Kalbim anlıyor – Bölüm 4

“Onların hiç bir şeyine ihtiyacım yok” dedi sonra kendi kendine.

Nursen hanımın yanına da dönemezdi. Kadıncağız ailesi olmadığı halde ona ailesi gibi davranmıştı. Dedesi gelince belki de artık sorumluluğu devretmek istemişti ona. Bu yüzden geri dönüp ondan olmayan ailesi olmasına devam etmesini isteyemezdi.

Dedesinin yüz ifadesi ve ses tonuna da bakılırsa beklediğini bulamamıştı Tülin’de. Bir şekilde yeniden ondan kurtulmak isteyecekti. Onu görünce sürekli göz  yaşı döken teyzesi hariç burada kalmasını isteyen yok gibiydi zaten. Yarından itibaren bir şeyler yapması gerektiğine karar vererek odasına döndü. Bir zamanlar annesinin uyuduğu ama dedesinin tüm izleri sildiği odaya.

Ertesi gün hiç bir şey söylemeden ona gösterilen depodaki büroya gitti yeniden. Öğlene kadar yanına gelen giden olmayınca, ne yapabileceğini planlamaya vakti oldu biraz. Öncelikle burası dışında bir iş bulmalıydı belki de, depo sayımı yapmaktan hiç hoşlanmamıştı zaten. Şartları olduğundan daha kötü bir hale getirmek istemiyordu ama istenmiyor olmak çok incitmişti onu. Üstelik buraya kendi başına gelmemişken. Tam kendine yeni bir hayat kurup kendi ayakları üzerinde durmaya ramak kala gelip almışlardı onu. Orada bir kez başarabildiyse burada da başarabilirdi. Aslında oradaki işine de geri dönebilirdi. Bir otobüs bileti alması yeterliydi ama nedense burada denemek istiyordu önce şansını.

Her durumda tek başına olacağı için farketmezdi aslında Öğlen yine dışarı çıkıp o sokağa gitti. Bu kez tezgahlara bakmak içinden gelmediği için, gidip bir banka oturdu.

“İyi misiniz?” diyen sese başını çevirdiğinde bir gün  önceki ufak tefek kızı gördü.

“Evet teşekkürler” dedi kıza gülümseyerek.

Kız elindeki simidi ısırarak yanına oturdu.

“Canınız sıkılmış gibi görünüyordu, yani dün çok canlı ve ilgiliydiniz. Bu gün böyle görünce şaşırdım merakımın kusuruna bakmayın.”

Cevap vermedi Tülin, gerçkektende iki gündür heyecanla dolaşmıştı bu sokakta. Yapmayı sevdiği şey bu tür şeylerdi.

“Çok iyi bir patronunuz olduğunu söylemiştiniz, sizi sokaktan toplamış”

“Ah evet! Aytekin bey harika biridir”

“Bana da iş verir mi sizce?”

Adının  Beril olduğunu öğrendiği kızla birlikte bahsettiği fabrikaya doğru yürümeye başladılar. Burası eski bir binaydı ve Aytekin bey kiralayarak farklı bir şeyler yapmak istemişti. Sokağa atılmış insanlar ve eşyaları yeniden topluma kazandırma projesiydi onun ki.

“Nasıl yani, çalışan herkes sokakta mı yaşıyor?” dedi Tülin merakla

“Yaşıyordu” dedi Beril, “Aytekin bey sayesinde şimdi hepimiz fabrikada yaşıyoruz”

“İş yerinizde mi?”

“Görünce anlayacaksınız çok büyük bir bina orası. Alt katı sadece atölye olarak kullanıyoruz. Üst katların tamamı bizim”

Beril onu fabrika dedikleri binaya götürdüklerinde Tülin gözlerine inanamıştı. Burası çok eski taş bir binaydı gerçekten. Daha önce ne olarak kullanıldığından çok emin değildi ama alt katı komple sütunlarla kaplı bir salondu. Binanın genişliği kadar büyüktü burası. Üzerinde dört kat daha  vardı. Beril’in söylediğine göre oralar yaşam alanlarıydı. Hatta bir sinemaları bile vardı.

“Yani şimdi siz hepiniz bu bina da mı yaşıyorsunuz?” dedi Tülin yeniden şaşkınlıkla salonda çalışan kalabalığa bakarak.

“Evet Aytekin bey de buna dahil” dedi Beril gülümseyerek.

“O da mı evsiz?”

“Hayır değil ama burada yaşamayı tercih ediyor bizimle.”

“Peki ama herkese, yani sokaktan getirdiğiniz herkese nasıl güvenebilirsiniz ki?”

“Herkese güvenmiyoruz zaten, sokaklarda herkes birbirini bilir, sizin sokakta yaşamadığınız çok belli mesela?”

“Peki neden buraya getirdin beni o zaman?”

