar yeni evlerini yerleştirmek, düzenlemek ve günlük işlerini yapmak Derya’nın işiydi. Ayrıca bahar gelip bahçe ve tarla hareketlenince günü ancak onlarla tamamlayabileceğini görecekti. Arazi küçük olmadığı için burda yetiştirdiklerini ilçe pazar ve halinde satmaları da mümkün olabilirdi.

Hayatlarındaki tüm bu eksilme ve gerilemeye annesinin ölümününün yol açtığını düşünmek çok tuhaf geliyordu Derya’ya. Acaba annesinin acısı yüzünden babası aklını mı oynatmıştı. Güzel ve iyi gelir elde ettiği işini bırakmış, büyük şehirdeki rahat evlerini bırakıp uraya gelmişti. Şimdi ise hayatında hiç olmamış bir sadelik ve farklılık içinde hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyordu.

O sabah yeniden bir şeyler bulma umuduyla İlçeye gitmeye karar vermişti. Babası işe gittikten sonra ahıra bıraktıkları motorsikletini almaya gitti. Neredeyse hiç kullanılmadığı halde motorsikletin ön tekerleği tamamen inmişti.

“Hay Allah!” diyerek motosiklete bir tekme savurdu. Bu kerbela gibi yerde her şey kendi kendini tüketerek yok ediyordu herhalde ve bir gün onlarda yataklarında yok olacakları belki bu yüzden.

Üç aydır biriktirdiği tüm sıkıntı beyin damarlarını patlatmak ister gibi hücum etmişti sanki. Ahırdan öfkeyle dışarı çıkıp derin derin nefesler aldı. Sahip olduğu yaşam koşullarını kabullenmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.

“Neden bir araba yerine motorsiklet aldık sanki? O zaman hava şartlarıda sorun olmazdı hem!” dedi kendi kendine. Şu anda sorun hava şartları değildi ama onun söylenmeye ihtiyacı vardı. Söylenecekti ki rahatlayacaktı.

İlçeye giderken yolda küçük bir benzinci ve yanında da bir tamirci olduğunu hatırladı birden. Çok yakın değildi ama zaten yapacak daha iyi bir işi de yoktu. Hava da yumuşaktı bu gün şansına. Motorsikleti ahırdan çıkardı, gidip içeriden çantasını aldı ve eliyle tutarak motosikleti yürütmeye başladı. Oraya kadar yürüyerek gidebilirdi. Motor tamir edilince de doğrudan ilçeye geçer, geç olmadan da eve dönerdi.

Motorsikleti iterek yürümek düşündüğünden daha zor olmaya başlamıştı, daha yirmi dakika yürümüş olmasına rağmen kan ter içinde kalmıştı. Hesaplarına göre on dakika sonra benzinciye varmış olması gerekiyordu ama sanki motor yok ilerledikçe ağırlaşıyor gibiydi. Biraz dinlendikten sonra iterek yürümeye devam etti. Yaklaşık kırkbeş dakika daha yürüdükten sonra oraya varabildi. Mesafeyi doğru dürüst hesaplayamadığı ortadaydı. Bir o kadar daha yürüse ilçeye bile varırdı muhtemelen. Çok terlemişti ve yorgunluktan tansiyonu düştüğü için dizleri titremeye başlamıştı. Motoru kaldırıma dayayıp önce benziliğin marketine girdi ve kendine bir şişe su aldı. Kaldırıma oturup suyu içti, beş on dakika içinde biraz kendine gelmişti. Ayağa kalkıp benzinliğin arkasındaki  derme çatma binaya doğru itti motorunu.

Görünüşe göre etrafta kimse  yoktu. Başını içeri doğru uzattı. Önündeki arabanın içine  neredeyse yarı beline kadar eğilmiş olan adamı farkedince;

“Merhaba, yardımcı olabilir misiniz?” diye seslendi.

Adam başını motorun içinden çıkarmadan; “Sorun neydi?” diye cevap verdi.

“Motorumun lastiği patlamış sanırım”

“Yedek lastiğiniz var mı?”

“Hayır yok!”

“Güzel! Benim de yok, siz oraya bırakın, dört beş gün sonra gelip alırsınız”

“Dört beş gün mü? Bana şimdi lazım bu motor!” diye haykırdı Derya. Onca  yolu yürümekten canı çıkmıştı zaten. Şimdi ilçeye gidemese bile eve kadar  geri yürüyecek hali bile yoktu.

Adam başını motorun içinden çıkarıp ona baktı.

“Ne yapayım motor lastiği mi icat edeyim şimdi?” dedi ciddi bir ses tonuyla.  Bıyığı ve sakalından yüzü seçilmeyen bir adamdı tamirci. Yüzüne kadar indirdiği kasketi ile gözlerini  de seçmek mümkün olmuyordu.

“İyi ama eve nasıl döneceğim bu yoldan geçen bir toplu taşıma aracı yok ki?”

“Nerede yaşıyorsunuz?”

“Turmak köyüne yakın”

“Biraz beklerseniz ben sizi evinize bırakırım!”

“Ben eve bırakılmak istemiyorum motorumun tamir edilmesini istiyorum.”

“Tamam o zaman şöyle yapalım! Siz motorunuzu burada bırakın, benimkini alın, bir hafta sonra motorumu alıp getirin ben de size sizinkini vereyim!”

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s