Kalbim anlıyor – Bölüm 7

Bina Aytekin beyin mülkü değildi, kira ödüyorlardı. Bölge daha turistik bir yer haline gelince burayı daha farklı değerendirmek isteyen bina sahibi fabrikaya gelerek bir görüşme yapmıştı. Üst katları en azından geri almak istiyordu. En alt katı atölye olarak kullanmaya devam edebilirlerdi.

“Ne yani hepimizi sokağa mı atacaklar?” diyordu fabrika da yaşayanlar artık yüksek sesle. Konuşulan tek konu buydu.

Binayı satın alma yoluna gidebilirlerdi ama  bina sahibi hem çok para istiyordu hem de zaten o kadar birikmiş paraları yoktu. Ellerinde hazır her şeyi satsalar bile tamamlayamıyorlardı üzerini.

“Mutluluk buraya kadarmış” dedi Aytekin sıkıntıyla,  fabrikayı yönetmesine yardımcı olan tüm şefleri toplamıştı. Hepsi olası çözümler konusunda saatlerdir kafa patlatıyordu ama bir türlü işin içinden çıkamıyorlardı.

“Bunca insanı nereye göndereceğiz, haydi atölyeye devam ettik?” dedi şeflerden biri.

“Belki de kalmak için başka bir yer tutmalıyız?”

“Hepimiz için mi? İki bina kirasını ödeyemeyiz o zaman.”

“Şöyle etkili bir tanıdığımız yok mu hiç birimizin?”

“Olsa bile sorun belediye değil ki, ev sahibi!”

Günlerdir konuşmalarına karşılık henü bir sonuca varamamışlardı. Binanın en  azından zemin ve ilk iki katını isteseler ev sahibi buna razı olmazdı. Odalarda biraz sıkışık kalabilirlerdi nihayet.

Bina çok eski olduğundan ve restorasyonu için özel izin, proje vb gerektiğinden en azından değerlensin diye onlara vermişti adam. Böylece hiç riskleri olmadan uzun seneler kalabilmişlerdi burada. Şimdi işler değişmişti, devlet kurumları devreye girmiş, şehir planlamacılarının projeleri başlamıştı. Bu durumda ev sahibine ya ikna olacağı kadar kira ödemek ya da söylediği gibi çıkıp gitmek zorundaydılar.

“Uzakta olsa yine böyle eski bir bina bulabiliriz kalmak için, bizim yük kamyonlarını da ulaşım için kullanırız. Binanın zemini bizde kaldığı sürece başka sorunumuz olmaz”

Aytekin bu öneriyi getiren Kenan’a baktı uzun uzun. Şimdilik yapacak başka  bir şey yok gibiydi. Buraya çok emek vermişlerdi.  Bina büyük olduğundan kalabalık olmalarını da dert etmemişlerdi. Hepsinden önemlisi aile gibiydiler ve büyük bir çoğunluğun gidecek başka hiç bir yeri yoktu. Burada çalışmaya devam edip ayrı ayrı kira ödemeye kalksalar sokaklara geri dönmüş gibi olurlardı. Bu yüzden Kenan’ın önerisini değerlendirmek zorundaydılar. Oyalanmaya devam ederlerse işler iyice zorlaşacaktı. Bir grup yeni bina arayacak, yeni binanın tadilatı ve hepsinin yaşamına uygun hale getirilmesi içingerekli bütçe ve uğraş içi  ise binanın bulunması beklenecekti. Kendi kendilerini taşıyabilirlerdi, nakliye firmasına ihtiyaç olmayacaktı en azından.

Aradan yirmi gün geçmesine karşılık düşündükleri gibi bir yer bulamayınca hepsinin sinirleri gerilmeye başladı. Buldukları bir kaç binanın bir kaç ay içinde yıkılacağı söyleniyordu. Anlaşılan şehir planlamacıları şehirde eski ve büyük bina bırakmamaya kararlıydılar.

Farklı yerlerde bir kaç bina bulma aşamasına geçildi bu kez. Eğer tek ve büyük bir yer bulamazlarsa bir kaç gruba ayrılmaktan başka çareleri kalmayacaktı. Bu her açıdan daha büyük maliyet getirecek olsa da şimdilik herkesin güvenle kalacağı bir yere yerleşmesini sağlamak zorundaydılar.

Bir buçuk ay geçtiğinde ev sahibi bir alıcı bulduğunu ve binayı komple satacağını bu nedenle zemin kattaki atölye dahil binanın tamamını on gün içinde boşaltmalarını istediğini söylediğinde hepsi derin bir şok yaşadılar.

