Kalbim anlıyor – Bölüm 5

Ertesi gün fabrikanın akıl doktoru dedikleri görevlisi ile tanıştırdılar onu. Tülin akıl doktoru ifadesinin ne olduğunu anlamamıştı. Mucize hanım ile tanışınca bunun gelenler hakkında demografik ve yaşam hikayeleri ile ilgili bilgiler toplayan kişi olduğunu anlamıştı. Mucize hanım adı gibi bir kadındı. Renkli gözlük çerçeveleri, mavi saçları, derin ve  küçük yeşil gözleri, kırmızı ruju ve tepesinden sarkan kıvırcık saçları vardı. Giydiği elbise onu  o kadar sevimli yapıyordu ki, Tülin onu masallardaki karakterlere benzetmişti görür görmez. Alice Harikalar Diyarı masalaına çok uygun olabilirdi örneğin.

“Demek bu şehirde bir aileniz var? Peki neden onlarla kalmak yerine bizimle kalmak istiyorsunuz?”

“Soy bağım var ama bir ailem yok”  dedi Tülin kaşlarını kaldırarak.

“Anladım” diyerek bir şeyler yazdı defterine Mucize hanım.

“Siz de mi burada kalıyorsunuz?” ded merakla Tülin ona.

“Her zaman değil ama benim de burada bir odam var. Aytekin beyle bilgilerinizi paylaşacağım, Sema ve Kenan’da paylaşacak elbette. Sonra fabrika yaşamında bizimle ne şekilde devam edeceğiniz konusunda sizinle yeniden görüşeceğiz anlaştık mi?” dedi gözlükleribi çıkarıp gülümseyerek.

“Evet sanırım. Yani kabul edilmeme ihtimalim var mı?”

“Her zaman, her yerde vardır.” dedi Mucize hanım.

Tülin biraz tedirgin olmuştu. Onu kabul edeceklerinden emin bir şekilde valizini toplayıp, Sadri beyin evinden çıkmıştı hemen. Belki de burada bir süre çalışmayı denedikten sonra yapmalıydı böyle bir şeyi. Olan olmuştu nasılsa. Mucize hanımın yanından ayrılıp atölyeye indi yeniden.

Dekoratör yardımcısı olarak çalıştığı dönemde öğrendikleri çok temel şeylerdi, burada yapılan işlere bakarak bile bunu görebiliiyordu. Burada var olan şeyler, daha önce olmadıkları bambaşka şeylere dönüştürülüyorlardı. Bu değişime hayran olmamak elde değildi. Öğrendiğine göre gördüğü şekilde sokaklarda satılmıyordu aslında bu ürünler. Orası sanat sokağı olduğu ve fabrikadan taşınması kolay olduğu için bir kaç parça orada sergileniyordu. Asıl teşhir mağazaları başka bir yerdeydi. Oldukça iyi fiyatlara satılıyordu parçalar. Bunca nüfusun giderini ve binanın kirasını karşılamak ancak böyle mümkün olabiliyordu.

Her şey inanılmaz organize edilmişti ve saat gibi işliyordu. Dönüşecek malzemeyi seçecek bir ekip vardı. Her bulduklarını alıp gelmiyor ya da her getirileni kabul etmiyorlardı. Ancak teşhirde sergilenmeyeceğini düşündükleri mazlemeleri de kendileri için dönüştürüyorlardı. Burada da elbette ihtiyaçlar artıyor ve kullanılan eşyalar eskiyip bozulabiliyorlardı.

Beril’in söylediği gibi üst katlardan biri tamamen sosyal merkez olarak düşünülmüştü. Bir yemek salonu, sinema odası, kütüphane, hobi ve oyun odaları gibi pek çok şey burayı bir gençlik merkezine çevirmişti.

Çalışanların çoğu genç olmakla beraberi yaşam alanlarında sokaklara düşmüş yaşlı insanlarda barınıyordu. Onlardan ekstra hiç bir şey istenmiyor kendiler yaşam alanlarının işlerinde görev almak isterlerse alıyorlar, yoksa her şeyden özgürce faydalanıyorlardı.

Yaşamını kendi başına devam ettirmekle ilgili sorunları olanlar ve bağımlılıkları tesbit edilenler ilgili sağlık merkezlerine yönlendiriliyor ve takip ediliyorlardı. Devletin karşılamadığı masrafların sağlanmasına çalışılıyordu ama bu her zaman mümkün olmuyordu. Yardıma ihtiyacı olan çok insan vardı. Aytekin bey işe yaramadığı düşünülen eşyaları ve insanları yeniden yaratıyordu burada. Özellikle amacını kaybetmiş ve hayatın başnda olan genç insanları sokaklardan kurtarıyordu.