“Çünkü çaresizliği görünce tanırım” dedi Beril ve onu kolundan tutarak ileride bir torna tezgahına  eğilmiş adamın yanına doğru götürdü.

“Aytekin abi! Sana birini getirdim”

Genç adam yaptığı işten başını kaldırıp Tülin’e baktı.

“Ne yapabilirsin?” diye sordu doğrudan.

“Şey, ahşap boyayabilirim”

“Tamam, Beril onu Sema ve Kenan’a götür bir baksınlar”

Beril başını sallayıp, Tülin’i kolundan tutup kalabalığın içinden geçirdi ve bahsedlen kişilerin yanına getirdi.

“Aytekin abi gönderdi” diyerek ayrıldı yanlarından.

Gün sonunda Sema ve Kenan Tülin’in ortaya çıkardığı işi beğendiklerini Aytekin beye bildirince, ona işe kabul edildiği söylendi.

“Kalacak yerin var mı?” dedi Sema.

“Bu günlük evet ama yarından sonra ihtiyacım olabilir” dedi Tülin.

Yemekten sonra şirkete dönmemişti, kimsenin bunu farkettiğini sanmıyordu ama yine de mesai bitmeden geri dönecek, dedesi ile evine gidecek, onunla konuşacak, yarın da eşyalarını alıp buraya gelecekti.

Daha şirketin kapısından girer girmez Sadri beyin onu beklediğini söyledi güvenlik görevlisi.

Daha önce öğrendiği odaya kendi başına gidip, kapıyı çalarak girdi içeri.

“Sana muhasebe de bir görev ayarladım bu kez Muazzez ve Türkan’a bağlı olmayacaksın” dedi Sadri bey, “Fatura işini çabuk öğrenisin, yapacağın tek şey numaralara bakıp bilgisayara işlemek, sana maaş da bağlanacak”

“Teşekkür ederim ama ben kendime başka bir iş buldum” dedi Tülin saygılı bir şekilde.

“Anlamadım?” dedi Sadri bey gözlüklerinin üzerinin bakarak, “Başka bir bölümde mi çalışmak istiyorsun?”

“Hayır efendim, bulduğum iş bu şirkette değil”

“Kimden izin aldın bu işe başlamak için?”

“Kimseden izin almadım efendim. Kendim karar verdim”

“Himm! Nerede bu iş peki?”

“Buraya uzak değil”

“Neden böyle bir şey yaptığını sorabilir miyim?”

“Kendi başıma yaşamak istiyorum, sizinle değil” diye çıkıverdi ağzından Tülin’in.

Sadri beyin yüzünden bir kaç bulut gelip geçti, “Muazzez ve Türkan’ın küçük şakası yüzünden mi bu kararın?”

“Hayır, sizin düşündüğünüz gibi biri olmadığım için”

“Nasıl birisin peki sen?”

“Henüz bilmiyorum zamanla öğreneceğim. Özür dilerim sizi hayal kırıklığına uğratmak istemezdim” dedi Tülin kibarca.

“Taşınacaksın da yani öyle mi?”

“Evet”

“Tamam sen nasıl istersen” dedi Sadri bey arkasına yaslanıp. Tülin gibi bir kızdan hiç beklemediği bir çıkıştı bu. Demek rahatlıktan vazgeçmişti bu kadar çabuk.

Ertesi sabah Tülin onunla vedalaşıp evden ayrılana kadar hiç bir şey söylemedi başka.

“Bu gidişinin geri dönüşü olamayacağının farkındasın değil mi?” dedi Sadri bey kız kapıdan çıkarken.

“Annem gibi mi?” dedi Tülin gözleri dolmuştu.

Sadri bey cevap vermedi. O da küçük valizini alıp yürüdü yol boyunca. Şirkete nasıl gidildiğini öğrenmişti. Oraya gidince sokağı ve fabrikayı da bulması zor değildi.

Beril onu görünce koşarak yanına geldi. Birlikte Kenan ve Sema’nın yanına gittiler önce.

“Elindeki valizi seçeceğin bir odaya bırak gel!” dedi Sema.

“Benim yanımdaki oda boş, aslında odamdaki diğer yatakta boş” dedi Beril.

“Yine de başlangıç olarak ayrı odalarla başlayın” dedi Sema Beril’e gülümseyerek.

Onun kendisi gibi bir arkadaş bulmuş olmaktan duyduğu heyecanı anlıyordu ama yinede ikisinin birbirine güvenmesi için zaman gerekiyordu. Daha önce de böyle hızlı yakınlaşmalar ve ardından kavgalar yaşamışlardı. Bu tür kişisel olayların işe yansımaması için dikkatli davranıyorlardı.

Saliha o akşam “Onu nasıl gönderirsin?” diye bağırıyordu babasına.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s