“Biz daha kalacak yer bulamadık, tüm işler sekteye uğrayacak!” dedi Aytekin masayı yumruklayarak. Artık soğukkanlılıklarını kaybetmeye başlamışlardı. Tülin başta Aytekin olmak üzere herkese teselli vermeye çalışıyordu.

“Senin nasılsa gidecek bir deden var!” dedi Beril hırsla, sonradan yaptığı hatayı anlayıp özür dilese bile Tülin onun haklı olduğunu biliyordu.

Buradaki her şey sona erse bile o en kötü ihtimalle dedesinin evine dönebilirdi bir süreliğine hiç istemese bile. Aytekin’in de şehirdeki evinin durduğunu biliyordu. Kullanmıyordu ama duruyordu. Kiraya vermemişti.

Nursel hanım onu buraya annesinin payını alması için tembihleyerek göndermişti. O ise daha başından ona sunulan bütün imkanlara sırt çevirmişti. Diğerlerinin onu küçük görüyor olması gururuna dokunmuştu. Dedesi de onun istediği kişi olamadığı sürece aileden olmasının bir anlamı olmazmış gibi davranınca, bu yabancılık iyice ağır gelmiş bırakıp gitmişti.

Fabrika da yeni ve kocaman bir aile bulmuştu kendine, ayrıca bir aşk ve kendini de bulmuştu. Bu fabrikanın içine girip kendini bulamayan ya da gerçekleştiremeyen olması çok zor bir ihtimaldi zaten.

Madem annesinin payı vardı ve madem buradaki ailesinin ihtiyacı vardı gidip dedesi ile konuşmalıydı bir an önce. O gün öğleden sonra Aytekin’de dahil kimseye haber vermeden çokta uzak olmayan dedesinin şirketine gitti.

Sadri bey uzunca bir aradan sonra yeniden torununu görünce imalı imalı gülümsedi.

“Başaramayıp geri döndüğümü düşünüyorsanız yanılıyorsunuz!” dedi Tülin bu gülümsemeyi görünce. Aslında odaya girer girmez konuya böyle girmeyi planlamamıştı ama Sadri beyin yüzündeki alaycı ifade yeniden kanına dokununca kendini tutamadı.

“Neden geldin o halde?” ded Sadri bey, “Yoksa bir anda dedeni mi özledin?”

“Sizden payım olan parayı almaya geldim.”

“Payın olan mı?”

“Yani annemin payı olan, o öldüğüne göre şimdi benim payım”

“İlk geldiğinde bu konuşmayı beklemiştim senden ya da ayrılıp giderken ama yapmadın. Şimdi ne değişti?”

“Şimdi ihtyacım var”

“Ne için ihtiyacın var? Borca mı girdin?”

Tülin ona detay vermek istemiyordu. Zaten anlatsa bile öz kızını yok saymış bir adamın, onca zor durumdaki insanı anlayabileceğini, dahası kan bağı bile olmadığı halde Tülin’in neden onlara karşı kendisini sorumlu hissettiğini anlatabileceğini sanmıyordu.

“Evet borç için lazım” dedi hızlıca.

“Annenin mirasının ne kadar olduğunu biliyor musun?”

“Hayır bilmiyorum.”

“Borcunu karşılayacağından eminsin ama sanırım”

“Ne kadarını karşılarsa o kadarını kapatırım.”

“Kalanı için ne yapacaksın?”

“Bilmiyorum bir yolunu bulurum herhalde!” dedi bu kez Tülin’in sesi yüksek çıkmıştı. Bu konuşma da başından beri bir terslik vardı. Böyle gelişmemesi gerekiyordu diye düşünüyordu kendi kendine. Belki de annemin payı yerine paraya ihtiyacım var demeliydi, kendisi de hata yapmıştı.

“Anladım. Zor durumdasın ve para lazım. Sen de gelip annenin payını alabilirsen bu zor durumdan  kurtulurum diye düşündün.”

“Evet sanırım özeti bu” dedi Tülin derin bir iç geçirererek.

“Annenin payını alabilmen için benim ölmem gerektiğini hiç düşündün mü peki?”

Tülin gözlerini kalıdırıp ona baktı, Sadri bey doğru söylüyordu. Annesi ölmüştü ama o hâlâ hayattaydı. Annesine miras kalabilmesi için önce onun ölmesi gerekirdi. Dolayısıyla şu anda ortada bir miras falan yoktu.

“Tamam haklısınız!” dedi, bu kadar basit bir detayı düşünememiş olduğuna inanamıyordu.

Sadri bey koltuğuna yaslanıp onu izlemeye başladı. Tülin çantasını bıraktığı sehpanın üzerinden aldı ve dedesinin yüzüne  bakamadan.

“Özür dilerim” diyerek  kapıdan çıkıp gitti.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s