Herkesin çok acıklı hikayeleri vardı, Tülin hikayesi çok normal kalıyordu pek çoğunun yanında. Bu yüzden geçmişlerinden fazla bahsetmiyorlardı. Önemli olan bundan sonrasıydı ve bundan sonrasını birlikte inşa etmek zorundaydılar. Fabrika onların eviydi.

“Peki ama Aytekin bey tüm bunlar için çok genç değil mi? Neden ailesiyle yaşamıyor? Nasıl böyle bir işin içine düşmüş?” diye sordu Tülin merakla.

“Aytekin  bey kendinden  fazla  bahsetmez. Sanırım babası bir evsizmiş ama çok emin değilim.” dedi Beril.

“Babası evsiz falan değilmiş, haydi işinize bakın” dedi Sema ikisine bakarak.

Aradan üç ay geçtiğinde fabrika artık Tülin’in de evi olmuştu. Onu kabul etmişler ve ahşap boyama bölümünde kalmasına karar vermişlerdi. Her gün çaylakların atölyesine katılıp yeni şeyler öğreniyor. Sonra fabrika da kullanılacak eşyalar üzerinde bunları uyguluyorlardı. Henüz teşhire çıkacak ürünler için bir görev alamamıştı. Aytekin bey ve şefleri karar vereceklerdi o aşamaya gelmesine.

Elde edilen gelirden giderler düşüldükten sonrası bir şekilde paylaşılıyordu. Bu paylaşımın tam  olarak nasıl yapıldığını anlayamamıştı Tülin ama her hafta sonu eline belli bir miktar para geçmeye başlayınca kendini daha iyi hissetmişti. Dönemsel olarak artış ya da eksilme olabilse bile ortalama sabit bir gelir düzeyleri olabildiğini söylemişti Beril. Zaten bir evde olabilecek herhangi bir masrafları yoktu. Her şey fabrikadan sağlanıyordu. Kendi telefonları dışında fatura ödemiyorlardı. Giyecekleri dileyenler ortak dolaplardan kullanabiliyordu. Ortak giyecek dolabını tercih etmeyenler kendi giyeceklerini temin ediyor ve odalarında tutuyorlardı. Tülin şimdilik böyle yapmayı tercih etmişti. Bunun için geçerli bir açıklaması yoktu ama kişisel eşyalarını paylaşma fikri pek cazip gelmemişti ona.

“Elbette hiç kişisel eşyan olmadan buraya gelmiş olsaydın farklı düşünürdün” demişti Beril ona gülerek.

Aytekin bey her çarşamba atölyede konuşma yapıyordu. Sonra her birimi teker teker ziyaret edip herkesle muhabbet ediyor işin ve hayatın nasıl gittiği konusunda sohbet ediyordu.

Akşamları onu bir kaç kez kütüphanede görmüştü ama oyalanmadan kendine  bir kitap seçip odasına geçiyordu. Diğerleri ile mesai saatleri dışında çok vakit geçirmiyor gibiydi. Otoritesini korumak açısından da bu oldukça doğru bir tavır olarak gelmişti Tülin’e. Herkes onu çok seviyor ve saygı duyuyordu. Herkesle eşit mesafede ve çok saygılı bir iletişime giriyordu aslında.

Altı ay sonra şefi Sema onun teşhirde sergilecekler için çalışan birime geçmesi gerektiğni düşündüğünü patronuna bildirince, Tülin onunla daha uzun vakit geçirme fırsatı bulmuştu.

İnsiyatif ve güç dağılımını dengeli bir şekilde yaptığı için kendisinin de çok severek yaptığı dönüşüm iine vakit ayıracak vakit bulabiliyordu. Bir işin başına geçtiği zaman dünyayla bağını kopartıyor, kulağındaki kulaklıklardan  yükselerek beynine dolan notalar dışında bir hayat yokmuş gibi çalışmaya başlıyordu. Bunu bazen o kadar uzun süre yapıyordu ki Tülin onun bir robot olduğunu düşünmeye başlamıştı. Duygusal zekası fazla gelişmiş bir robot.

Bir sabah kendi işinin başına geçmek için atölyeye geldiğinde, çalıştığı zigonun üzerinde bir kulaklık buldu.

“Dikkatini işine vermelisin ve bu kulaklıklar zihninin müzikle dolmasın sağlayacak, gözlerini sen kontrol edeceksin”

Arkasından gelen sese dönünde Aytekin beyin gülümseyen yüzünü gördü.

“Çok özür dilerim ben sizi izleyerek çok rahatsız ettim sanırım” dedi utanarak.

Kendi işine odaklanmak yerine onu izliyor olmasının bir sonucuydu bu yaşadığı an ve çok mahcup olmuştu gerçekten.

“Ben rahatsız olduğum için değil, önce kendini merak etmen gerektiği için” dedi genç adam yeniden gülümseyerek ve elini onun omuzuna yavaşça dokundurduktan sonra çalışmak için kendi yerine geçti.

(devam edecek)

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s