Kalbim anlıyor – Bölüm 6

Telefonuna indirdiği bir kaç müziği dinlemek üzere açtı kulaklıkları takıp ama hissettiği mahcubiyet giderek büyüdüğü için yüzüne kan hücum etmiş ve kıpkırmızı olduğunu hissetmişti. Aslında öylece gözünü dikip onu izlediğinin farkında değildi. Yapmıyordu yani. Yine de onun yarattığı bu yer, yüksek konsantrasyonu elinde olmayan bir hayranlık duymasına neden oluyordu. Üstelik harika işler çıkarıyordu. Neler yaptığına bakmakta istiyordu bu yüzden. Çalışırken biri tarafından göz hapsine alınmayı o da hiç sevmedi. Muhtemelen Aytekin beyin dikkatini dağıtıyordu bu hali. Belki de eski çalıştığı birime dönmeliydi. Gözlerini ona dikmemek için çalıştığı zigon ile onun durduğu yerin arasına girmiş ve ona sırtını dönmüştü. Onun yaptığı gibi kulaklıktan yükselen müziği dinleyerek  yaptığı işe odaklanmaya çalışıyordu ama yapamıyordu.

Omuzuna dokunan el ile geri döndü.

“Olmuyor sanırım” dedi Aytekin bey yine gülümseyerek.

“Bakın ben sizi taciz etmek istemiyorum isterseniz eski yerime döneyim”

Kocaman bir kahkaha attı genç adam, “Beni taciz etmiyorsun, aksine bana benziyorsun”

“Nasıl yani size benziyorum.”

“Ben de seni izliyorum, izlemesem beni izlediğini nereden bilebilirim ki?”

Tülin’in iyice kafası karışmıştı, merakla onun yüzüne baktı.

“Zihnin çok gürültülü olduğu için müziği duyamıyorsun, görüntünde de bir çok kirlilik var. Yani yaptığın işin dışında kalan her şey kirlilik. Ben dahil.”

Susup onun yüzüne baktı. Tülin kendisinin de onun için bir kirlilik olduğunu anladı bu sessizlikten yüzü iyice kızardı.

“Bunu kişiselleştirmekten vazgeç!” dedi Aytekin bey.

“Tamam efendim” dedi Tülin.

“Öğlen ne yapacaksın?”

“Anlamadım”

“Öğlen diyorum ne yapacaksın?”

“Yemekhaneye gideceğim”

“Tamam bu gün gitme, gidip bir yerlerde simit falan yiyelim beraber ister misin?”

“Evet elbette” dedi Tülin ama bu teklife nasıl bir anlam yükleyeceğini bilmiyordu henüz.

“Tamam hadi şimdi çalışalım o zaman” diyerek kulaklarını takıp işine döndü Aytekin bey. Tülin’de aynınını yapmaya çalıştı ama zihnindeki gürültü iyice artmıştı şimdi. En  azından aklındaki sorulara odaklandığı için gözleri körleşmişti, onlarla boğuşmaktan etrafını göremiyordu. Bu yüzden herkesin iş bırakıp yemeğe gittiğini farkedemedi Aytekin bey onu uyarana kadar.

“Şimdi birbirimize merak  ettiğimiz şeyleri sorabiliriz, böylece çalışırken daha az dikkatimiz dağılır” dedi Aytekin bey, fabrikaya çok yakın bir simitçinin bahçesine oturmuşlardı beraber, hava güzeldi.

“Benimle ilgili merak ettiğiniz şeyler mi var?” dedi Tülin merakla.

“Olmalı, yoksa ben de seni izliyor olmazdım değil mi?”

Tülin yeniden kıpkırmızı oldu.

“Haydi ama çok insanca şeyler bunlar, burada insanca bağlar kurmaya çalışıyoruz birbirimizle hepimiz. Her duygu insancadır bu arada, insanların hissedebildiği her şey. Sadece onları saklamaya çalıştığımız zaman şekil değiştirebilirler ya da olduklarından daha güçlü hale gelebilirler. Bu yüzden başında bir değerlendirme, yani bir çeşit erken teşhis çok daha iyi olacaktır. Bu yüzden buradayız.”

Tülin nereye varacaklarını pek anlamamıştı, başını salladı sadece.

Gülümsedi Aytekin bey, “Çok yetenekli bir kızsın, yaratıcısın hem de çok. Yaptıklarını gördüm. O kadar da safsın. Yani yanlış anlama safsın derken, bilgiden çok duygu yüklü gibisin. Herkesin yaratıcılığını besleyen farklı şeyler vardır. Seninki duygu gibi.”

“Ben bilemiyorum” dedi Tülin yine, ne söyleyeceğini bilmiyordu gerçekten.

“Sen de beni merak ediyor olmalısın hep ederler. Herkes. Neden böyle bir şey yapıyorum, neden burada kalıyorum. Neden bir ailem yok ortada görünen vesaire vesaire. Merak ediyorsun değil mi?”

