Kalbim anlıyor – Bölüm 3

“Depolar önemlidir” dedi Muazzez aşağı indiklerinde ona üç depoyu da ayrı ayrı gezdirdikten sonra, bir büroya getirdi.

“Bu odada depolara giren çıkan her şeyin hesabı tutulur. Sana az önce anlattığım her şeyin düzgün yürümesi için bu evrakların doğruluğu çok önemlidir. Dedem buradan başlamanı istedğine  göre seni çok önemsiyor olmalı.”

Raflarda bir şey arıyormuş gibi bakındıktan sonra dört klasörü çekip masaya koydu. Şimdi bu klasörlerin içindeki tüm evrakları inceleyerek depo sayımları ile karşılaştırmanı istiyorum. Ancak bunu beş gün içinde yapman lazım.”

“Hemen mi başlayayım?” dedi Tülin merakla.

“Gelecek yıl mı başlamak istersin?” dedi Muazzez alay eder gibi, “Elbette hemen başla!”

İki kardeş ilk günden Tülin’i klasörlerle odada bırakıp ayrıldılar yanından.

“Onlar iki yıl öncenin irsaliyeleri değil miydi?” dedi Türkan kıkırdayarak.

“Evet ama tarihkeri farkedece kadar akıllı görünmüyor ne dersin?”

İki kız yukarı çıkıp, dedelerine görevlerini yaptıklarına dair rapor verdiler ve kendi ofislerine döndüler.

İki gün dedesiyle sabahtan gelip ona gösterilen dosyaları inceledi Tülin. Daha şimdiden gözüne takılan bir kaç şey olmuştu ama acemiliği ve zor anladığı belli olmasın diye bir şey söylemeden önce bir kaç kez daha kontrol etmek istiyordu.

Sadri bey iki üç günlüğüne şehir dışına çıkacağını söylemesi ile üçüncü günden sonra hemen eve dönmesi gerekmemişti. Biraz çıkıp etrafı keşfetmek istiyordu. Bunu yapmasına yeni tanıştığı kuzenlerinin yardım etmesini isterdi ama onlar çok  meşgul görünüyorlardı.

Sabah gelirken bir kaç sokak ileride bir sanat sokağı olduğunu görmüştü. Şirketten çıkar çıkmaz oraya doğru yürümeye başladı. Burası şehrin en eski binalarının olduğu bir caddeydi. Trafiğe kapatılmış, el yapımı ürünlerin, ressam ve müzisyenlerin sıralandığı canlı bir yere dönüştülmüştü. Eski binaların bir kısmı atölye olarak hizmete sunulmuştu. Buralarda kurslar da veriliyordu.

Geldiği yerdeki tiyatroda emektar dekoratörden çok şeyler öğrenmiş ve hepsinden de çok keyif almıştı Aslında Nursen hanım onun başarılı olacağı alanı seçmekte yanılmamıştı ama dedesi gelip birden  bire onu buraya getirince her şey yarım kalmıştı. Yine de aile şirketinde çalışıyordu artık. Onlara karşı nankörlük edemezdi. Daha bir hafta öncesine kadar kimsesi yokken şimdi bir şirketi vardı. Yine de gözü tezgahlarda epeyce bir süre oyalandı sokakta ve sonra hava kararmadan eve dönmeye karar verdi. Evin yerini bulmakta epeyce zorlandığı için dönene kadar da epeyce geç olmuştu. Yorgun argın uyuyup ertesi gün yeniden şirkete geldi. Aslında Sadri beyin şoförü olmasaydı tek başına bunu da yapamayabilirdi ama bir gün önce kendi başına geri gelebildiğine göre şirketi de bulabilmeliydi.

Dedesi olmayınca kimse onu öğle yemeğine de çağırmayınca, yeniden o sokağa gitmeye karar verdi. Bir sokak simitçisinden simit alıp tezgahları dolanmaya başladı. Biraz ileride harika ahşap mobilyalar gördü. Üzerlerine çok canlı resimler çizilmişti. Hayran hayran  onları izlemeye başladı. ahşap boyama ve işleme konusunda bir şeyler öğrenmişti ama bu kadar harika sonuçlar çıkabileceğini hiç düşünmemişti daha önce. Tiyatroda sadece sahnenin ihtiyacı yapılıyordu. Bu derece ince ve güzel işler çıkarmaya gerek yoktu. Bu gördükleri  ise tam bir sanat eseriydiler.

“Bunların hepsi sokağa atılan eşyalar biliyor muydunuz?” dedi tezgahtaki oğlan onun hayran hayran izlediğini görünce.

“Sahi mi?” dedi Tülin iyice şaşırarak.

