Gerçeğin peşinde – Bölüm 1

Gözlerini kapatıp kendini aklına üşüşen binlerce düşünceden uzak tutmaya çalışıyordu. Günlerdir düşünüyordu. Çocukluğundan başlayarak her yılı, her olayı hatırlamaya çalışıyor yine de dünyanın en mutlu ailesinden başka bir şey bulamıyordu. Evet babası uzun şehir dışı görevlerine gitmişti çoğu zaman. Onlar annesi ile başbaşa onun geleceği günü beklemişlerdi sabırsızlanarak ve özleyerek. Bu  uzaklaşmalar onları birbirlerine yabancı hale getirmemişti. Babasının annesini bu seyahatlere rağmen hiç ihmal etmediğini biliyordu. Hepsinden önemlisi onlar birbirlerine gerçekten aşık iki insandılar.

Peki o halde neden? Annesi neden canına kıymıştı. Aklı bir türlü onun kendini asarak öldürdüğü gerçeğini kabul edemiyordu. Eşi ve kızı tarafından bu kadar sevilen bir kadın, görünen herhangi bir bunalımı ya da sıkıntısı yokken niye kıyardı canına?

Görünüşe göre babası Kamil bey de ondan fazlasını bilmiyordu. Çaresizce Derya’nın gözlerinin içine bakıyor ama bir şey söyleyemiyordu.

“Bilmiyorum!” demişti bir kez hıçkırarak sadece, “Bilmiyorum!”

O küçük bir kızken annesi ve babasının aşkını kıskandığını hatırlıyordu. Onların o kadar elle tutulur bir sevgisi vardı ki birbirlerine karşı. Hep eksik sevilmekten korktuğu için aralarına girer, yan yana oturmalarına, el ele yürümelerine asla izin vermezdi. Hatta birlikte uyumalarına bile. Onlar birbirlerini gördüklerinde ya da birbirlerinn etrafında olduklarında onu unutacakları korkusuna kapılırdı. Oysa ikisi de kızlarını kendilerinden bile çok seviyorlardı. Çocuk olmak böyle bir şeydi ama uzun süre ikna olmamıştı onu da çok sevdiklerine.

“Siz birbirinizi beni sevdiğinizden daha çok seviyorsunuz!” diye ağladığında ikisinin onu karşısına alıp uzun uzun konuştuklarını ve sonra sımsıkı sarıldıklarını hatırlıyordu. Muhtemelen onun kıskanç bir yapısı olduğunu düşündükleri için bir kardeş yapmamışlardı. Bir de kardeşi olsa aileye hiç huzur vermeyeceğini düşünmüş olmalıydılar.

“Hayır hiç alakası yok!” dedi Kamil bey kızının bu yorumu üzerine, “Bizim bir çocuğa daha ayıracak maddi ve manevi gücümüz yoktu hepsi bu. Ben sürekli şehir dışındaydım. Annen seninle yanlız kalmak zorundaydı, bir de kardeşin olsaydı bunu başarabilmesi mümkün değildi.”

Karısının ölümünden kısa bir süre sonra, Kamil bey eve gelip başka bir şehire taşınacaklarını söylediğinde çok şaşırmıştı. Büyüdüğü, annesi ile bütün anılarına ev sahipliği yapan bu  evden ayrılmak aklının ucuna bile gelmemişti daha önce. Babasının söylerken sesinin titrediğini farkettiği için susmuştu.

Diğer yarısını kaybetmiş bir aşık olarak çok acı çeliyor olmalıydı Kamil bey. Bu evdeki, bahçedeki her şey ona karısını hatırlatıyor olmalıydı. Derya’dan önce de çok yaşanmışlıkları vardı onların bu evde.

Başka bir eve taşınmayı anlaması mümkündü ama başka bir şehir çok fazla gelmişti yine de ona. Annesinin mezarını bu şehirde bırakacaklardı en başta. İstediği zaman gelip onu göremeyecekti. Ona terkedilmiş hissettireceklerdi belki de bu yüzden.

Belki de konu buydu. Kamil bey kendi seçimi ile gittiği için karısına kırgındı. Onu burada bırakıp gitmek istiyordu bu yüzden belki. Babasının bu kadar derin bir buhran yaşayıp yaşamadığını anlaması mümkün değildi. O her zaman ki gibi Derya’yı görür görmez, her şey çok yolundaymış ifadesini takınıyor ve bir sorun olduğunu reddediyordu.