“Evet ediyorum”

“Seninle aynı sebeplerden aslında bu kadar basit. Sen niye buradaysan ben de o yüzden buradayım.”

“Yani bir aileniz yok ve ayakta kalmaya mı çalışıyorsunuz?”

“Özeti bu olabilir evet, senaryoların çeşitliliği bir şeyi değiştirmez öyle değil mi?”

“Hepimizden iyi durumda olmanız gerekmez mi?”

“Hayır neden öyle olsun ki? Patron olduğum için mi?”

“Evet sanırım”

“Birlikte çalışıyoruz, çalışmazsak hiç birimiz kazanamayız ama bu merakını gidermiyor değil mi? Zihnin illa detayları bilmek istiyor benim hakkımda.”

Tülin genç adamın hızlı ve zeki sözlerini anlamakta ve takip etmekte zorluk çekiyordu. Bu konuşmanın nereye varacağını da pek kestirememişti.

“Ben sizin özelinize ait şeyler bilmek istemiyorum” dedi yeniden utanarak. Bu kadar mı rahsız edici davranmıştı.

Gülümsedi Aytekin bey, varmak istediği yere varamamıştı. Aslında ben de seni merak ediyorum ilk gördüğümden beri demek istiyordu ama bunu nasıl yapacağını o da pek bilmiyordu. Tülin konuları açtıkça tedirgin oluyor iyice geri adım atıyordu.

“Beni merak etmenden rahatsız olmuyorum aksine hoşuma gidiyor bu” dedi sonunda, “Çünkü sen soru sorarsan ben de sorabilirim”

Tülin nihayet biraz rahatlamıştı bu cümleyi duyunca

“Tamam önce siz sorun o zaman” dedi nazikçe.

“Ailen nerede?”

“Öldüler”

“Hepsi bu kadar mı? Nasıl insanlardı, kardeşin var mı?”

Tülin annesinin evden kaçması ile başlayan hikayeyi kısaca özetledi Aytekin beye. Dedesinin yanına gelişi ile ilgili kısmı anlatmadı sadece.

“Şimdi sen sor” dedi Aytekin bey “Bir de bey demekten vazgeç, burada arkadaşça bir sohbet ediyoruz tuhaf geliyor kulağıma”

Tülin’in yeniden gerildiğini farkedince, “Tamam boş ver, istediğini söyle. Haydi sorunu sor” dedi nazikçe.

“Neden böyle bir yeriniz var? Nasıl aklınıza geldi yani.”

“Bir hikaye dinlemiştim. O hikayenin kahramanı benzer bir şeyler yapıyordu. Her şey çok yoluna giriyordu onun  sayesinde. Mutlu oluyorlardı. Benim de mutlu olmaya ihtiyacım vardı ve denemek istedim.”

Tülin çok şaşırmıştı bu cevaba, beklediği böyle bir yanıt değildi. Ne kadar değişik bir insandı bu adam böyle. Kendisi de hikaye kahramanı gibiydi gerçekten ve fabrikadaki herkes öyleydi neredeyse. Bir kitabın kapağından içeri girmişti sanki. Bu düşünce o kadar hoşuna gitti ki, farkında olmadan gülümsedi.

“Bak gördün mü sen de mutlu oldun şimdi” dedi Aytekin onun gülümsediğini görünce.

“Siz mutlu oldunuz mu peki? İşe yaradı mı yani?”

“Evet az önce yaradığını bir kez daha gördüm sen gülümseyince”

Öğle yemeği saati sona erince yeniden işlerine döndüler, merakları bir türlü tükenmediği için takip eden bir kaç gün daha gittiler simitçiye, sonra bir akşam kütüphanede uzun bir sohbete daldılar. Bir hafta sonra fabrikadaki herkes ikisinin sürekli koyulaşan sohbetlerinden bahsediyordu.

“Çoktan zamanı gelmişti” dedi Beril Sema’ya bakıp gülümseyerek. O da Kenan’ın omuzuna bıraktı başını, “Kesinlikle gelmişti” dedi onların  arkasından bakarken.

Tülin ve Aytekin’in koyu sohbetleri bir kaç ay sonra önce el ele tutuşmak, ardından hafif bir sarılma ile sonunda aşka dönüştüğü karşılıklı itiraf edilerek devam etti.

Bu arada fabrikanın yer aldığı caddedeki tüm tarihi binalarda bir restorasyon çalışması başlayacağı duyurulmuştu. Buranın daha bakımlı hale getirilerek, şehrin daha hareketli ve turistik bölgelerinden olması isteniyordu. Sonunda belediyeden gelen yazıda, binanın tadilatı için projelendirme yapılmak üzere birilerinin geleceğini bildiren bir yazı geldi.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s