“Evet biraz aşağıda bir fabrikamız var. Kendimiz yapıyoruz”

“Çöplerden mi topluyorsunuz yani bunları” dedi Tülin ilgiyle.

“Bazen evet bazen de birileri vermek istediğini söylüyor gidip alıyoruz”

Delikanlıya teşekkür edip ayrıldı Tülin tezgahtan işe geri dönmesi gerekiyordu. Dört klasörün daha kısa sürede biteceğini düşünse de işler giderek içinden çıkılmaz bir hale geliyordu çünkü bu dört klasördeki bilgiyi kontrol etmek için on klasöre daha bakması gerekiyordu.

Sonunda verilen sürede biritemeyeceğini düşündüğü için akşam onları eve götürmeye karar verdi ve gece boyunca da bakmaya devam etti. Öğlen tatilinde de bakabileceği halde yine dayamayıp o sokağa bakmak üzere çıktı şirketten.

Yine aynı tezgahın önüne gelince gördüğü komodinin güzelliğinden o kadar etkilendi ki “Bunu da mı sokaktan buldunuz?” dedi heyecanla gözlerini komodinden ayırmadan.

“Evet tıpkı bizim gibi” dedi ince bir kız sesi.

Tülin bu cevabı anlamayınca dönüp baktı kızın yüzüne, dünkü delikanlının yanında zayıf ufak tefek bir kız duruyordu.

“Nasıl sizin gibi?” diye tekrar etti merakla.

“Siz ona bakmayın, patronumuz çok iyi bir insandır. Hepimize hem iş, hem de bir yuva verdi.”

Bu kez merakla oğlanın yüzüne bakmaya başladı. İlgisini çekmişti ama saati farkedince daha fazla oyalanamadı ve sonra yine uğrayacağını söyleyerek şirkete döndü. Dosyalarla işi bitmediği için o akşam yine onlarla döndü eve.

Sadri bey yine akşam yemeği saatinde girdi kapıdan. Yukarı çıkıp Tülin’i şirketin dosyalarına gömülmüş görünce, sesini çıkarmadan yanına gitti. Hoşuna gitmişti bu manzara.

“Kolay gelsin ne yapıyorsun?”

Sadri beyin geldiğini duymayan Tülin sıçradı yerinden.

“Geldiğinizi duymadım” dedi nefesini toplamaya çalışırken. O kadar dalmıştı ki, korkudan nefes nefese kalmıştı bir anda dedesinin tok sesini duyunca.

Sadri bey eğilip dosyalara baktı kızın ne çalıştığını anlamak için, sonra “Kim verdi sana bu dosyaları?” diye sordu.

“Muazzez ve Türkan” dedi Tülin gülümseyerek, “Yalnış bir şey mi yapmışım?” dedi yeniden dosyalara bakarken.

“Takvimden pek anlamıyor olmalısın” dedi Sadri bey arkasını dönüp aşağı inerken, “Bunlar iki yıl öncesinin arşiv dosyaları”

Tülin şaşkınlıkla dönüp baktı dosyalardaki tarihlere, gerçekten  de eskiydiler. Aslında onların eski tarihli olduğunu farketmişti ama bunun malların depoya iki yıl önce girmiş olmasından kaynaklandığını düşünmüştü. Arşiv dosyaları olduğu hiç aklına gelmemişti.

Dedesinin peşinden aşağı indiğinde Sadri bey çoktan masadaki yerini almıştı.

“Açıkça seninle alay etmişler.” dedi kıza bakarak.

Tülin yutkundu.

“İşin kötüsü sen de anlamamışsın” dedi Sadri bey sesinde uğradığı hayal kırıklığı hissedilebiliyordu. Başını eğip çorbasını kaşıklamaya başladı.

Çok akıllı bir kız olmadığını biliyordu  ama yeni tanıştığı ailesinin gözünde bu şekilde aptal durumuna düşmekte gururunu incitmişti. Sonuç olarak buraya kendi isteği ile gelmemişti, dedesi onu zorlamıştı. Hemen yarın Nursen hanımın yanına dönebilirdi. Sonra onun annesinin hakları ile ilgili söylediklerini hatırladı.

Dedesi yıllar sonra onu bulmuş olmasına rağmen hemen iş performansını görmek istemişti. Bu kavuşma ile ilgili herhangi bir duygusallık göstermemiş, annesi ile ilgili konuşmamış, doğrudan işe aldığı bir elaman muamelesi yapmıştı. Annesi buradan kaçıp gitmekle hata yapmamıştı ona göre. Yine de annesinin hakkını o alacaktı, bunu ondan esirgeyemezlerdi.

(devam edecek)

Reklamlar

Kalbim anlıyor – Bölüm 3” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s