Bu nedenle onu ve kararını sorgulasa bile bir yere varamıyacağını biliyordu Derya. Yine de ona da fikrini sormasını isterdi. Annesi ile bağı olan bir tek o değildi. Derya’nın da bağı ve bir yaşamı vardı. On sekiz yaşını geçmişti istese burada kalabilirdi. Yani babasına burada kalmak istediğini söyleyebilirdi ama bunu ona yapamazdı. Onun kararlı olduğunu biliyordu gitmekte, annesini kaybedip ardından ikisini de yalnızlığa mı  mahkum edecekti. Tam aksine şimdi birbirlerine destek olmaları gerekiyordu. Birbirlerine ihtiyaçları vardı.

Garip bir şekilde bu  şehirde hiç akrabaları  yoktu. Evlendikten sonra babası bu şehirde  yaşamaları konusunda ısrar etmişti. Oysa ikisi de burada büyümemişlerdi. Efsun hanım kocasını o kadar seviyor ve güvenyordu ki, onun bu şehirdeki işin gelecekleri için daha iyi olacağı konusundaki ısrarına direnememiş, ailesinin baskısına  rağmen taşınmayı kabul etmişti. Anlattıklarına göre ev başlangıçta Kamil beyin iş vereni tarafından sağlanmış, sonra maaşından borçlandırarak onun tapusunu almasına yardımcı olmuşlardı.

Şimdi ise bundan yirmibir yıl önce kendi ısrarı  ile geldikleri bu şehiri terkedip gitmek istiyordu. Gitmek istediği yer ise yine yabancısı oldukları bir başka şehirdi. Efsun hanım ve Kamil beyin akrabalarının olduğu şehir değildi. Derya babasının söylemese de bir şekilde onlardan uzak yaşamak istediğini düşünüyordu. Belki de kızına anlatmak istemediği tatsızlıklar yaşanmıştı geçmişte. Hoş iki  aile ile birlikte tatsızlık yaşanmış olması pek akla  yakın bir durum değildi. Ayrıca her  iki aileden insanlar zaman zaman gelip onların evinde kalmış ve sevgiyle karşılanmışlardı. Geçmişte bir sorun yaşanmış gibi bir şey hissetmemişti Derya.

Bir yandan eşyaları topluyor, bir yandan annesinin neden intiharı  seçtiğini anlamaya çalışıyordu hâlâ. Çekmeceler, dolaplar, odalar anılarla doluydu. Annesinin özenle yerleştirdiği şeyleri paketlemek, her biri ile teker teker merhabalaşmak, evde olduklarını bile bilmediği yüzlerce parçayı hangi kutuya koyması gerektiğini düşünmek zorundaydı.

Kamil bey taşınmakta çok acele ediyordu. Annesi öleli daha bir ay ancak olmuştu, eve başsağlığına gelen dostları Derya’nın paketlediği kutuları görünce hayrete düşüyorlar ancak saygılarından bir şey soramıyorlardı.

“Bari biraz zaman geçmesini bekleseydik” dedi Derya sonunda babasına, “Neden kaçar gibi gidiyoruz, annemin mezarındaki toprak soğumadan”

Bunu söylerken göz yaşlarına boğulmuştu, Kamil bey gelip kızına sarıldı sımsıkı.

“Ne hissettiğini biliyorum kızım ama inan böylesi çok daha iyi.”

Kamil bey soğukkanlı olmaya çalışıyordu belli ki ama sesindeki o gizli endişe ve acıyı duyabiliyordu Derya. Sadece bu nedensiz inadı anlayamıyordu.

Neden bu şehri terkediyorlardı? Bunu yapmakta neden bu kadar acele ediyorlardı?

Gidecekleri yerde tutulan evi görmemişlerdi bile. Kamil bey telefonda emlakçıyla konuşmuş ve evi tutuvermişti görmeden. Söylediğine göre orası buraya pek benzeyen bir yer değildi. Daha sakin, ormanlık ve şehri yaşamına uzaktı.

Üniversiteyi yeni bitiren Derya orada ne yapabileceği hakkında bir fikir sahibi bile değildi ama şimdi içinde bulundukları şartlar gelecek planları yapmak için uygun değildi zaten.

İkisi de bir tavmayı atlatmaya çalışıyorlardı sadece babasının ki ikisinin hayatını da etkiliyordu. Hem de çok ciddi bir şekilde.

“Bir süre gidelim sonra belki yeniden geliriz” demişti sadece bir ara.

“O zaman evi neden kapatıyoruz?” diyecek  olmuştu Derya ama Kamil bey bunun belki de hiç olmayacağını vurgulamıştı bu  defa.

“Yani seyahat amaçlı da mı gelmeyeceğiz? Annemi ziyaret etmeyecek miyiz?”

“Önce bir gidip yerleşelim, bunların hepsini konuşuruz Derya! Güven bana kızım, lütfen!”

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s